İnsan bu. Su misali, kıvrım kıvrım akar ya….. diye başlayan o muhteşem şiir, hayatın kıvrımlarla dolu olduğunu hatırlatır bana hep. Ãzel hayatımızda da, iş hayatımızda da inişler çıkışlar yaşarız. Arkadaş sandığımız, dost bildiğimiz insanların ikiyüzlülüğü, sevdiklerimizi kaybetmek, zorluklara tek başına göğüs germek zorunda kalmak insanı yorar bazen.
Yeniden doğuş hikayesini bana, bugün meslektaşım olan, eski bir öğrencim gönderdi. Hayatın zorluklarını, sıkıntılarını yaşadığımız dönemleri anlatan, bu sıkıntılardan kurtulmamız ve yeni bir başlangıç yapmamız gerektiğini vurgulayan güzel bir hikaye.
O günlerde iş hayatımın en büyük ‘dost kazığı” ile tanışmıştım. Belki o günlerin etkisiyle bu hikayeyi çok sevdim. Tanıdığım en iyi kimya öğretmenlerinden olan sevgili dostum Salih Subaşı ‘dost kazığı” sözünü bile kabul etmeyerek ‘dost olsaydı kazık atmazdı, kazık atmışsa zaten dostun değilmiş” gibi bir felsefe ile ‘dost kazığı” deyiminin bile yanlış olduğunu savunuyordu.
Hangi şartlar altında, hangi sıkıntıları yaşarsak yaşayalım hep dimdik ayakta durmak zorundayız. Ãzellikle öğrencilerimizin karşısında.
Meslek hayatında kaçıncı yılı dolduruyor olduğunuz hiç önemli değil. Bu güne kadar, sebep ne olursa olsun, çok yanlışlar yapmış olabilirsiniz. Birçok öğrencinizi dövmüş, kırmış olabilirsiniz. Birçok veli ile öğrenciniz arasında kavgalara sebep olmuşta olabilirsiniz. Hiç önemli değil. Emekliliğinize üç beş yıl da kalmış olabilir. Yeter ki siz ‘yeniden doğuş” için niyetli olun. Yeni bir başlangıç yapmaya, bambaşka bir öğretmen olmaya karar verin.
Bunu sadece öğrencileriniz için değil, kendiniz içinde yapın. Mesleki bıkkınlığınızın çevrenizden çok kendinize zarar verdiğini anlamanızı sağlamaya çalıştım.
‘Yeniden doğuş” kolay olmayacak. Elbette sıkıntıları olacak. ‘Yeniden doğuş uçuşunu” yapabilmek için bu sıkıntılara katlanmak zorundasınız. Kartalların ömürlerini yirmi yıl kadar daha uzatmak için yaptıkları uçuşun adıdır bu.
KARTALIN YENİDEN DOÄUşU!
Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan
kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi
ve zor bir kararı vermek zorundadır.
Kartalın yaşı 40′a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.
Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir. Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir. Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır.
Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya
vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.
Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.
Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız. Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız. Ancak geçmişin gereksiz safhasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlardan tam olarak yararlanabiliriz.
‘Geride kalanları unutmak ve önümüzde bizi bekleyenlere ulaşmak için hedefinize doğru ilerleyin”
SAİT ÇAMLICA
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Cumartesi, 06 Ocak 2007, 08:38 tarihinde Öğretmen & Öğrenci Hikayeleri kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....













