- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
-
Evimizi şereflendiren bir dostumuza yabancı gibi davranırsak onu gücendirmez miyiz? Gönlünü yıkmaz mıyız onun?Her zaman dost gibi davrandıklarımıza onlar için bir şeyler yapmak gerektiğinde yabancı gibi davranmaktan daha küçük bir hareket var mıdır?İhtiyaç sahiplerini görmemezliğe geldiğimiz anlar, Allah’a bir yabancı gibi davrandığımız anlardır. Hani bir Allah’ı bilirdik, O’nu tanırdık, O’nu işitirdik?Ya bu yabancı halimiz nedir?İsterken coşkun, verirken asık suratlı mı olmalıyız?Zaruretin kapısında inleyenler gözyaşları içinde, ‘Allah’ım yardım vaadetmiştin… Rızkımızı göndereceğini vaadetmiştin… Rızkımızı göndereceğini söylemiştin” derler. Bendeki hastalık toprağından sabır çiçekleri açarken, sendeki nimet toprağından yardımlaşma çiçekleri aşması gerekmez mi?Rızıkları gaspedenler, mallarını üst üste yığanlar çirkin iş yapıyorlar. M. Sadettin Evrin ‘Çok kadının kulağındaki küpe, aslında muhtaçların birer damla gözyaşıdır” diyor.- O nasıl bir incidir ki muhtacın gözyaşı iken senin vurdumduymazlığınla eskimiş, inci olmuş, kulağına küpe diye takılmıştır?Nasr-ı Husrev, ‘Saadetname”sinde diyor ki:‘Madem Allah sana nimetler bağışlamıştır. Sende başkalarına ihsan et. Çünkü senin mirasını yiyecek olan senin için hiçbir şey vermez. Bağışlayacağın zaman, Allah için bağışla. Çünkü Allah için ne verirsen geri alırsın.”Geri alacağın halde, birisine bir miktar yardımda bulunmak gerektiğinde Allah’a böyle yabancı durmak ne iştir? Ne gaflettir? Bu böyle ne feci bir tanımamazlık, görmemezliktir?Bingöl’de bir zekat verme-alma sahnesinin şahitleri, gördüklerini bize şöyle naklettiler:Zekatını verecek mümin, zekatını vereceği müminin evine gitti ve ona dedi ki:‘Ãyle hasta vardır ki şifası bir sağlıklı kişide emanettir. Ãyle darda olan kişi vardır ki ferahlığı bir bollukla olan kişide emanettir. Allah, emanetleri vermemizi buyuruyor. Senin de bizde bir miktar emanetin vardı. Emanetini getirdik kardeşim. Nasip eden Allah’a hamdolsun. Buyurunuz emaneti…”Ve ‘emaneti” alandan vakar içinde bir dua… Bir şükran… Hepsi o kadar.Rabbim, rızkını gaspetmeyenlere bak!Rabbim, cömertlere bak. Emaneti ihanet etmeyenlere bak. Hedef adamı, bir kaşık sıcak çorbayı ağzına götürürken, onu içemeyen hastaları, bulamayan fakirleri unutmayan adamdır. -
Hedef adamı…….
Ağlamadan şükretmeye utanan adamdır.
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazar, 28 Ocak 2007, 09:56 tarihinde Hayatı Anlamak kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....













