Bayram da, bayram yazısı yazmayacağım. Yüzünüzü güldürecek, en azından tebessüm ettirecek bir yazıyı paylaşmak istiyorum sizinle. Uykuyu uyutan matbaacı Halis’in uykusunu anlatacağım sizlere.
Birçok uyku hikayesi dinlemiştim. Ancak bugün sizinle paylaşacağım “uyku” hikayelerini başkasından dinlesem inanmayabilirdim. Bizzat tanıdığım bir uykucunun gerçek uyku hikayeleridir bunlar. Bu bir hastalık olsa gerek! Tedavisi var mı bilmiyorum.
Yaz tatilinde memlekete gittiğimde sık sık yanına uğradığım matbaacı arkadaşım Halis’in kaza yaptığını öğrendim. Arabanın tekeri patlamış ve direğe çarpmış diye duyduk önce. Araba ciddi hasar görmüş olsa da kendisine fazla bir şey olmamıştı.
Önce, “Önüne köpek çıkmış, köpeğe çarpmamak için direksiyonu kırınca direğe çarpmış” diye duyduk. Evine ziyarete gittiğimizde kazanın gerçek sebebini öğrendik. Direksiyonda uyuyakalmış bizim Halis. Uyku hastalığı yüzünden milletin diline düştüğü için de köpek yalanını uydurmuş!
Uyku yüzünden kaza yaptığını duyduğumuzda şaşırmadık. Çünkü Halis’in uykuya düşkünlüğünü hepimiz biliyorduk. Diyeceksiniz uykuya düşkün insan çok var. Hatta insanların büyük bir kısmı uykuyu sever. Elbette birçok insan uykuyu sever. Ancak Halis, çekirdek yerken, dişlerinin arasında çekirdeği tutarken bile, uykuya dalmayı başarabilen biridir. Dişlerinin arasında çekirdekle uyuyakaldığından ben ona heyecanla bir şeyler anlatıyordum. Birde baktım ki elinde çekirdek uyumuş.
Evine ziyarete gittiğimizde çabuk uykuya dalma hastalığının çocukluğundan kalan bir hastalık olduğunu anlattı bize.
“Çocukken inekleri gütmek için annem beni çobanlığa gönderirdi. Akşam olunca ineklerin hepsi eve gelirmiş. Tabi ben ortalıkta yokum. İnekleri ahıra yerleştiren annem beni aramaya çıkardı. Ya bir ağacın dibinde, ya da bir taşın yanında uyuyakalırdım.
Askerde, günlerin nasıl geçtiğini hiç anlayamadım. Hatta bazen gece ile gündüzü birbirine karıştırırdım. Herkes gün sayardı, ben hiç saymazdım. Sadece bir defa beni nizamiye nöbetine koydular. Orda da uyuyakaldığım için komutandan fırça yedim. Bir daha da nizamiye nöbeti yazmadılar bana.”
Halis uyku yüzünden yaşadığı sıkıntıları hem anlatıyor hem de gülüyordu.
“Akşam yemeğinden sonra yatağıma girince, yastığa başımı koyduğum anı bile zor hatırlıyorum. Her seferinde “Fatiha süresi okuyup sonra uyuyayım!” diyorum. Ancak şimdiye kadar Fatiha suresini bitirebildiğimi hatırlamıyorum!
Bir müddet sonra tekrar uyanıyorum. Fatiha süresine tekrar başlıyorum. Ancak yine bitiremeden uyuyorum.”
Matbaacılık yapan Halis, matbaa makinelerinin sesi arasında bile çok rahat uyuyabiliyor. Gözlerini kapayınca, sanki kulaklarını da tüm dünyaya kapatmış oluyor.
“Bu kadar da olmaz!” diyebilirsiniz. Ancak Tokat’ın Turhal ilçesinde Halis’i tanıyan herkes buna şahittir. Böylesi bir uyku hikayesi hiç dinlemediğim için, yazının başlığını, “Uykuyu uyutan adam!” diye koydum.
Uyan be Halis! Daha matbaa da yapılacak çok iş var!
Hayırlı Bayramlar.
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazar, 20 Eylül 2009, 09:21 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














uyan ey gözlerim gafletten uyan
halis beyi bir ben anlayabilirim herhalde uykucu bir insan olarak hemşerim yoksa tokatlılara has mı bu uyku nedir bende tokatlıyım hocam aynı zamanda sizinlede hemşeriyiz yazılarınızı takip ediyor ve arkadaşlarıma da tavsiye ediyorum.hemşeri oluşumuzda ayrıca gurur veriyor.kayseride semineriniz olursa katılmak isterim güzel yazılarınızın devamını diliyorum
reklamın iyisi kötüsü olmaz halis abii tasarım ofset uyuyan ofset
) uyuyarak kartvizit ve düğün davetiyesi basılır.
İnanması güç ama imkansız değil. Şahit olarak yaşayan bilir…..