Gurbetçi ailelerin hepsinde olduğu gibi, bizde de sürekli bir taşınma meselesi oluyor. Taşınmak zorunda kalmanın benim açımdan en zor tarafı, kitaplarımın dağılması oluyor. Dağılan kitapları yeniden rafları dizmek zamanımı alsa bilse, hepsini yeniden gözden geçirmek, benim açımdan keyifli oluyor.

                Bu yıl içerisinde yine taşınmak zorunda kaldım. Uzun zamandır elimi sürmediğim kitaplarımı raflara yeniden dizerken, uzun zamandır kolilerde beklemek zorunda kalan kitaplarımı yerleştirirken, kütüphanemdeki çeşitlilik dikkatimi çekti.

                Kütüphanemde neredeyse her hocanın her cemaatin kitaplarından var. Bir dönem siyasi kitaplara ağırlık vermişim, bir dönem Cumhuriyet tarihine. Fikir kitapları kadar, eğitim kitapları da doldurmuş kütüphanemi. Yetişme sürecimde isim ve eserleri ile gündemimize giren bütün grupların kitaplarından var kütüphanemde.

                Çeşit okumak ufuk açar!

                Üniversite öğrencilerinin başında duran bir arkadaşım beni aradı. Benden ilgilendiği öğrencilere okutmak üzere kitap isimleri istedi. Ben de kendisine yazar veya kitap ismi vermekten ziyade, okuma kültürü hakkında biraz bilgi verdim. Din, eğitim, siyaset, kültür, tarih, roman, psikoloji, felsefe gibi çeşitler ve farklı grupların okuduğu kitaplardan çeşit yapması gerektiğini söyledim.

                Somut isimler de vermeye başlayınca durakladı arkadaşım. Aradan bir ay kadar bir zaman geçince beni tekrar aradı.

                ”Aslında önce sana kızmıştım. Sadece bizim camia kitaplarından okutmayı düşünürken, senden böyle teklif alınca sinirlendim bile. Sonra düşününce sana hak verdim. Biz gençlere at gözlüğü takmaya alışmışız. Hep aynı kişi veya kişilerin kitaplarını okutup, içinde bulundukları camiayı daha çok sevecek kitaplar okutmakta ısrar ederken, gençlere farklı ufuklar açmayı ihmal ediyoruz. Bahsettiğin gibi bir okuma listesi yapmaya çalıştım.”  

                Arkadaşımdan bu sözleri duymak hoşuma gitti elbette. Ancak birçok yerde bu dar ve tek taraflı okumaların devam ettiğini bilmek beni üzüyor.

                Tekfir etme hastalığı! 

                Bu konuda gençlerden daha çok büyüklere kızıyorum. Kendi okumalarından aldıkları hazzın aynısını, gençlerin de almasını istiyor ve o doğrultuda bir okuma dayatması yapıyorlar.

                Bu konuda ya kendi hocalarını ve büyüklerini abartılı bir şekilde övüyorlar ya da diğer kitapları ve yazarlarını tekfir ediyorlar.

                Tekfir, Müslüman olduğu bilinen bir kişiyi, inkâr özelliği taşıyan inanç, söz veya davranışından ötürü kâfir saymak demektir.

                Bu konuda internette dolaşan videoları izleyince, insanın tüyleri ürperiyor. Küçük bir fikir farklılığından dolayı tekfir edilen o kadar çok insan var ki.

                Sürekli tekfir etme alışkanlığının arkasında ya cehalet yatıyor ya da taassup. Kendi grubu ve fikirleri dışında bir bilgisi olmayınca, her şeyin en doğrusunu öğrendiğini sanma cehaleti ne kadar tehlikeli ise, kendi fikirlerinden başkasını tekfir etmekte o kadar tehlikelidir.

                Mecelle’de meşhur bir kaide vardır. “Hak ehaktan evladır. Hakta ittifak, ehakta ihtilaf vardır. Doğru ve güzel olan şey, en doğru ve en güzel olandan daha önemlidir.” İnsanları temel doğrularda birleştirebilirsiniz, ancak yüzde yüz aynı fikirlere zorlayamazsınız. Hiç kimse mükemmel ve en doğru fikre sahip olduğunu söyleyemez.

Tekfir etmeyin istifade edin!

                Hocalar arasındaki ihtilaflara çok itibar etmeyin. Hepsinden istifade etmeye çalışın. Her çiçekten, üretmek istediği bal için, öz toplayan balarısını örnek alın. Hiçbir hocanın her şeyini kabul veya ret etmek zorunda değilsiniz. Farklı okumalar yapmak, seçme ve istifade etme konusunda insana ufuk açıyor, yol gösteriyor.

                Hocalar arasında fikir / yorum farklılıkları yeni bir durum değildir. İslam tarihi boyunca ihtilaflar hep yaşandı. Farklı fikir sahibi olmanın dinen de bir mahsuru yok. İhtilaf, tekfire dönüşür, tekfir çatışmaya sebep olursa yanlış yola / yönteme sapılmış olur. Tekfir ve sonrası çatışma sürecinden hiçbir taraf kazançlı çıkmaz.

                Değil iki hoca arasındaki fikir farklılığı, aynı hocanın farklı ortam ve şartlarda farklı yorumları bile bulunuyor İslam tarihinde. Aynı soru sorulduğu halde, Mısır’da farklı Irak’ta farklı cevaplar veren İmam Şafi, ‘Şartlar değişince, fetva da değişmek zorundadır’ diyerek, fetva konusunda Kur’an’ın esnekliğine ne kadar güzel vakıf olduğunu göstermiştir.

                İbn-i Hacer, ibn-i Haldun için ‘Külliyen Kafirdir!’ dermiş. Ancak bugün ikisinin fikirlerinden de istifade ediyoruz.

                Tekfir etmeyin, takdir edin!

                Tekfir etmeyin, istifade edin!

Bir Cevap Yazın