Üniversite 2. sınıftayım. Arkadaşlar soruyorlar, “Derya hasta mısın? Yüzün sapsarı. “Yok değilim” diyorum. Mevsim bahar, ama gökyüzü kapkara bulutlarla kaplı gibi geliyor bana. Ne çiçekleri görüyor gözüm, o çok sevdiğim çiçekleri, leylakları, laleleri, sonra yaza doğru kampusun her yanında sık sık açan gülleri… Ne de kuşların cıvıltılarını duyuyorum. Ne yemek var ne de uyku. Benim içim acıyor. Bana bir şeyler oluyor diyorum kendi kendime.
Ben vuslata yaklaştıkça, gizli bir el engelliyor sanki, yaklaşmak istedikçe uzaklaşıyorum. Faili hakiki Allah…Vuslata tam yaklaşmışken, sanki gaybdan bir ses işitiyorum, “hayır Ben dilemiyorum,Ben takdir etmiyorum, Ben onaylamıyorum” diyor…
Sonra o benden yüz çeviriyor… Sebep; “Derya çok değişti” demiş. Hayatımda yaşadığım en kötü günlerde yanımda olmayanın sevgisi gerçek midir? Her şey bitti diyorum defalarca, her şey bitti… Bu iki kelime o kadar acıydı ki “Her şey bitti!”…
Bir gece rüyamda, giysimin tam kalbimin üzerine gelen kısmının kocaman kırmızı bir leke olduğunu görüyorum.
Evle okul arasında gidip gelirken etrafımdaki insanlar konuşuyorlar, günlük sıradan şeyleri… Ben hiçbir şey duymuyorum. Tamamen içime, kalbime kapanmışım, başka şeyler duyuyorum…Nereye baksam kalbime, aklıma tek söz geliyor “ALLAH”.Bütün varlıkların Allah”ı zikrettiğini duyuyor gibiyim.Sanki her yerde Allah var.La mevcude illahu…
Kendimi zorlaya zorlaya, ders notlarımın üzerine gözyaşları dökerek çalıştığım finaller nihayet bitiyor ve çok şükür ki yaz tatiline giriyoruz.
Benim içim acıyor, bana bir şeyler oluyor… Her gün on binlerce tespihle ayakta zor duruyorum. Esmaül Hüsna”yı ezberliyorum okuya okuya.Ya Baki diyorum durmadan,”Allah’ım yalnızca Sen Bakisin, senden başka her şey fani”.Her secdemde yalvarıyorum,”Allah’ım gönlümü sana çevir” diye…
Keşke son sınıfta olsaydım… Okulun bitmesine daha iki yıl var ve ben iki yıl boyunca onunla aynı kapıdan, aynı sınıfa girip çıkıp, defalarca karşılaşmaya nasıl dayanırım?
Allah’a dayanıyorum ve defterimin ilk sayfasına sadece şunu yazıyorum:”Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir.”Bir daha ona hiç bakmadım iki yıl boyunca. Biz 4 yılda hiç konuşmadık, tek kelime bile.
Okulun son günü, son final sınavı… Soruları bir an önce bitirip sınav salonundan erken çıkıyorum ve hızlı adımlarla kimseyle karşılaşmadan, vedalaşmadan okuldan kaçıyorum…
Bunları yaşamadan çok önceleri kalbimin en derininde bir dilek saklardım “Allah’ım beni sana yaklaştıracak birini nasip et bana!” Kabul olmuş meğer…
“Derya çok değişti” demiş ya, varsın öyle bilsin. CANI SAĞOLSUN…
Bundan tam 10 yıl önceydi, tam da bu zamanlar…
(OKUYUCULARIMDAN DERYA HANIMIN KALEME ELDIĞI YAZIDIR BU… YÜREĞİNE SAĞLIK DERYA HANIM)
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Çarşamba, 18 Nisan 2007, 20:45 tarihinde Aşka Dair Hikayeler kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....











işte buydu….yaşadığım ama adını koyamadığım…her seferinde Rabbime daha çok yalvarmamın nedeni…
onun ne olduğunu biliyorum artık. adını koydum:))
her seferinde Kendisine ulaşmamız için bize nedenler gösteren Rabbim’e hamdolsun
gercekten leylasını bulmasına sevındım Allah hepımıze hayırlısını nasıp eder ınsallah
bazen bizim için nasip olmayan şeyler…belki daha hayırlısını olacağına işarettir…hayırlısını istemek …
ama nasip olamayan şeylerin kötü olduğuna işaret değildir…geçmişte kalanları kötülemek yerine kendimiz için hayırlısını istemek…(bide hayırlısını onla istemek var ..o ayrı mevzu…:))
benimde şuan icim acıyor.onunla birlikte olmamıza rağmen içim acıyor.Allah herşeyin hayırlsıını nasip etsin inşallah..
Allaha dostluk mertebesinemazhar olmak için kur-andaki ilahi mesajlara gönül vermek,sünneti seniyye üzere yaşamak şart.bu şartın temel hacı da MUHABBET,MUHABBET,MUHABBET.
Sevgiler kalp alemlerinin durumuna göre derece derecedir.kimi durgun,kimi çağlayanlar misali coşkundur.durgun olanlar,sevgiliye vuslat yollarını aşamaz”o yollardaki yorgunluğa ve çilelere katlanamaz.ancak coşkun bir sevgi ile sevenler,dağları ve taşları aşan ırmaklar gibi nice mesafeleri katedip vuslat deryasına ulaşmaya muvaffak olurlar.
din,aşk ve fedakarlık toprağında meyve verir.esas itibarıyla fedakarlığı meydana getiren de dinin yeşettiği bir aşktır.bu aşk olmazsa fedakarlık olmaz.bunlar olmayınca da dini hassasiyetler,gönül aleminde tecelli etmez,insan kupkuru kalır ve sonsuz güzelliklerin cennet iklimine mazhar olamaz.
insanlar en büyük bedeli ve fedakarlığı muhabbetleri uğrunda öderler.çünkü herkes,sevdiği uğrunda,sevgisi nisbetinde fedakarlığa katlanır.aşk kemale erince fedakarlık ve bunun neticesi olancefa da zirveye ulaşır. o zaman artık cefa da safa haline gelir.bu bakımdan Sahabe-i Kiram bir ömür,Hazreti Peygamber sav efendimizin en ufak bir arzusuna bile canım ve nefsim sana feda olsun Ya Rasulallah diyerek koşmuştur.
her zaman hayırlısını istiyoruz.. Rabbim hayırlı kimselerle karşılaştırsın.