Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ‘Milli Savaş Hikayeleri” adlı eserinde yer alan ‘Gizli Posta 3″ başlıklı 1920 tarihli yazısı bir genç kızın esaretten yeni dönen nışanlısına yazdığı mektuptan ibaret. Mektubun bir yerinde şunları yazıyor genç kız:‘Frenk bezirganlarının buraya yığdıkları kumaş ve koku sandıklarının etrafına üşüşen kuş beyinli içi boş kızlardan değilim.Seni, yadırgamayacağın bir noktada bekliyorum. Burada bizim için dört yıl evvel başlayan kahramanlık dolu hayat sona ermedi. Cephelerden dönenleri yine siperler bekliyor.- Bu siperler yeni kurulacak evlerdir. Ve bu evler bizim son müdafaa hatlarımızdır.”- Bir ailenin üzerinde her türlü bomba patlayabilir. ‘Ev” denen siper ne kadar korunmalı olursa, kayıplardan kurtulmak o kadar mümkün olur. Son müdafaa hattında sıkı durulmalıdır. Bugün artık dünyanın her tarafında aile, birer siper hükmündedir. Her toplum, ailesini güçlendirmeye, bozulan aile düzenini yeniden sağlamlaştırmaya çalışmaktadır. Gerçekten ailenin de kalbinden isabet almasıyla insanlığın kaybedeceği artık fazla bir şeyi kalmayacaktır.- - Aile düzeni tamamen kaybolmuş bir toplum, neticede ‘kaybolan” ilk toplum olacaktır. Ãlkemizde aile, kendisinden beklenen normal sosyal görevler dışında, henüz kurumlaşmamış birçok faaliyetin de açıklarını kapatmak durumundadır. Veya birçok meseleye göğüs germek zorundadır. Meselâ, işsizlik belasının ekonomik göstergelerde göründüğü gibi, bir tahribat yapmamasının sebebi aile yapımızdaki sağlamlıktır. Ãrnekle arttırmak mümkün. Ailedeki tahribat, ülkemizde her ülkedekinden daha çok kötü netice verecektir. Sağlam, uyumlu, bilgili, sevgi ve şefkat dolu bir aile kuran herkes, bir ‘devlet” kuruyor demektir. - Toplumumuz gücünü asırlarca aileden almıştır. Aile denen son müdafaa hattının çökmesi ile de gücünü kaybedecektir. Hedef adamının reislik yapacağı aile yalnız müdafaa hattı olmakla kalmayacak, geleceğin ilim ve kültür hamleleri için bir hücum hattı olacaktır. -
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -- - -- - -- - -- - -- - --
Ebu’n Necîb Sühreverdi der ki: ‘Evlatlarını terbiye eden bir millet düşmanlarını azarlamış olur.”Demek düşmanların azarlanması için evlatlarımıza düşmanlarımızın değil, kendi terbiyemizin verilmesi gerekmektedir. Erkeğin bozuk olduğu birçok aile kadının sağlamlığı sebebiyle hayatını sürdürebilmektedir. Ama kadının bozulduğu bir ailenin ayakta kalması mümkün değildir. İstikbalimiz kadınlarımızın, dolaysı ile ailelerimizin saflığında temizliğinde kültürümüze bağlılığında saklıdır. Bu, her yerde böyledir. Bizde daha çok böyledir.- -
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazar, 28 Ocak 2007, 09:52 tarihinde Aile Hikayeleri kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














Ailenin önemi çok büyük. Manevi anlamda eksikliklerin yaşandığı toplumumuzda ailenin önemi daha da hissediliyor. Öğrencilerimizdeki, velilerimizdeki davranışları ve değer yargılarındaki farklılıkları birebir görebiliyoruz. Genel insani değerler bile göz ardı edilebiliyor. Bu konuda hepimizin sorumluluğu olduğu unutulmamalı. Kendimizi düzeltmeye çalışarak ayna olmamız gerektiği muhakkak…
çok kötü ve bunu bilmiş olun hıh