“Dünyanın en şanslı insanları, yaptıkları işi, o işten kazandıkları paradan daha çok seven insanlardır” sözünü çok severim. Ben bu şanslı insanlardan birsiyim.

Her gittiğim konferanstan sonra yeni notlar alıyorum. Çiçek çiçek  polen  toplayan  arılar  gibi,  her gittiğim konferanstan farklı polenler (notlar) topluyorum. Konferanslardan sonra mail adresime gelen e-postalarda ayrı bir bilgi kaynağı oluyor benim için. Anne babaların evlatlarıyla yaşadıkları problemleri dinlediğim / okuduğum kadar, gençlerin ailelerinden şikayetlerini de dinliyorum / okuyorum.

Konya’da, hatırasını dinlediğim bir emekli öğretmenden aldığım bilgileri de yazıyorum, Antep’te bir okul idarecisinin öğrencilik hatıralarını da. Tekirdağ konferansından aldığım notlarla, Pendik konferansı notlarını birleştirince daha farklı yazılar meydana geliyor.

“Anne, Baba ve çocuk ilişkisinden “para” nerde durmalı?”  sorusuna,  birçok  cevap  verilebilir. Paranın varlığı mı daha büyük dert, yokluğu mu? Bence varlığı veya yokluğu değil, ölçülü ve doğru kullanımı önemlidir. Çocukların her istediğini almak ne kadar yanlışsa, hiçbir istediğini almamak da o kadar yanlıştır. Para, mutluluk için amaç değil, araç olmalı.

Dört çocuk annesi bir okuyucumdan gelen e- postayı okuyunca, para ve çocuk ilişkisi konusunda, dengesiz davranmanın çocuklar üzerine etkisi hakkında tekrar düşündüm.

Merhaba Hocam.

Birkaç yıldır yazılarınızı takip ediyorum. Allah sizden razı olsun. Allah kaleminize ve yüreğinize güç kuvvet versin. Kendi hayatımda yaşadıklarımı sizinle paylaşmak istiyorum.

“Para insanı mutlu etmez!” sözünü boşuna söylememişler. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak büyümüş olmamıza rağmen, ailem bana ve kardeşlerime gereksiz birçok acı yaşattı. Yaşadığımız sıkıntıların en önemli sebebi “para” oldu. Parasızlık yüzünden yaşamadım ben bu sıkıntıları, paralı bir ailede büyüdüğüm için bu kadar acı verdi ailemin tavırları bana.

Sanki annem babam parayı evlatlarından daha çok seviyormuş gibi geldi bana. Evlatlarını mutlu etmeyen para, anne babayı nasıl mutlu edecek ki?

Ne zaman para lafı açılsa, “Kimin için biriktiriyoruz?” diyorlar. Hep biriktirdiler, hep biriktirdiler… Ceplerinde biriken paralar arttıkça, beni kendilerinden uzaklaştırdılar. Parayı çoğalttılar ama aramızdaki mesafeyi de büyüttüler.

“Sizden ev kirası mı aldık?” sözünden midem bulandı. Sanki evlatları değil de, komşularının çocuğuyum…

“Evlat sahibi olunca anlarsınız!” cümlesini o kadar çok duydum ki, gerçekten evlat sahibi olunca anlayacağımı sandım. Evlat sahibi olunca ailemi hiç anlayamadım. Sevgilerinden daha çok şüphe etmeye başladım. Ailemin yanlışlarını doğru sandığımdan yaptığım hatalar aklıma geldikçe üzülüyorum.

Ben de evlat sahibi oldum. Bayramda evlatlarıma harçlık veremediğim zaman çok ağladım. İçimde bir yara gibi büyüdü evlatlarım. Hep acıdı, hep acıttı yüreğimi evlat hasreti.

Anne babamı hala anlayabilmiş değilim. Bu nasıl bir evlat sevgisiydi ki, evladınız seccadeyi gözyaşlarıyla ıslatırken hiçbir yarasına merhem olmadınız. Elinizde merhem olmasa kızmazdım, kırılmazdım size. Ama siz elinizdeki merhemi evladınızın yarasına sürmediniz. Elinizdeki mendille, evlatlarınızın gözyaşlarını silmeyecekseniz, neye yarar o mendil. Neye yarar bankada ki paralar?

“Bayramda  gelip  yanımızda  ol!”  dediniz ama.

“Gelecek  paran  var  mı?”  diye  sormadınız  hiç.   Eşimin yanlışları yüzünden hayatımı zehir etmeniz içimden kocaman yaralar açtı.

O kadar ağır geldi ki anlayışsızlığınız, beni yalnız bırakmanız. En zor günlerimde sığınmam gereken liman olmanız gerekirken, beni yalnız bırakmanızı, dilim affetse de  yüreğim  hala  acıyor.  Her  yerde  her şeyde aklıma geliyordu, yalnız bırakılmam. Yılmaz Erdoğan’ın, “Ben senin beni sevme ihtimalini sevdim!” şiiri bile bana sizi hatırlatıyor. Çünkü siz benim annem babamsınız.  Ben sizin beni anlama ihtimalinizi sevdim.

Çocukken ellerimden tutup, bana yürümeyi siz öğrettiniz. Büyüyünce sandım ki, yine elimden tutarsınız. En azından düştüğümde kaldırmak için tutmanızı bekledim. İyi tarafından baktığım da, bana “tek başıma” yürümeyi öğretmiş oldunuz. Hayatım boyunca, anne babama bile muhtaç olmamam gerektiğini çok iyi anladım.

Bu bir küskünlük veya beddua yazısı değil. Bir sitem, bir kahır… Ama şahsınıza değil, acılarıma kahrettim, yalnızlığıma. Kadere, Allah’a ve size asla kahretmedim. Paraya olan tutkunuza kahrettim.

Yıllarca yaşadığım sıkıntıları bugün yaşamıyorum. Sizden gelecek yardıma ihtiyacım da yok. Bugün elinizdeki tüm serveti bile bana verseniz, hiçbir yaramı sarmayacak. Yaram acırken yanımda olmanızı çok isterdim.

Siz çok seviyorum, ancak paranızdan nefret ediyorum!

Bir Cevap Yazın