‘Sokak çocukları neden Bankamatiklerde yatıyor, hiç düşündün mü?’ sorusuyla karşılaşınca, hiç düşünmeden, ‘Sıcak olduğu için tabi ki!’ diye cevap verdim. ‘Hayır!’ dedi arkadaşım. ‘Görünmek için!’

Aldığım cevap beni susturdu, düşündürdü. Sonra içimi acıttı.

Daha sıcak, daha sakın, daha sessiz yerler olmasına rağmen, Bankamatikte yatmayı tercih ediyor birçok sokak çocuğu. Hem de ısınmak için değil, görünmek için.

Kimse görmemiş onları. Görünmek istiyorlar.

Kimse sevmemiş onları. Sevilmek istiyorlar.

Kimse ilgilenmemiş onlarla. İlgi istiyorlar.

Sokağa sığınan çocuklar.

Asıl mesele, ‘Sokağa atılan çocuk mu, sokağa kaçan çocuk mu?’ Sokağa atılanı elbette vardır. Ancak sokağa kaçanların sokağa atılanlardan daha çok olduğunu düşünüyorum.

Bunlardan birisiyle tanışma imkânım olmuştu. Tanıdığım birinin akrabasıydı. Aile içinde yaşanılan sıkıntılardan o kadar bunalmıştı ki, sokağa sığınmış adeta. Yattığı yerde köpekler bile yatmazdı belki. Ama o yatıyordu.

Ailesinin evi kaloriferli ve sıcaktı. O evin sıcağını değil, köpeklerin yaşadığı yeri tercih ediyordu. Çünkü sokakta bedeni üşüse de ruhu ısınıyor, yaralanmıyordu. O sokağa atılmadı, sokağa kaçtı. Bedeninin ısındığı sıcak evden, buz gibi sokaklara sığınmıştı. Ruhunun acı çektiği evden kaçmıştı.

Aile, sadece bedeni değil, ruhu da ısıtmalı…

Çocuk bakımı ve / veya eğitimi denilince, hep fiziki eğitim anlaşılıyor. Çocuk hasta olmasın! Çocuk üşümesin! Beden sağlığına dikkat edilir hep. Giydiği kıyafetler temiz olsun, ayakkabısı su almasın.

Hasta olunca Doktora götürülür. Tedavisi için her tür fedakârlık yapılır.

Çocuk okusun! Okula gitsin. Başarılı olsun.

Annenin fedakarlığını düşünsenize!

Sabah erkenden kalkıyor. Kahvaltı hazırlıyor. Kıyafetlerini giydiriyor. Çocuğu elinden tutup okula götürüyor. Okul çıkışı kapıda bekliyor. Alıp eve getiriyor. Karnını doyuruyor. Ödevlerini yaptırıyor.

Ya babanın fedakarlıkları?

Çalışırken evlatlarını düşünüyor. Kazandıklarını kendine değil, onlara harcıyor. Her istediklerini almaya çalışıyor. Okul masrafları yetmezmiş gibi, ek masraflarını da karşılamak için çırpınıyor. Okusun diye gerekirse birikimlerini bile satıyor. Ev, araba, arsa… Yeter ki okusun. Sadece okusun diye değil, iyileşsin diye de her masrafı yapıyor baba. Hasta olan evladı için her şeyini satmaya hazırdır babalar.

Elbette çocukların beden sağlığı önemlidir. Ancak beden sağlığı kadar ruh sağlığı da önemlidir. Beden sağlığı bir binanın boyası, aksesuarı gibidir. Çocukların ruh sağlığı, kişiliği, karakteri, ahlakıdır. Bir binanın çimentosu, kumu, demirleri kolonlarının sağlamlığı ne ise, çocukların ruh sağlığı da odur.

Anneliğimizi ve Babalığımızı yeniden gözden geçirmek zorundayız. Sahi eksik ve yanlış olan ne?

Ağaç büyütülür, insan eğitilir.

‘Ağaç büyütmek ile insan büyütmek arasında ki fark ne o zaman?’ sorusunun cevabıyla anlatmaya çalışayım eksik olan tarafı.

Ağaçların fiziki ihtiyaçları verilince kendiliğinden büyür. Güneş, toprak, hava, su… Ağaç böceklenirse ilaçla iyileşebilir. İlaçlanmak da, fiziki ihtiyacıdır ağacın. İnsanın ağaçtan farkı, büyütülen değil, eğitilen bir varlık olmasıdır. Anne baba çocuğunu sadece büyütmemeli, aynı zaman da eğitmeli. Eğitilen beden değil, ruh ve kalptir. Eğitmek, davranış kazandırmaktır. “Hangi davranış?” sorusunun cevabını anne baba vermeli. “Hangi davranışı kazanmasını istiyorsalar o davranış kazandırmak için çaba sarf etmesi gerekiyor anne babanın.

Başka bir ifade ile; ‘Çocukların bedenlerini büyütülürken, ruh ve kalpleri de eğitilmeli, doyurulmalı’

Yaş ilerleyince kontrol ruh ve kalptedir.

Çocukların bedenleri belli bir yaşa kadar anne babaya muhtaçtır. Dayak yerken bile annesine sarılan çocuklar, bu muhtaçlığın göstergesidir.

Çocukların kalbine değil, sadece beynine işlem yapmaya çalışan öğretmen, öğrencilerinin yaşları küçükken kolay yönetir onları. “Küserim!” deyince, öğretmeninin üzmemek için sessiz duran, ödevini yapan öğrenci buna örnektir.

Çocukların yaşları ilerleyince bedenlerini, anne babaları veya öğretmenleri değil, kalp ve ruhları yönetmeye başlar.

Anne baba ruhu, öğretmen kalbi ihmal etmişse, ruhu ve kalbi tarafından yönetilen gençlerle iletişim kurmakta sıkıntı yaşarlar.

Çocukların bedenine anne babalık yapıyoruz. Ya ruhları?

İnsanı sadece fiziki bedenden ibaret sanan anne babalar, mutlu çocuk yetiştirmek için onların fiziki ihtiyaçlarını gidermeyi yeterli sanıyor. Tüm enerjisini çocuklarının fiziki ihtiyaçlarını gidermeye harcıyor. Bu konuda başarılı da oluyorlar. Bedeni yöneten ruhu kim eğitecek? Kişiliğini, karakterini, ahlakını kim şekillendirecek?

Beyinlerine bilgi yükleyerek öğretmenlik yapıyoruz. Ya kalpleri?

Okuma – yazma ve dört işlem öğreterek başlıyor okul hayatı. Her sene yeni bilgiler yükleniyor beyinlere. Sınavlar, karneler, teşekkür – takdir belgeleri… Sonra daha büyük sınavlar, daha yoğun dersler. Sonuç, elde var diploma!

İnsan beyinden ibaret bir varlık değil ki! Kalbine kim eğitim verecek çocukların? Kimi sevecek? Kime hayran olacak? Kendine kimi örnek alacak?

Şiddet ruhun isyanıdır!

Şiddete bulaşan, kavgaya karışan, ailesiyle problemler yaşayan, öğretmenleriyle anlaşamayan gençlerin hayatını dinlediğiniz zaman, olaylara bakış açınız değişiyor.

Ruhun açlığını, kalbin sevgiye muhtaçlığını kaldıramaz insan. Çok acı verir sevgisizlik. Bu acıyı bastırmak için sigara, içki, tiner, kokain gibi maddelerle uyuşturur bedenini. Şiddet, bazen kendi dışına, bazen kendine uygulanır. Jiletle kendini kesenler, tinerciler, uyuşturucuya başlayanlar, erken yaşta alkol bağımlısı olanlar, intihara teşebbüs edenlerin çoğu, şiddeti kendine uygulayanlardır.

Bazıları şiddeti kendine değil çevresine gösterir.

Saldırganlaşır. Başına gelecek kötü olayları düşünmez bile. Dayak yemek, zaten alışık olduğu bir şeydir. Hapse düşmek, onu korkutmaz. Soğukta aç kalmaktan iyidir cezaevi onlar için.

Şiddet doğuştan gelen bir özellik değildir. Şiddet; yaralı ruhun, sevgisiz kalbin isyanıdır.

Evladının ruh ve kalbini ihmal eden anne, anneliğini yeniden gözden geçirmeli.

Evladının ruh ve kalbini ihmal eden baba, babalığını yeniden gözden geçirmeli.

Öğrencisinin ruh ve kalbini ihmal eden öğretmen, Öğretmenliğini yeniden gözden geçirmeli.

Ne ekersek onu biçeriz!

Bir Cevap Yazın