Sevgi konuşulmaz, yaşanır. Sevgiyi konuşmak, sözün bittiği yerden konuşmaktır. İnsan ancak sevgiye dair konuşabilir. Ey sevgili okur! Bu yazıyı ’sevgiye dair” bir yazı olarak oku! Sevgi ışık gibidir, sevgisizlik karanlık. Karanlığın kaynağı olmaz. Karanlık ışığın yokluğu halidir. Fakat ışığın bir kaynağı olmak zorundadır. Kaynaksız ışık olmayacağı gibi, kaynaksız sevgi de olmaz.
Sevginin kaynağı Allah’tır. Sevgi ırmağı Allah’tan çağlar. Zira o el-Vedud olandır. Vedûd ismi, fe’ûl veznindendir. Bu veznin özelliği, hem fail hem mef’ul, hem etken hem edilgen olmasıdır. Bu yüzden Vedud ismi, hem ‘En çok seven”, hem de ‘En çok sevilen” anlamına gelir. Bir başka ifadeyle, hem ’sonsuzca seven”, hem de ’sevilmeyi isteyen” anlamını verir. Vedud ismini diğer birçok isimden ayıran fark da budur.
Allah Rezzak ismiyle ‘rızık verir”, Hallak ismiyle ‘yaratır”, Äaffar ismiyle ‘bağışlar”, Rahman ismiyle ‘rahmet eder”. Bu ve bunun gibi isimler hep tek taraflıdır. Fakat Vedud’a gelince iş değişir, çift taraflı bir ilişki başlar: Hem sever, hem de sevgi ister. İşte bu, sevgi farkıdır.
Allah isminin mücerret hali ‘e-l-h”dir. Bu harflerin yer değiştirmesinden ancak 7 kompozisyon oluşturulabilir. Bunların tümü tek bir manaya delalet eder: Sevgi. Onun el-Esmau’l-Husna’sı, ondan neşet eden sevginin esma prizmasındaki yansımalarıdır. Besmele ile Müslüman diline pelesenk olan Rahman ve Rahîm, O’nun özünde ve işinde sevgiyle dolu olduğunu gösterir.
Allah’a nisbet edilen sevgi ‘hubb” ve ‘vudd” kelimeleriyle ifade edilir. Kur’an ve sünnet edebiyatında ‘aşk’ kelimesi ilahi sevgi için hiç kullanılmaz. Zira ’sarmaşık”, ’sarmaşık gibi sevdiğine sarılan ve onu esir alan” anlamına gelen ‘aşk’, beşeri sevgiyi ifade eder. Hubb ise ‘tohum, çekirdek, öz” manasına gelir. ‘Hububat” buradan gelir. Sevgiye ‘muhabbet” denmesinin hikmeti bellidir: Sevgi, mahlûkat ağacının tohumudur. Mahlûkat ağacının en soylu meyvesi olan insan da, sevgi tohumunun kendi tohumunu içinde taşıyan meyvesidir.
Meyve, köküne olan sadakatini sevgiyle isbat eder. İnsanın Allah sevgisi de böyledir. Bu yüzden vahiy sevgide en büyük payın Allah’a ayrılmasını şart koşar: ‘İman edenler her şeyden daha çok Allah’ı severler”. Ve Hz. Peygamber’e şöyle söylemesi emredilir: ‘De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız beni izleyin ki, Allah da sizi sevsin.” Allah ile kul arasındaki bu karşılıklı sevgi, daha başka ayetlerde de vurgulanır: ‘O (hakiki müminler) Allah’ı severler, Allah da onları sever”.
Vudd, sevginin çok özel bir türünü ifade eder. Bu tür bir sevgi, bahşedilen bir sevgidir. Veren kaynaktan bir öz taşıdığı için de ölümsüzdür. Okuyun şu ayeti: ‘İman eden ve salih amel işleyenler için Rahmân (ölümsüz) bir sevgi (vudd) bahşedecek”. Bu yüzden olsa gerek ki, vahiy ilk yıllarda muhataplarını Cennetle müjdeleyip Cehennemle korkuturken, onların olgunlaştığı ileriki yıllarda ‘Allah sever-Allah sevmez” diye müjdeler ve uyarır. Bu, Allah-kul ilişkisinde sevginin nasıl yüksek bir mertebeyi ihraz ettiğini gösterir.
Her şeyin sahtesi olduğu gibi, sevginin de sahtesi olur. Sahih sevgi düzeltir, kalp sevgi bozar. Kaynağında Allah’ın bulunmadığı bir sevgi sahte sevgidir, bunu pazarlayan da sevgi kalpazanıdır. Kaynağını kutsaldan almayan sevgi, sevgi değil tutkudur. Sevgi özü gürleştirdiği için insanı özgürleştirir, tutku ise tutuklar ve köleleştirir. Tutkunun adını sevgi koyanlar, iki kişilik yalnızlığı sevgi sanmakla sevgiye de haksızlık yapmaktadırlar.
Modern çağın üç sahte tanrısı vardır: Güç, para, seks. Bunlar tek dünyacı bir hayat tarzının teslisini oluşturur. Küresel değersizleştirme operasyonunun bir parçası olarak seks tanrısı, şimdilerde ’sevgi” adıyla pazarlanmaktadır. Hayat adını verdiğimiz bu kutsal emanet, fahiş ve fahişelerin elinde hiç bu kadar oyuncak olmamıştı. Libido, bilinci hiç bu kadar esir almamıştı. İnsanlık tarihinde şehvet simsarları, bu kadar müşteriyi bir arada hiç görmemişlerdi.
Seksin ’sevgi” adı altında pompalanması, küresel değersizleştirme operasyonunun doğal bir uzantısıdır. Bu operasyonun amacı hayatı anlamsızlaştırmak ve amaçsızlaştırmak, yani Allahsızlaştırmaktır. Kendisine karşı savaş ilan edilmesi gereken gerçek terör budur. Çünkü bu ahlak terörüdür. Bu terör, insan soyunu topyekûn tehdit etmektedir.
Zinaya ‘hayır” diyemeyen sevgiye ‘evet” diyemez. Zira zina, sevgiyi zehirler. Zehirli sevgi, çiftleştikten sonra dişisini sokarak zehirleyen haşarata benzetir eşref-i mahlûkat olan insanı. Onu erzel-i mahlûkat yapar, vahyin tabiriyle ‘Hayvanlar gibi, hatta ondan daha da aşağılık” yapar. Mahremiyetin kalmadığı yerde iffet, iffetin kalmadığı yerde hürmet, hürmetin kalmadığı yerde hilkat bozulur. Hilkatin bozulduğu yerde fıtrat bozulur.
Fıtrat bozulursa artık orada insanı kimse tutamaz. şehvete kimse bir sınır koyamaz. ‘Keyif benim değil mi, istediğimi yaparım” diyen birine kimse hudut çizemez. İş sonunda 17 aylık bebeğe gelir dayanır. 17 yaşındakiyle zinaya hayır demeyenin, tecavüze uğrayan 17 aylık bebek için yaktığı ağıtlar, ‘timsah gözyaşları” hükmündedir.
Herkes aklına koysun: Bir sınır yoksa hiç sınır yoktur.
SAMİ HOCAOÄLU
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Cuma, 16 Şubat 2007, 11:33 tarihinde Aşka Dair Hikayeler kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














gerçekten çok doğru.sevgi üzerinde bu bilinçle hareket etmeyi allah cümlemize nasip etsin.başarılarınızın devamını dilerim.
evet bence çok haklsnz allah herkese dürüst doğru vede güzel sevmeyi nasip edtsin
gerçekten cok güzel şeyler soylemıssınız sevgıye daır ama bu devırde sevgı sadece karsılıklı alıs verıs gıbı kullanılıyo ılışkı yasayan gencler bırbırımızden nasıl faydalanırız dusuncesındeler sevgi güzelliğini yitirmiş artık toplumumzun %90 ını kaplayan kesmınde sadece sex e dayalı sevgı adı altında kurdukları bı ılışkı yasıyolar.allah gercek sevgıyı hepımıze nasıp etsın…
arkadaşlar gerçek sevgi içimizde bir yerlerde şu anki ortamda kızlar prensini bulmak için bi çok kurbagayı öpmek zorunda kalabilirler.ama bir sürü hayal kırıklıgı yaşamak ve kötü bir namla anılmak istemiyorsak gerçek sevginin ilahi güç oldugunu bilmek çok önemli.bir avcı gibi sevgiyi aramak yersiz sevgi her yerde arkadaşlar.mecnunu çöllere düşüren leyla degilmiydi.hepimiz hikayeyi
az çok biliyoruz peki sonunu bilen varmı mecnun leylasına kavuştu ve ona asıl aradıgım sen degilmişssin ille de meval demedi……..emeginize saglık……
marifetullaha eren kamil insan,Hakkın aşk ve muhabbetinin tecellisi altındadır ki mercek altında bir kağıdın yanması gibi,onda bütün nefsani temayüller birer birer ömrünü tüketir.
aşk ve irfan,yani muhabbet ve marifet,kalbi olgunlaştıran ve insan idrakini zahiri ilmin üstünde taşıyan iki manevi kanat gibidir öyle ki bu iki kanatla insan yedi kat göklerin yani miracın yolcusu olur.
aşk ve irfan,yani muhabbet ve marifet,kalbi olgunlaştıran ve insan idrakini zahiri ilmin üstünde taşıyan iki manevi kanat gibidir öyle ki bu iki kanatla insan yedi kat göklerin yani miracın yolcusu olur.
gönül insanı isen,bütün gönülleri aydınlatacak bir güneşsin…senden nice mehtapların resmettiği derin manzaralar tezahür eder.