Bir ud sesi kadar masum bakışlarının nüshası.
Ya beni benden eyle,
Ya da ruhumu senin denizlerine boğdur…
Bir huzur kadar sevecen şehr-i hüznüm…
Fatih’in hatırına boyanmış köprüler gibi
Diliyorum seni senin içinde…
Ah be hüznüm,
Tıpkı bi çağlayan kadar
Hızlı veriyorsun nefesini, nefesime…
Aşk mı bilmem de…
Çamlıca’nın tepesine mahsurum;
Senden öte seni izlemeye tutkunum…
Seni senden öte sevmeye,
Mevsimine benden öte kıvranmaya geliyorum sana…
Bir namludan isabet etmişçesine,
Dokunuyor gülüşlerim içeriğime…
Kollarım açmış,
Seni çağlıyorum sözlerime.
Bütün şehirleri seviyorum senden gizli;
Yollar sana çıktığı için…
Annemin şefkatli elleri gibi,
Ufalanıyor iliğim senin baharına…
Ne sana yazılan şiirleri,
Ne de sana biçilen liğmeleri
Özlüyorum sana sormadan…
Ah şehr-i aşk;
Seni diledim tarihe çizilmiş romanlarında…
Bir nefes kadar masum ve titrek bedenim esintine.
İnce bi saz eşliğinde,
Devasa gözlerine, mercek olmaya geliyorum…
Kalından inceye notalanmış teller gibi; seni,
Kız -gibi bir- kule(de) anımsıyorum…
Sessiz öten rüzgârın eşiğinde,
Bir bankta sırıtıyorum bu şehre…
Bütün şehirleri gözlüyorum senden gizli;
Yollar sana çıktığı için…
Tıpkı bir şairin yüreği gibi,
Bitmiyor sözler sana…
Ah be şehr-i ihtiyar,
Sadece tarihe alaturka…
Gönlüme gel-git üzüm suyu…
Babamın sigara izmaritini özlüyorum;
Loş ışıklarında…
Ve yârimin sana sevdasını kıskanıyorum senden…
Ah be her kesin gözdesi İSTANBUL!
Bana da verir misin buramlı bi nefesinden…
Çeker misin içine beni de,
Dumanlı bi heves(im)den…
İstanbul…
Bana da ‘is’ olur musun güzelliğinle…
Sever misin yarimin beni sevemediği kadar…
İstanbul…
Bana da ‘tan’ diler misin erinçliğinle…
Gecenin pervasızlığıyla başa çıkar mısın benim için…
İstanbul…
Beni de ‘bul’ur musun sokak aralarında…
Pasaklı çocuklardan görücüye çeker misin beni…
İstanbul…
Yârim olur musun, yâr’dan ayrı…
Kübra ŞENAL
kubra.senal@gmail.com
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazartesi, 03 Mayıs 2010, 22:56 tarihinde Alıntılar, Şiir kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














istanbul ayrı bir sevgi… güzel şiir