Bazen bir söz okursunuz, sayfalarca yazılar okumaktan daha çok düşündürür sizi. Sözü okumak değil, anlamak insanı şaşırtır, sarsar.
Bu yazımda, sizinle ilk defa duyacağınız bir söz paylaşmayacağım. Defalarca duyduğunuz bir hadis üzerine kafamdan geçenleri, yazıya dökmeye çalışacağım.
Orta yaşını geçmiş biri olarak şöyle bir hesap yapmaya çalıştım. Ben bu Hadisi kaç yıldır biliyorum? Belki de 25 yıldan fazla bir zamandır ben bu Hadisi defalarca duydum. Okulda, camide, sohbetlerde, kitaplarda yüzlerce kez dinleyip okuduğum bu Hadisi, anlamaya başlayınca çok etkilendim.
Bilmek ile anlamak arasındaki farkı, bu kadar keskin bir şekilde hissettiğimi hiç hatırlamıyorum. Bakmak ile görmek arasında ki fark ne kadar önemliyse, bilmek ile anlamak arasında fark o kadar önemlidir.
Okumaya, ilim tahsil etmeye, okuyarak elde edilen bilgiyle üretmeye bu kadar teşvik eden başka söz, başka bir Hadis var mı bilmiyorum? Ancak bu Hadis’i anlamak, bu Hadis üzerine düşünmek beni çok etkiledi.
Şehitlik üstün bir mertebe var mıdır?
Şehitlik makamından daha üstün bir makam, şahadetten daha şerefli bir mertebe olmaz diye düşünüyor insan. Allah, “şehitlere ölü demeyin!” diyor. Şehitler ölmediğini, ancak bizim onları göremeyeceğimizi Kuran beyan ediyor.
Hz. Peygamber, “Alimin mürekkebi, şehidin kanından üstündür” diyor. Bu hadisi hepimiz yılladır biliyoruz. Ancak bu Hadis üzerine biraz derin düşünüp, anlamaya çalışınca, irkildim. Gelin bu Hadis üzerine birlikte düşünelim.
Mürekkep nasıl akar?
Hadis’te, Kalemden akan Mürekkep, damardan akan kandan üstün olarak gösteriliyor. Mürekkep kandan üstün… Ülkesini, davasını, dinini seven insan, mürekkebiyle, kanını – canını verenden daha üstün hale geliyor.
Alimin kaleminden mürekkep akabilmesi için, yüzlerce kitap okuması gerekiyor. Sadece okuması da yetmiyor. Okudukları üzerine tefekkür edip, zihinsel emek harcaması gerekiyor. Okumadan, okudukları üzerine tefekkür etmeden yazması imkansızdır.
“Üç beş kitap okuyup, şehitlerden üstün bir makama mı ulaşacağız yani?” diye düşünebiliriniz. Ancak ben bu Hadisi “teşvik” anlamında algılıyorum. İlim tahsil etme yolunda yürüyenler, zaman geçirenler üzerine bize kadar ulaşan Hadisler üzerinde durmayacağım.
Her okuyan Alim olamayabilir. Her okuyanın kaleminden mürekkep akacak hale gelemeyebilir. Ancak her Müslüman, “İlim öğrenme yolunda yürüme gayreti içerisinde” olması gerekiyor.
İlim tahsil etmenin önemiyle ilgili onlarca Hadisi / Ayeti sıralama niyetinde değilim. Ben sadece bu Hadis üzerine kafa yormaya çalışıyorum.
Varisinizi neye göre seçersiniz?
Bu Hadisi anlamaya başladıktan sonra, benzer Hadisler üzerinde düşünmeye başladım. Beni çok etkileyen diğer Hadisi yazmadan önce “veraset” üzerine birkaç cümle yazmam gerekiyor.
İnsan mal varlığını kime verir? Kimi varisi tayin eder? Elbette kendine en yakın bulduğu kişi ve kişileri.
Bir baba, yetmiş yıllık hayatı boyunca elde ettiği birikimleri, kendisine en yakın olan kişilere, evlatlarına bırakır. Varisi çocuklarıdır. Çocukları yoksa, kendisine en yakın olan diğer akrabalarına bırakır mal varlığını.
Peki yüzlerce, binlerce Peygamberin varisleri kimlerdir? Peygamberler dünyalık mallarına varis tayin etmezler. Ancak Allah Resulü buyuruyor ki; “Alimler Peygamber varisleridir!”
Şehitlikten daha üstüne bir mertebeye ulaşmanın yolu, öğrenme çabası içerisinde olmaktan geçiyor. Peygamberlerin varisi olmanın yolu da okumaktan, öğrenmekten, ilim tahsil etmekten geçiyor.
Ülkesi, davası, inançları için kanını değil, zamanını verecek yiğitlere ihtiyacımız var.!
Anladım ve irkildim…
Anladım ve sarsıldım…
Anladım ve daha çok okumaya karar verdim.
Sizde anlayın ve irkilin…
Sizde anlayın ve sarsılın…
Sizde anlayın ve daha çok okumaya zaman ayırın…
Okuyun ki, Peygamber varisi olma yolunda bir adım atmış olasınız…
Okuyun ki, şehitlikten üstün mertebeye yükselin…
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazar, 23 Mayıs 2010, 18:35 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














ALLAH RAZI OLSUN.ÇOK GÜZEL TEFEKKÜR ETMİŞSİNİZ.
ne kadar güzel ifade etmişsiniz düşüncelerinizi.ne mutlu size ki hayırlı bir insan olmak için çabalıyorsunuz.sağolun ALLAH RAZI OLSUN SİZDEN.
Ülkesi, davası, inançları için kanını değil, zamanını verecek yiğitlere ihtiyacımız var.!
evet hocam işte bu lafın muhatabı olacak insanları bulmak lazım.bunun içinde bütün ailelerin çok çalışması lazım diplomalı katiller değil diplomasız alimler yetiştirmek için bataklıkları kurutmak lazım çocuklarımıza allahı tanıtıp sevdirmek zorundayız bunun için siz yazmaya devam bizde yaymaya. allah kolaylık versin sizede diğer bütün dini mübin için uğraşanlara..allah cümlenizden razı olsun