“Benim ailemde zengin olsaydı? Benim de imkanlarım iyi olsaydı? Benimde elimden tutan olsaydı? Keşke, keşke, keşke…”
Hayatta istediğimiz şeyleri elde edemeyince, suçlu bulma konusunda o kadar yetenekliyiz ki, etrafımızda ki herkesi her şeyi görüyoruz. Aynaya bakmak aklımıza gelmiyor. Boşuna dememişler “göz kendini göremez” diye.
Başımıza gelen olumsuzlukların sebebini, hep çevremizde aramayı severiz. Başarısız öğrenci öğretmenlerini, sistemi, imkanlarını sorgular. Kendisi dışında herkes suçludur.
İş hayatında yaşanılan başarısızlıklar, aile hayatında ki sıkıntılar gibi her problemin sebebini, dışarıda aramayı seviyoruz.
Engeller…
Hayat engellerle dolu bir yolculuktur. Kime ait olduğunu hatırlamıyorum ancak çok sevdiğim, çok anlamlı bulduğum bir söz var. “Yürüdüğünüz yolda hiçbir engel yoksa, yanlış yoldasınız demektir.”
Engel olacak ki, gücümüz sınansın.
Engel olacak ki, sabrımız sınansın.
Engel olacak ki, kararlılığımız sınansın.
Engel olacak ki, engelle mücadele ederek gücümüz artsın.
Hep aynı yükü, aynı ağırlığı taşıyan bir insanın gücün artırması mümkün değildir. Her yıl yapılan spor müsabakaları, her yıl tekrar tekrar kırılan rekorlar, bir sonraki yıl rekor kırmak isteyenlere bir engel oluşturmuyor, onlara güç kazandırıyor.
Engeller, kimi insanın kırılmasına, kimilerinin de rekor kırmasına sebep olur.
Hz. Yusuf’un engelleri mi başarıları mı?
Kuyuya atılmasaydı Yusuf, Mısır’a ulaşabilir miydi?
Mısır’da köle pazarında satılmasaydı Yusuf, saraya girebilir miydi?
İftiraya uğramasaydı Yusuf, zindana girip yıllarca tefekkür edebilir miydi?
Zindan girmeseydi Yusuf, Mısır’a Sultan olabilir miydi?
Peygamberler tarihi bize, hangi ortamda, hangi şartlarda, hangi ailede, hangi çevrede yaşarsak yaşayalım “İman, en büyük imkandır!” dedirtiyor.
Vazgeçmeyin! İbret alın!
Hayatı boyunca içki, kumar, uyuşturucu, hırsızlık dolu bir yaşam içinde yaşayan adamın iki oğluyla yapılan bir röportajın hikayesidir bu.
Bir adam düşün, tüm hayatı gayri meşru yollarda yürüyerek geçmiş. Yemiş içmiş eğlenmiş. Daha rahat yaşamak için çalmış çırpmış. Uyuşturucu batağına saplanınca daha çok çalmaya başlamış. Böyle bir hayat yaşayan insanların önünde iki seçenek vardır. Ya ölüm ya hapis… Bu adam müebbet hapse mahkum olmuş.
Arkada bıraktığı ailesi ve iki oğlu varmış. Hikayenin en can alıcı noktası, bu iki oğlunun hayatıdır. Oğullarından birisi babasının fotokopisi gibi yaşamış. Babasının ayak izlerini takip etmiş. Babasının yolundan yürürken kendini hapiste bulmuş. Babasıyla aynı cezaevinde komşu olmuş.
Ancak aynı adamın diğer oğlu, hem okul hayatında hem iş hayatında çok başarılı olmuş. İş hayatındaki başarısı çevresindeki herkes tarafından bilinen, herkes tarafından sevilen bu delikanlının bir komşusu, bir gazetede çalışıyormuş. Meslekte kendini göstermek, önemli ve ilginç haberler bulmak zorunda olduğunu bilen bayan gazeteci, ailesini ve çocukluğunu bildiği bu iki gençle röportaj yapmak istemiş. “Nasıl olur da, aynı evde, aynı ortamda, aynı babanın yanında yetişen iki kardeşten birisi hayatını mahvederken, diğer kardeş bu kadar başarılı olur?” sorusunun cevabını haber yapmak için kolları sıvamış.
Önce cezaevinde yatan mahkum kardeşle görüşmeye gitmiş. Kendini tanıtmış. Suça bulaşan gençlerle ilgili, ailenin etkisiyle ilgili bir yazı dizisi hazırladığını söylemiş.
“Sen buralara nasıl düştün?” sorusuna “Babamı görüyorsun! Benden daha ne beklersin ki!” cevabını alan genç gazeteci, birkaç soru daha sorduktan sonra, cezaevinden ayrılmış.
Bir şirketin Genel Müdürü olan diğer kardeşten randevu almış genç gazeteci. Önce kendini tanıtıp, niçin geldiğini anlatmış. “Ailenizi de, yetişme sürecinizi de iyi biliyorum. Siz, içinde yetiştiğiniz şartlara rağmen, buralara nasıl yükseldiniz?” sorusuna aldığı cevap, genç gazetecinin hayatta aldığı en büyük ders olmuş. Genel Müdür “Babamı görüyorsun! Benden daha ne beklersin ki!” demiş.
Röportajı bitiren genç gazeteci, haberi hazırlarken şu başlığı atmış.
Ya ibret alırsınız, ya ibret olursunuz. Tercih sizin!
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazar, 22 Ağustos 2010, 21:31 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














Ya ibret alırsınız, ya ibret olursunuz. Tercih sizin!
Her şeyin özü bir kelime,,
Her zamanki gibi bir solukta okudum hocam..
Kaleminiz daim olsun..
Allah razı olsun hocam,
Rabbim ibret alıp yürüyenlerden eylesin inşallah..(amin)
Hayırlı ramazanlar..
hocam sizi biraz geç tanıdım ama emin olun hayatımda yeni bir sayfa açtınız kaleleminize ve yürağinize sağlık rabbin yar ve yardımcınız olsun……..SELAMETLE anlatılanın anlanması bu kadar güzel yazılır ve anlatılır
Allah razı olsun hocam
Hayatının her devresinde engellerle karşılaşan biri olarak böyle bir konu okumaya çok ihtiyacım vardı ilaç gibi geldi
allah razı olsun hocam cok ıyı geldı…