Vuslat Dergisi editörü Ziya Gündüz, bugüne kadar birçok nitelikli kitaba ve konferanslara imza atan, gençlerin düşünmesine, akletmesine ve en önemlisi de ‘fikri hür vicdani hür’ olmasına önem veren, Eğitimci Yazar Sait Çamlıca ile Okuyorum Yayınları tarafından düşünce dünyamıza kazandırılan, “Teknoloji Çağında Cemaatlerin Bağlama Problemi” kitabı çerçevesinde, cemaat konusunu konuştu.

 

26-03-2018

“Teknoloji Çağında Cemaatlerin Bağlama Problemi” kitabınızın isminin çok ilginç olduğunu belirtmek istiyorum. Şöyle bir sorudan başlayalım söyleşimize. Böyle bir eseri yazmanızda ki temel amacınız nedir?

 

Bir yazar öncelikle yaşadığı çağın iyi bir okuyucusu olmalı. ‘Okuyucu’ derken kastım sadece kitap okuyan değil, yaşadığı zamanın şartlarını, problemlerini, sorunlarını okumak, sorunlarla beraber çözümlerini okumak / anlamak zorundadır. Anladıklarını, anladığı ve anlatabildiği kadarıyla anlatmakla mükelleftir. Çünkü bilmek mesuliyettir.

Bu eserin ilk baskısı, 15 Temmuz darbe girişiminden 2 yıl kadar önce, 2014 yılında yayınlandı. Bu eseri yayınlamadan önce, eserin içinde mevcut olan bazı makalelerimi, din eğitimi ile ilgili yazdığım ‘Kur’an Alfabesi mi Ahlakı mı?’ başlıklı kitabımda yayınlamıştım. 2013 yılında Dershane tartışmasıyla başlayan, Paralel Devlet Yapılanması ile devam eden ve nihayet Fethullahçı Terör örgütü olarak nitelendirilen süreç başlayınca, o kitaptaki makalelere ek yazılar yazarak kitabı oluşturdum.

 

FETÖ gibi ‘İslam’a hizmet kılıflı’ bir ihanet ekibini kuranlar ve 40 yıl boyunca ümmetin parasıyla besleyenler, bütün yumurtaları tek sepete koyacak kadar acemi olmadıkları gibi, ‘madem yakalandık artık vazgeçelim’ diyecek kadar saf değiller. 40 yıl öncesinden 15 Temmuz’a hazırlık yapanlar, 40 yıl sonrası içinde mutlaka hazırlık yapıyorlar. Gelecek nesillerimizi ve gelecek yıllarımızı kaybetmeyelim diye böyle bir kitap çalışması yaptım.

 

CEMAAT OLMAK BAŞKA ŞEY CEMAATÇİLİK YAPMAK BAŞKA BİR ŞEYDİR

 

Kitabınızda konunun “cemaat” değil,  “cemaatçilik” olduğunu söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

 

Cemaat olmak ‘güç birliği’ yapmaktır. Cemaat olmak başka şey Cemaatçilik yapmak başka bir şeydir. Cami cemaati de bir cemaattir ama cemaatçilik yapılmaz orada. Bu tartışma başladığından bu yana sık sık kullandığım bir cümle var: Cemaat arayan camiye gitsin. Kusursuz kitap arayan Allah’ın kitabı Kur’an’a baksın. Kusursuz önder, lider, üstad arayan, Peygamberimiz Hz. Muhammed’i örnek alsın.

 

YANGINI GÖRÜNCE KOŞACAK BİR EKİP VARSA, CEMAAT VAR DEMEKTİR

 

Peki, cemaatli olmak ile cemaatçi olmak arasında ki fark nedir?

 

Ben bu ayırımı inek örneği ve itfaiye teşkilatı üzerinden anlatmaya çalıştım kitabımda. Önce o örneği vereyim.

İslam’ın tavsiye ettiği cemaatleşmeyi, ideale değil şahsa bağlarsanız, şahsın hatalarını da kutsamış olursunuz. Hindistan’da kutsanan inek misali, ineğin pisliğine bile basmaya kıyamazsınız.

Allah ineği insana hizmet etmek için yaratmıştır. Aklına Kur’an ile abdest aldıran bir genç, aklını kullanarak, ineğin sütünden, etinden ve derisinden istifade eder. Aklını şahsa teslim eden kişi, ineği kutsadığından, inekten çıkan süte yaptığı muameleyi, ineğin dışkısını da yapmaya başlar. İnek kutsal olunca, inekten çıkan her şey kutsal olur (!).

İslam’ın cemaat anlayışını itfaiye kurumuna benzetebilirsiniz. Bir yangın çıktığı zaman, tek başımıza, elimizde bir kovayla müdahale edebiliriz. Ancak, profesyonel bir itfaiye ekibi müdahale ederse, daha faydalı olur, yangın daha çabuk söndürülür. İslam’ın cemaatleşme kavramıyla kastettiği budur işte. Organize biçimde yangınlarla mücadele etmektir, cemaat olmak. Asıl olan, itfaiye teşkilatının ayakta kalmasıdır. Yangını görünce koşacak bir ekip varsa, ‘cemaat’ var demektir.

 

Birileri kalkar, itfaiye müdürünün kerametlerini anlatmaya başlarsa, ferasetiyle yangın çıkmadan engel olabildiğini iddia ederse, itfaiye müdürü olmadan yangının söndürülemeyeceğini söylemeye başlarsa, o ekibin derdinin yangını söndürmek olmadığını anlayın.

 

‘İtfaiye Müdürümüz Nurullah Hocaefendi olmasaydı, memlekete yangın yerine dönerdi’ demeye başlayanların çoğaldığı her teşkilattan, cemaatten, tarikattan uzaklaşın. Çünkü orada amaç unutulmuş, araç kutsanmaya başlanmıştır. İtfaiye teşkilatının Müdürü Nurullah Hocaefendi öldüğünde, onun yerine oğlu, damadı veya kardeşinin oğlu İtfaiye Müdürü oluyorsa, orası bir İtfaiye teşkilatı değil, Aile Şirketidir.

İtfaiye Müdürü Nurullah Hocaefendi’yi kutsayanlar, Nurullah Hocaefendi’nin, itfaiye aracına su yerine benzin doldurmaya başladığını görseler bile, bu davranışta ‘hikmet’ arar, yangına su yerine benzin dökerken bile, ibadet ettiklerini sanmaya başlarlar.

 

HER MÜSLÜMAN ÖMÜR BOYU NEFSİNİ TERBİYE ETMEKLE MÜKELLEFTİR

 

“Din düşmanı ile mücadele etmek kolay,  din tüccarı ile mücadele etmek daha zordur” diyorsunuz. Bunu söylerken tasavvuf ve gelenekçi kesime işaret ediyorsunuz.  Yalnız din tüccarı sadece bunlarla mı sınırlı? Örneğin bu durumda kendilerini Kur’an’a nispet ederek, din tüccarlığı yapanlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Kitabınızda neden bunlarla da ilgili bir işaret emare yok? 

 

Başta da söyledim. Her yazar yazdığı dönemin dilinden ve şartlarından etkilenir. Tasavvuf kavramı, kitaplarda nefsi terbiye etmek olarak geçer. Sadece kitaptaki tanıma bakarak cevap verilse, ‘Her Müslüman ömür boyu nefsini terbiye etmekle mükelleftir’ dememiz gerekir. Ancak kitaptaki tarif ile hayatın içindeki şirketleşme arasındaki farkı görünce uyarmak zorundasınız milleti.

Kendini Kur’an’a nispet ederek din tüccarlığı yapanlarla, kendini tasavvuf ve geleneğe nispet ederek din tüccarlığı yapanlar arasında hiçbir fark yoktur. Müslüman aklını bir şahsa veya gruba teslim etmemeli. Kim olursa olsun. ‘Herkesten istifade edin ama Şahıs değil ideal peşinde koşun’ diyorum gençlere.

Örneklerimin Tasavvuf ve Gelenekçi yapılar ağırlıklı olmasının sebebi, mevcut yapılarının %95’inin bu tür yapılar olmasından kaynaklanıyor. Siz bana o %5’lik bölümden neden bahsetmediğimi soruyorsunuz.

 

EHLİYET ALMAYIN, BİZİM ARABAYA BİNİN, KURTULUŞ BİZİM CEMAATTE(!)

 

Kitapta, “Âlimlerimizin FETÖ Günahı” başlığı var. Çok önemli bir başlık.  Bu konuda eli kalem tutanların, aydınların, düşünürlerin vs. sınıfta kaldığını söylüyorsunuz. Sizde eli kalem tutan bir şahsiyetsiniz. Sizin FETÖ olaylarının patlak vermeden önce,  Fetullah Gülen’nin kahraman olduğu dönemlerde, FETÖ’yle ilgili eleştirileriniz var mı, varsa bunları bizimle paylaşır mısınız?

 

Bu kitabın içinde var olan ‘Ehliyet almayın, bizim arabaya binin! Kurtuluş bizim cemaatte! Cennete giden Gemi!’ gibi bazı makalelerimi 2010 yılında yayınladım. Merak edenler, internet arama motorlarından yazı başlıklarını yazarak arama yapsınlar. Yayınlandığı tarih ve yayınlayan siteleri görürüler. O tarihlerde bu tür konuları konuşan ve yazan pek olmadığı için, dikkat çekmiyordu. Konuşanlar sadece fısıldıyordu.

 

TENKİT DEĞİL, TEHDİT ALDIM

 

Bu kitaptan dolayı cemaat mensuplarından her hangi bir tenkit aldınız mı?

 

Sadece tenkit değil, tehditte aldım. 15 Temmuz’dan önce daha çok FETÖ ekibi tehdit edip hakaret ediyordu. Şimdi diğer cemaat yapıları aynı şeyi yapıyorlar.

Bu kitapta yazdığım makalelerdeki tespitlerimi sosyal medya hesaplarımda yıllardır paylaşıyorum. 2014 yılından 15 Temmuz’a kadar 12 tane mahkeme açtı FETÖ ekibi bana. 11 mahkemeyi bizzat Fethullah Gülen açtı. Bir tanesini de Bülent Keneş açmıştı. 15 Temmuz öncesi ‘Fethullah Gülen’e hakaretten’ para cezası da ödedim. Darbeden 4 ay önce, mahkemeye gidemediğim için Otel odasından alınıp nezarette sabahladım.

15 Temmuza kadar bana bunları yazdığım için kızanlar, ‘Haklıymış’ demeye başladılar. Ancak şimdi de diğer yapılanmaları eleştirdiğim için kızıyor ve eleştiriyorlar.

 

KİTAPLA İLGİLİ OLUMLU TEPKİLERİ DAHA ÇOK GENÇ NESİLDEN ALIYORUM

 

Kitapla ilgili gelen olumlu tepkiler var mı, varsa bizimle bunları paylaşabilir misiniz?

 

Kitapla ilgili olumlu tepkileri daha çok genç nesilden alıyorum. Önceleri buna şaşırıyordum. ‘Koca koca okumuş adamlar beni anlamıyor ama bu gençler anlıyor’ diye düşünürdüm. Sonra sebebi kafamda şöyle oturdu. Gençler, herhangi bir cemaate veya şahsa bağlı olsalar bile, henüz düşünme melekelerini kaybetmedikleri için, okuduklarını daha iyi anlıyor ve üzerine düşünüyorlar. Yıllarını bir cemaate vermiş, hiç soru sormadan, sorgulamadan belli bir yaşa gelmiş insanları ikna etmek çok daha zor.

 

CEMAAT KONUSU GÜNDEMDEN KOLAY DÜŞECEĞE BENZEMİYOR  

 

Cemaatler üzerine yeni çalışmalarınız olacak mı?

 

Kendi yazılarımdan oluşan ‘Teknoloji Çağında Cemaatlerin Bağlama Problemi’ adlı kitaptan sonra, alıntı yazılardan oluşan ‘Paralel Gider Meridyen Gelir’ başlıklı bir Derleme kitabı daha yayınladım. Açıkçası kısa vadede bu konuyla ilgili yeni bir kitap yayınlamayı düşünmüyorum. Farklı kitap çalışmalarımla ilgileniyorum. Ancak bu cemaat konusu gündemden kolay düşeceğe benzemiyor.

 

BU ÇALIŞMANIN AMACI, ‘İMHA’ DEĞİL ‘İHYA’ DIR

 

Son olarak “Teknoloji Çağında Cemaatlerin Bağlama Problemi” hakkında neler söylemek istersiniz?

 

Siz kitabı okudunuz, incelediniz, sorular hazırladınız. Yazdıklarım içerisinde bana katıldıklarınız olduğu gibi, bana katılmadığınız fikir ve yazılarımda olmuştur. Gençlere kitap tavsiyesinde bulunurken kullandığım cümlelerden birisi ‘Kimin kitabını okursanız okuyun. Her kitapta altını çizeceğiniz cümleler de olmalı, üstünü çizeceğiniz cümleler de olmalı. Üstünü çizeceğiniz hiçbir cümlenin olmadığı tek kitap, Allah’ın kitabı Kur’an’dır’ cümlesidir.

Türkiye’de aktif olan cemaat ve tarikatların, neredeyse tamamında dostlarım olduğu gibi, yine birçoğunun eğitim sistemini biliyorum. Benim gibi sürekli gezen, sürekli konferanslar veren, sürekli başka ortam ve gruplarla oturup kalkan insanlar, hepsiyle az çok irtibat halinde oluyor.

 

Bu kitap çalışması, cemaatlere / tarikatlara düşmanlık adına yapılmış bir çalışma değil. Bu çalışmanın amacı, ‘imha’ değil ‘ihya’dır. Dost acı söylermiş. Kendini ‘ihya’ etme adına sağlam adımlar atmayan cemaatler, önce küçülmeye sonra kendi ‘iç çürümesi’ ile yok olmaya mahkûmdur. Çünkü yaşayan ve yetişen nesil ‘Teknoloji Çağı Nesli’dir. Teknoloji çağı çocuklarının, yaşadığı bölgede ki hocadan veya cemaatten başka kaynağı olmayan çocuklarla farkını anlayamayanlar, yeni nesle asla ulaşamazlar.

Sultan II. Abdülhamid’e ‘Tarih tekerrür eder mi paşam?’ diye sorduklarında, ‘Tekerrür eden şey tarih değil hatalardır’ diye cevap vermiş. Bu kitabın yazılma amacı tam budur işte. Aynı hataları yapmaya devam edersek, aynı sonuçları yeniden yaşarız. Elimizde Kur’an gibi bir harita, Peygamberimiz gibi bir rehber varken aynı hataları yapmaya devam edersek, aynı sonuçları yaşamaya mahkûm oluruz. Kırk yıl önceden hazırlanmaya başlanmış, ‘din’ kılıflı ‘fitne’ hareketinin ayrıntılarını anlatmak değil amacımız. Bu kitap kırk yıl sonrası için yapılan hazırlığı erken fark edip, tedbir alınsın diye yazıldı.

 

Sait Çamlıca kimdir?

 

1974 Almanya doğumluyum. İlkokulu Almanya’da orta ve lise eğitimini memleketim Tokat’ın Turhal ilçesinde tamamladım. 2000 yılında Üniversiteyi bitirdim. Devlet kurumları ve özelde 8 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra, ilk kitap çalışmamı 2006 yılında yayınladım.  Eğitim kitapları ve eğitim konferansları vererek çalışmalarımı sürdürmekteyim.

 

Bir Cevap Yazın