Bir manzara düşünün! En önde Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa ve arkasında Peygamberler ordusu. Yaşadığınız şehri teftişe geliyorlar…

….ve teftiş başlıyor

                Kabe’yi inşa eden İbrahim (as), inşaatın demirinden çimentosundan çalan bir müteahhidin yüzüne tükürmez miydi?

                Kalitesiz iplikle ördüğü kazakların üzerine, kalite bir markanın ismini basarak onu piyasaya süren konfeksiyoncular, Hz. İdris’in yüzüne nasıl bakacak?

                Çürük ve kalitesiz tahtalarla üretilen mobilya malzemelerini, kalite mal  fiyatına satan marangozlar, Hz. Nuh’un hayatını okurken yaptıklarından utanmaz mı?

                Mobilyaların kalitesiz maldan üretildiğini bile bile, süslü mağazasında, manken gibi kızlara pazarlatarak pahalıya satan mobilya mağazasının sahibi, Hz. Nuh’un yüzüne nasıl bakacak?

                Sütüne su karıştırarak daha çok para kazanmaya çalışan bir besici, Hz. Salih’in hayatını bilse neye yarar bilmese neye yarar?

                İşlettiği ekmek fırınında, ekmeğin gramından çalarak daha karlı olduğunu sanan bir fırıncı, Hz. Zülkifl’in mesleğini devam ettirdiğini anlamış mıdır?

                Hastalarını muayene ederken, onların kalbinden önce ceplerine bakan, zengin hastalarıyla ilgilenip fakirlerin yüzüne bakmayan, hastane odasında değil özel muayene salonunda hastasıyla daha çok ilgilenen doktorlara, ilk şamarı Hz. Lokman atmaz mı?

                En çok rüşvet veren ilaç fabrikasının ilaçlarını hastalarına yazmayı prensip edinmiş bir hastane başhekimi, Hz. Lokman’ın yüzüne bakabilir mi?

                Dokuma tezgahında çalışan bir dokumacı, Hz. İlyas’ın mesleğini devam ettirdiğinin bilincinde olmak zorunda değil mi?

                Balık tezgahında, kokmuş balıkları “taze balık” diye satmaya çalışan bir balıkçı, Hz. Yunus deyince neyi hatırlıyor acaba?

                Bahçesinde yetiştirdiği sebze ve meyveleri hormonla şişiren bir bahçıvan, Hz. Üzeyir’in bir bahçıvan olduğunu, bağ ve bahçe işleriyle uğraşanların piri olduğunu bilmek zorunda değil mi?

                Alemlere rahmet olarak yaratılan Fahri Kainat Efendimiz, “20. yüzyılın pazarlama tekniklerini öğrendiniz de, benim ticaret ahlakımı niye unuttunuz?” diye sorarsa bizim esnafımız ne diyecek?

                Bu yazıyı “eleştirilere” cevap vermek için yazmadım aslında. Bu ve benzeri yazılar yazdığım için beni eleştirenlere teşekkür borçluyum. Tekrar düşünmeme vesile oluyorlar.

                Peygamberlerini anlamayanlar beni anlar mı bilmiyorum tabi?

Allah’ın yeryüzüne gönderdiği bir memurun örnek ahlakı, bir devlet memuruna örnek olamaz mı?

                “Kurgu yazamazsın!” diyenler, “Hz. Peygamberi yaşadığımız şehre getiremezsin!” mi demek istiyor?

                Ben kurgu yazısı yazarken “devlet memuru olsaydı rüşvet alır mıydı?” diye sorgulayınca, “Koskoca Peygambere o mesleği nasıl yakıştırıyorsunuz?” diye soranlar mı Peygamberleri yanlış anlamış, yoksa ben mi?

                Allah (c.c) Peygamberine çobanlık yaptırıyor…

                Hepimiz, hangi işi yapıyor olursak olalım, “0(sav), benim yerimde olsaydı!” diye düşünebilsek ne güzel olurdu.

                Bu yazımda da, bundan önceki yazımda da tek amacım bu gerçeği anlatmaktı.

                Tabi anlayana!

                Teftiş bitiyor…

                Teftiş raporunda şöyle bir cümle olur galiba;

“Besmele” levhası asılmasını emreden ya da tavsiye eden hiçbir Peygamber olmamıştır tarihte.

                Buna rağmen teftiş edilen birçok işyerinde “besmele” levhası olduğu halde, iş yaparken “şeytanla” birlikte hareket edildiği tespit edilmiştir.  

Bir Cevap Yazın