Ramazan ayı gelince, tüm televizyon programlarında ‘Mübarek Ramazana kavuştuğumuz için şükürler olsun!’ anlamında konuşmalar yapılıyor. Medyada yapılan bu konuşmalar ile sokaktaki oruçlu vatandaşın yüzündeki ifadeler birbiriyle çelişiyor.

                Bazı Allah dostlarının Ramazan’da yaşadığı halleri, herkes yaşamak zorundaymış gibi bir hava estirmenin, doğru olmadığını düşünüyorum. Medya’da hocalardan dinledikleri ile kendi duyguları arasındaki fark, ‘Biz ne biçim Müslümanız!’ psikolojisine sokuyor insanları.

                “Yazın tuttuğum orucun kışın aldığım abdestin tadına hiç bir zaman doyamadım” diyor Hz. Ali. Hz. Ali oruç tutmaktan aldığı keyfi anlatıyor. Ancak hangimiz yüreğimizden gelerek bunu söyleyebiliriz? Oruç tutmakta zorlansak bile, Allah emrettiği için tutmak zorundayız. Bu bizim, inancımızın ve imanımızın bir gereği.

                Bizim Yaşadıklarımız!

                Çalışmak zorunda kalanların verimi düşüyor. Uyku düzenleri bozulduğu için, hem aç hem uykusuz bir gün geçirmek zorunda kalıyorlar. Çalışmayanlar sahur vaktine kadar oturup, öğlene kadar yatıyorlar. Birçok insan, yıllık iznini Ramazan ayında kullanarak, sıcak günlerde çalışmak zorunda kalmanın sıkıntısını yaşamamaya çalışıyor. İmkanı olanlar gündüz yatıp gece çalışarak iş dengesini kurmaya çalışıyor.

                Özellikle ikindi vaktinden sonra herkes uyuşmuş gibi oluyor. Susuzluktan dilimiz damağımız kuruyor. İftar anı yaklaştıkça hem daha kötü oluyoruz hem de su içebileceğimiz için seviniyoruz.

                Oruç kendini tutmaktır

                ‘Oruç’ kelimesinin Arapçası“savm”dır. Savm kelimesi Arapçada “bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek” anlamında kullanılır.

                Oruç ‘tutmak’ diyoruz. Canımızın istediği şeylere karşı, kendimizi tutmak, frenlemektir oruç. Hem de en temel yaşam ihtiyaçlarımıza karşı kendimizi tutuyoruz.

                Canımız su içmek isteyecek, ancak biz kendimizi tutacağız. Canımız yemek isteyecek. Ancak biz kendimizi tutup, önümüze dünyanın en güzel sofrasını da koysalar bile, elimizi uzatmayacağız.  

                Sana da Hacı diyecekler bana da!

                Yaz mevsiminde Hac ibadetini yapmak için giden hacı adaylarından birisi, klimalı otel odasından hiç çıkmıyormuş. Hasta olmadığı halde pek Kâbe’ye gitmeyen, odasından pek çıkmayan bu hacı adayını bir arkadaşı fark edince uyarmış. ‘Mübarek yerlere bir daha gelmek ya nasip olur ya olmaz. Buraya gelmek nasip olmuşken daha fazla ibadet etmeliyiz. Hadi gel biraz daha tavaf edelim. Kâbe’de daha çok namaz kılalım’ demiş.

                Uzandığı koltukta, keyfini hiç bozmayan Hacı adayı;

                ‘Hava çok sıcak. Ben pek sıcaklara dayanamam zaten. Hem nasıl olsa memlekete gidince sana da Hacı diyecekler bana da Hacı diyecekler. Niye kendimi boşuna yıpratayım ki?’ demiş.

                Zor olduğu için sevabı çoktur.

                Yaz sıcağında hac ibadeti yapmakta zordur, oruç tutmakta. Otuz gün civarında oruç tutma zorluğuna dayanmanın ödülü olarak, Allah Ramazan sonunda bayram ettiriyor bize. Ramazan Bayramı, zor bir ibadet olan orucun ödülüdür.

                Ramazan’dan keyif alıyormuş gibi konuşmak ile ‘bana da hacı diyecekler!’ cümlesini kurmak, aynı aklın ürünüdür. ‘Desinler!’ diye yapılan hiçbir ibadet, ibadet değildir.

                Oruç tutmak zevkli bir ibadet değil, zor bir ibadettir.

                Zor bir ibadet olduğu için, sevabı çok bir ibadettir.

                Zor bir ibadet olduğu için, finalde Bayram yaparız.  

Bir Cevap Yazın