Büyüklerimizden defalarca duyduğumuz bir sözdür bu. Ben de büyüklerimden çok duydum bu sözü. Ne yalan söyleyeyim, hangi anlamda kullanıldığını hiç düşünmemiştim. “Ölürsen yer, kalırsan el beğensin!” sözünün ne anlama geldiğini fark ettim aniden. Anlamını fark edince, tarihin süzgecinden günümüze kadar gelen atasözlerinin kıymetini bilmediğimizi fark ettim.

Her anne baba için evladı bir tanedir, biriciktir… Anne baba evlatlarının kusurlarını görmez, görmek istemez… Bir arkadaşım, başından geçen bir olayı ve o olaydan aldığı dersleri paylaşmıştı.

“Kızıma telefon etmiştim. Maksadım sadece hal-hatır sormaktı. Ablası kardeşinin dışarıda olduğunu söyleyince, büyük kızımla biraz konuştuk. Telefonu kapatmak üzereyken, küçük kızım eve gelmiş. Ablası telefonu kardeşine verdi.

“Nerdeydin kızım?” diye sorunca, kızım “Erkek arkadaşımla geziyorduk baba!” dedi. Hiç beklemediğim bir cümleyi duyunca şaşırıp kaldım. Cevap veremedim. Ne

diyeceğimi düşünürken kızım, “Ne oldu baba? Bozuldun mu? Şaka yaptım. Arkadaşımla bakkala gitmiştik” dedi. “Yok bozulmadım” demiş olsam da ciddi anlamda bozulmuştum. Telefonu kapatınca kendi kendime “Ne tuhaf bir duygu!” diye düşündüm. Kendimi tuhaf hissetsem bile “Kerata ne biçim şaka yaptı öyle!” diye tebessüm ediyordum.

Ancak bu olay bana başka bir şey öğretti. Aynı şakayı, aynı cümleyi başka bir arkadaşımın kızı yapmış olsa babasına, ben de bunu duymuş olsam, “Baba kızına hiç terbiye verememiş!” derdim. Ama kendi kızım yapınca bana “sempatik” geldi.”

Arkadaşım bu hatırasını paylaştıktan sonra, “Bu olaydan sonra, hiç kimsenin evladını kınamamayı öğrendim. Onların kızları varsa benim de kızım var. Zor, hem de çok zor bir zamanda yaşıyoruz. Bu zamanda hayırlı evlat yetiştirmek kolay değil” demişti.

Aynı arkadaştan dinlediğim, aynı mesajı veren, komik mi, düşündürücü mü olduğuna herkesin kendisinin karar vereceği bir fıkrayı da anlatarak yazıya devam edeyim.

Adamın birisi arkadaş çevresine, açık saçık giyinen bayanlardan duyduğu rahatsızlıktan bahsediyormuş. Bayanlar kıyafetlerine, erkekler gözlerine dikkat etmediği sürece toplumsal yozlaşmanın azalmayacağından bahsederken, orada bulunanlardan birisi, “Ama sizin kızınız da kıyafetlerine dikkat etmiyor!” deyince, adam susmuş. Sonra hafif tebessüm ederek, “Ama benim kerata kızıma o kıyafetler yakışıyor be!” demiş.

Boşuna, “Kirpi, yavrusunu pamuğum diye severmiş!” dememişler.

Evet, zor bir zamanda yaşıyoruz. Annelik, babalık kitaplardaki kadar kolay olmuyor. Anne baba, bazen evladına söz geçiremeyince, bazen öfkelendiğinde, bazen başkalarından evlat şikâyeti dinleyince, “Ölürse yer, kalırsa el beğensin!” derler.

Ölürsen yer beğensin derken, kabrini nurlandıracak ibadetlerle dolu bir hayat yaşamış olarak toprağa girmesini temenni etmektedir anne babalar. Ne kadar güzel bir temenni aslında… “Yaşantısıyla, amelleriyle hayırlı bir insan olarak yaşayacaksa yaşasın!” demek istiyor anne babalar. İki metrelik kefenle toprağa yatınca, seni öteki dünya için hazırlaya-madığım için bana da hesap sorar Allah.

Kalırsan el beğensin derken, evlendikten sonra eşin, iş hayatında arkadaşların, yaşadığın yerlerde komşuların senin için “iyi biri” dedirtecek bir hayat yaşamasını temenni ediyor. “Sen benim evladımsın. Ben senin eksik ve kusurlarını pek görmem. Benim seni beğeniyor olmam önemli değil. Önemli olan başkalarının da seni beğenip takdir etmesidir. Evlenince eşin ve eşinin ailesi senden memnun olsun. İş hayatına başladığın zaman iş arkadaşların senin iş ahlâkın ve terbiyenden memnun olsun. Yaşadığın yerde komşuların, senin komşuluğundan, insanlığından memnun olsun. ‘Ne güzel bir evlat yetiştirmiş anan baban’ dedirtecek bir hayat yaşayabilirsen, beni memnun etmiş olursun.

“Ölürsen yer, kalırsan el beğensin!” sözü anne babanın evladı için yapabileceği en güzel dualardan biri olsa gerek. Ahlâkını el, amellerini yer beğenmedikten sonra, anne babanın evladıyla övünmesi, anlamsız bir övgüdür.

Bir Cevap Yazın