Ninemin Sakladığı Kazak Kolu…
Lise yıllarımda, ailem Almanya’dan gelinceye kadar köyde anneannem ve dedemin yanında kalırdım. Köy evinin üst katında bana bir oda ayırmışlardı. Öğleden sonra evden çıkar, gece geç saatlere kadar arkadaşlarla gezerdim. Bir sabah kalktığımda, anneannemin yattığım odayı toparladığını gördüm. Ben üstümü giyinirken, anneannem çamaşırları katlıyordu. Kendi eşyaları arasından küçük bir ‘kazak kolu’ çıkardı. Çok eski bir kazağa ait olan kol parçasının renkleri bile sararmıştı. Anneannem o kol parçasını eline alıp kokladı. Gözleri nemlenmişti. Bana o eski püskü, rengi bile solmuş kol parçasını gösterip, “Oğlum bu ev bu oda senin. İstediğin zaman gir, istediğin zaman çık. Ev yansa umurumda değil. Ancak, bu kol parçası kaybolursa üzülürüm!” dedi.

Ben iyice şaşırmıştım. “O kol parçası neden o kadar kıymetli ki?” diye sordum. Anneannem, “Yavrum bu kol parçası benim annemden kalan tek parça! Hâlâ elime aldıkça annem aklıma gelir. Annem gibi kokuyor!” dedi.

Kitaplarından çok istifade ettiğim Sayın Doğan Cüceloğlu, 11 kardeşin sonuncusu olarak dünyaya gelmiş.

Yirmili yaşlarının ortasında evlendiğinde, babası O’na bir defter vermiş. Defteri eline aldığında, “Bu kadar eski bir defteri bana neden verdi ki babam?” diye düşünmüş. Düğün yorgunluğunu atlattıktan sonra, babasının kendisine verdiği defter aklına gelmiş. Defteri eline alıp ilk sayfasını açtığında çok duygulanmış.

Babası, Doğan Cüceloğlu doğduğunda bir defter almış. İlk sayfasına “Bugün bir oğlum oldu, adını Doğan koyduk” yazmış. Sonraki sayfalarda “Bir babanın oğluna duyguları ve nasihatleri” ile dolu yazılar varmış. Oğlu hastalandığında bir baba olarak yüreğinin nasıl acıdığını, ilk adımlarını attığında ne kadar sevindiğini, okula başladığı gün neler hissettiğini, karne günü heyecanlarını, arkadaş gruplarıyla doğru – yanlış ilişkilerini, ergenlik dönemi fırtınaları karşısında tavırları, evladının yüzüne söylemediği ya da söyleyemediği duygularını, neredeyse 25 yıl boyunca deftere yazmış babası.

Doğan Cüceloğlu babasının bu defterini halen sakladığını, babasını özledikçe o defteri açıp okuduğunu yazmıştı bir kitabında.

Babamın Mektubu…
Herkesin gözünde bir baba fotoğrafı vardır. Benim gözümde baba “Kitap ve Namaz” anlamına gelir. Çünkü babamın hayatında en çok bu ikisi var. Günün 24 saatini, bir sonraki namaz vaktine göre ayarlayan, fırsat buldukça okumaya çalışan, yatağının yanındaki sehpada her zaman birkaç tane kitap bulunduran bir adamdır, benim babam.

Almanya’da aylarca ezan sesine hasret kalan annem, Türkiye’de ilk dinlediği ezanı gözyaşlarıyla dinler. Ezana hasret kalmayanlar bu duyguyu anlamazlar. Allah bu milleti ezansız bırakmasın!

Birkaç yıl önce, babam Türkiye’ye izine geldiğinde, sabah namazını camide kılıp eve gelmiş. Eve geldiğinde, benim namaza kalkamadığımı görmüş. Vaktin geçtiğini anlayınca bir ajandadan yırttığı bir kağıda bir not yazıp başucuma bırakmış. Uyandığımda o notu gördüm. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen, benim için çok değerli olan o kağıt parçasını halen çantamda gezdiririm.

Helal pişmeyen aş, aştan sayılmaz Allah için akmayan yaş, yaştan sayılmaz Gövdem üstünde başım var deme!
Sabah namazına kalkmayan baş, baştan sayılmaz.

Duyguların Kağıt Dili…
Kalem ile söylenen duygular, dil ile söylenen duygulardan daha etkileyici olur genelde. Kelimeler dilinizin ucuna gelir, ancak boğazınız düğümlenir söyleyemezsiniz bazen. Boğazınız düğümlenince gözyaşları ıslatır yanaklarınızı.

Bir anne baba, bazen evladına söylemek isteyip, boğazına düğümlenen cümleler biriktirir yüreğinde. Yüreğinde biriken cümleleri bir deftere, bir ajandaya yazıp, o defteri doldursa, kendisi öldükten sonra evladı o yazıları okusa, çocukları neler hisseder?

Yıllar önce toprağa verdiğiniz annenizin veya babanızın size yazdığı mektupları bulsanız çekmecelerde, ne hissedersiniz?

Anne babanın, yüreğinde biriken duygularla gözyaşını mürekkep yaptığı mektupları, kendileri öldükten sonra okuyan evlatlar, gözyaşlarıyla okur. “Defter sayfalarına babam dokundu” diye, koklayarak okur onları.

En Büyük Nasihat!
Benim eğitim konusuna sürekli kafa yormaya çalıştığımı, kitaplarımı ve yazılarımı okuyanlar, konferanslarımı dinleyenler bilirler. “Ölüm, en büyük nasihattir!” diyor Peygamberimiz.

Çocuklarınızı öldükten sonra bile eğitmek istiyorsanız, onlara mektuplar yazıp saklamanızı tavsiye ederim. Diri halinizle veremediğiniz birçok hayat dersini, öldükten sonra çocuklarınıza vermiş olursunuz.

Ölümünüz bile çocuklarınızı diriltebilir.

Bir Cevap Yazın