Rahmetli Nurettin TOPÇU, Cumhuriyet tarihi boyunca en çok anlaşılması gerektiği halde, en az anlaşılan mütefekkirlerimizden birisidir. Eğitim, din, ahlâk, kültür ve medeniyet konularında yaşadığımız dönemin en büyük mütefekkirlerinden olmasına rağmen, kendi döneminin birçok mücadele adamından çok daha az ilgi görmüştür.

                Neden ilgi görmedi? Böylesi bir ufka sahip olan bir mütefekkir niçin yalnız bırakıldı? Kendi öğrencilerinden birkaç kişinin özel gayreti olmasaydı, birçok yazısı unutulup gidecekti.

                Yıllar önce ‘Nurettin Topçu’yu nasıl okumaz- sın?’ cümlesiyle fırça yediğimi iyi hatırlıyorum. O güne kadar hiçbir kitabını okumadığım, yakın çevremde kitaplarına pek rastlamadığım bir isimdi.

                Ben Nurettin TOPÇU’yu okudukça neden garip bırakıldığını daha iyi anladım. Kendi döneminden çok daha ileri bir ufka sahip olan, İslam adına yaşanan problemlerin tek suçlusunun İslam’a zarar vermek için çalışanlar kadar, yanlış eğitim modellerinde ısrar eden dindarlar olduğunu çok erken söyleyenlerden biri olduğu için yalnız bırakılmıştır.

                1909 – 1975 yılları arasında yaşamış olan Nurettin TOPÇU, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi geçiş döneminde yaşanan sıkıntıları görüp, çözüm ve fikir üretmek için çırpınmıştır. Sadece din karşıtı çalışmalara değil, din tüccarlığına karşı da mücadele etmeye çalışmış.

                Türkiye’nin Maarif Davası adlı kitabında ‘Allah’ın kitabına düşman olan ile Allah’ın kitabını kendine sermaye yapan kişi ve kurumlar’ diye bahsediyor gözlemlediği süreci.

                Batılılaşma ve Medrese

                Batılılaşma adına yapılan ihanetler kadar, Osmanlı’nın gerileyip çökmesine sebep olan, kendini geliştirmeyen medrese eğitimine de karşı geliyor. Medrese eğitimini anlatırken ‘paslı kilit’ batı eğitimini anlatırken ‘yıldızlı kilit’ benzetmesini yapıyor. Her iki kilidin de ilmin kapısını kapattığını, ilme giden yolda engel olduğunu şu cümlelerle vurguluyor. “İlim zihniyetini zincirleyen esaret kilidi şekil değiştirdi. Medreseden kalan paslı kilit, batı pazarından getirilen yıldızlı kilit oldu.”

                Bilgi üretmek

                Bilgi, ezberlenip sırtta yük olarak taşımak için değil, kendisinden üretmek için vardır. İslam coğrafyasının 300 yıllık en köklü problemi, dünyaya hükmedecek bir medeniyet kurmalarına vesile olan bilgiyi, yeni nesillere taşıyarak aynı medeniyeti kurabileceklerini sanmalarıdır. Yani 300 yıldır kendini geliştirmeyen, sorgulamayan, zamanı ve değişimi okuyamayan bir din eğitimi, çağa damgasını vuramayacaktır. Geçmişi taklit etmek kadar, batıyı da taklit etmek sorunlarımızı çözmeyecek. Bu gerçeği ‘Eskilerin ‘Falan tefsirci eserlerinde böyle dedi’ sözü yerine yeniler, ‘Bir İngiliz alimi şöyle demiş, bir Amerikalı da bunu kabul ediyormuş’ tarzına dönüştü’ cümleleriyle anlatıyor.

                Din eğitimi her şeyden önce bir kalp eğitimidir.

                Kalıptan önce kalbi eğitmeyen bir eğitimin, nelere sebep olduğunu en iyi gördüğümüz bir dönemi yaşıyoruz. Ne batı ne doğu, sürdürdükleri eğitim sistemleriyle nesillerini kurtaramıyor, koruyamıyorlar. Maddi imkanları iyi olan eğitimin yeterli olduğunu, kalbi olmayan bilgi ile kendini koruyabileceğini sanmanın bedelini ödüyor batı.

Doğu ise, önce kalp eğitimi (ahlâk) vermek zorunda olduğu insanı, bilgi ile beslemesi gerektiğini unutup, kalıp (kıyafet) merkezli bir din eğitimi vermekte ısrar etmenin bedelini ödüyor.

                Din eğitimi adına yapılması gerekenleri ısrarla yapmayanları, geleneği sürdürmenin din eğitimi olduğunu sananları çok ağır ifadelerle eleştiriyor Nurettin Topçu.

                Üç asır önce içtihad kapısını kapayan eller tüyler ürpertici taassupla İslam düşüncesini çürüttüler. 

                Suçlu din adamlarıdır

                ‘Dünyamızın bugünkü buhranı, temelde bir din buhranıdır ve bunun sebebi de din adamlarının ihaneti olmuştur’ cümleleri ile din adamlarının olumsuz gidişatta ne kadar sorumlu olduğunu vurgulayan Nurettin Topçu, fikir ihanetinin vatan ihanetinden daha tehlikeli olduğunu vurguluyor.

                Yaşadığı zamanın çok ilerisini gören, ‘Siz bu kafayla din adamı, fikir adamı değil üfürükçü yetiştirirsiniz’ cümlelerini, daha Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan itibaren söylemeye başlayan Topçu, fikirlerini, etrafında toplayabildiği küçük bir öğrenci grubu dışında, çok fazla kitleye ulaştıramamış. Ama neden?

                Bu sorunun cevabını Nurettin Topçu’yu okudukça daha iyi anlayacaksınız. ‘Kültür ve Medeniyet’ adlı çalışmasının önsözünde kullandığı ifadelerle bitireyim yazıyı.

                Batı’nın şekillerini, gümrüklerden mal çıkartır gibi memleketimize sokanlarla, sakalda ve sarıkta keramet bulanlar kıyasıya birbirleriyle çatıştılar. Hala o çatışma devam etmektedir. Her iki tarafın gafil olduğu şey, kendi milli kültürümüzü yoğurmanın lüzumlu oluşudur.

Bir Cevap Yazın