Modernizm-batılı hayat tarzı, her geçen gün bir değerimizi daha elimizden alıyor. Kültürümüzü, inancımızı, kutsalımızı zayıflatıyor, bağlarımızı çözüyor, koparıyor. Bu doymak bilmez dev, şimdi de evimizi, ailemizi, evladımızı elimizden alıyor. Vahşi kapitalizme karşı direnemeyenler, kaybettiklerine ağlamak zorunda kalıyor.
İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde, aile kurumu bu kadar büyük bir saldırıya maruz kalmamıştır. Bugün, modernizmin en büyük hedefi ailedir. Çünkü modernizm evsizdir. Müslümanları da evsizleştirir. Aile, insan için bir sığınaktır. Kalesi yıkılan askerin savunmasız kalması gibi, evsiz kalan insan da savunmasızdır. Her türlü saldırıya açıktır. Evsiz kalan her insan, vahşi kapitalizmin değirmenine su taşıyan bir işçidir. Aile kurumu yıkılmış olan toplumlar da insanlar, modernizmin figüranıdır.
Ailesi çökmüş-çözülüş toplumlarda insanlar günaha hizmet eder. Ailesiz insanların inançları zayıftır. Çünkü modern hayat en günahkâr hayattır. Ailesiz insanlar potansiyel tüketicidir, çünkü modern hayat en tüketici hayattır. İnsanlar sorumsuzdur çünkü modern hayat en laubali hayattır. Ailesiz toplumlarda insanlar bencildir çünkü modern hayat en çıkarcı hayattır. Bu yüzden modernizm evsizdir, evsizliğe yatırım yapar.
Ailenin çözülüşü bireyin kokuşmasının neticesi, toplumsan çözülmenin habercicisidir. Çözülmüş her aileden geriye bozguna uğramış erkekler, kanadı kırılmış dul kadınlar ve analı babalı öksüz yetim kalmış, yarım çocuklar kalır. Toplum bu yarayı sarmakta gecikir ve ihmalkâr davranırsa, sonunda toplumsal yozlaşma ve çözülme kaçınılmaz hale gelir.[1]
İstatistikler, boşanma vakalarının her geçen gün arttığını göstermektedir. Parçalanan aileler, sokaklara itilen çocuklar, ahlaksızlığın girdabına katılan anneler, kızlar, sığınma evleri, yuvalar, sokak çocukları, cinnetler… Bütün bunlar bizim ülkemizde mi oluyor Ya Rabbi! Ailesini koruyamayan müslüman nasıl bir müslümandır.
Eskiden sadece batılı toplumlarda görülen bu vakalar, nasıl oluyor da müslüman Türk toplumunda da görülebiliyor? İçki, kumar, zina, iffetsizlik, şiddet İslam Dini’nin yasakladığı büyük günahlardan olduğu halde, nasıl oluyor da müslüman bir ailenin parçalanmasına yol açabiliyor? Allah’ın insanlara helal kıldığı halde hoşlanmadığı tek eylem olan boşanma eylemi, nasıl oluyor da müslümanlar arasında yaygınlaşıyor? İslam Dini, anne -babaya öf bile demeyi yasaklamışken, sokağa atılan, huzur evinde huzursuzluğu yaşayan, ancak tanımadığı insanların ziyaretiyle teselli olmaya çalışan ihtiyarlar, müslümanların anne babaları değil midir? Allahu Teala “ Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyunuz”[2]diye seslendiği halde, bu sokak çocukları, bu iffetsiz kızlar kimin çocuklarıdır. Müslümanlar için aile yurdu, bir mutluluk yurdu olması gerekirken, ne oldu da yuvalarımız bir ızdırap ve azap yurduna, bir cehenneme dönüştü
Bizler, müslümanlar gibi inandığımız halde, kapitalistler gibi yaşadığımız için ailemizi ve çocuklarımızı modern hayatın tuzaklarından koruyamadık. İnandığımız hayatı değil, yaşanılan hayatı kendi ellerimizle inşa ettik. Oysa yaşadığımız hayat amacından sapmış, tahrip ve imha edilmiş hayattır. İnşa etmemiz gereken hayat, bu hayat değildi. Müslümanlar, İslami hizmetler yapmak için, vakıflar, dernekler, sivil toplum örgütleri kurarken; en yakınını, ailesini ihmal etti. Bu ihmalin bedelini ailesini vahşi kapitalizme kurban ederek ödedi.
Ev: Dar’ül İslamdır, Mutluluk Yurdudur . .
Evsizliğin–ailesizliğin panzehiri olan İslam, aileyi, anne-babayı, çocukları hatta büyükanne ve büyükbabayı bir arada tutmaya çalışır. Çünkü hiçbir model toplum sokakta oluşmaz. Hele köprü altında, hiç…
Günümüzde görülen kreşler, anaokulları, pansiyonlar, çocuk yuvaları, huzur evleri asla evin yerini tutamayacaktır. İşin doğrusu bu mekânların bir kısmının müslüman toplumlarda hiç görülmemesi gerekir. Müslümanlar için aile; evin pansiyon, mutfağın lokanta olarak kullanıldığı, çocukların kreşlerde ve yuvalarda büyütüldüğü, eşlerin sadece akşamları ve tatil günlerinde bir araya geldiği sentetik bir kurum değildir[3].
Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim; “İmran ailesi, İbrahim ailesi ve İsmail ailesinden ve bu ailelerin tevhit mücadelesinden bahsederek, aileye dikkatimizi çekmektedir. Allah Mısır’da tevhit mücadelesini yürüten ve işe nereden başlayacağını bilemeyen Hz. Musa ve kardeşine,evden başlamalarını emreder.”Musa’ya ve kardeşine şöyle vahyettik; şehirde kendi insanlarınız için bazı evleri karargâh edinin, kendi evlerinizi ise bir mabede dönüştürerek ibadetlerinizi eda edin. İşte bu takdirde müminleri müjdele “[4]Firavunun zulmü anaların rahimlerine kadar uzansa da, her halükarda müslümanların evleri kaleleriydi. Orayı bir “insan atölyesi” bir “okul”, bir “mabet” haline getirebilirlerdi. Bazı evleri ise onların merkezinde yer alan, “iman karargâhları “ haline getirebilirler, geleceklerine oralarda aldıkları kararlarla şekil verebilirlerdi.[5]
Kur’an, “evlerinizde okunan Allahın ayetleri ve hikmeti üzerine kafa yorun: şüphesiz Allah sonsuz lütuf sahibidir, her şeyden haberdardır”[6] buyuruyor. Bu yönüyle evlerimiz bizim için sadece bir sığınak ve barınak değil, çocuklarımızın hayatı öğrendiği bir okuldur. Bu okulun öğretmenleri anne-babalar, öğrencileri ise çocuklarıdır. Tabi ki bu evde en çok kullanılan eşyalarda kitap, defter ve kalemdir. Elbette ki, böyle bir evin ders yapılan ve sohbet edilen bir odasının da olması gerekir. Bu odanın en müstesna yerini ise televizyon değil, kitaplar oluşturur. Müslümanın evinin kıblesi televizyon değil, kütüphanedir. Kütüphane olmayan evde hikmet mi olurmuş? İslami modelde ev ve ders, ev ve ibadet, ev ve sohbet, ev ve misafir hep yan yana anılması gereken kavramlar olmalıdır.
Evlerimiz cennetin dünyadaki bir şubesidir, “yakıtı insanlar ve taşlar olan” bir cehennem şubesi değil. Rabbi Allah olması gerekirken televizyon olan, terbiyecisi Kur’an olması gerekirken şov dünyasının starları olan evler, müslümanın evi değil, kapitalistlerin evidir. İslami modelde evin sofrasında, sohbetinde, muhabbetinde İslam gündeme gelmelidir.
İslami aile sorumsuzluğa kapalıdır. Eşlerin birbirleri üzerinde, anne-babanın çocukları üzerinde sorumlulukları vardır. Sorumlulukların ihmali ailenin depremidir. Ailenin korunması için her zahmete, sonundaki rahmetin hayaliyle katlanılır.
İslami ailenin en vazgeçilmezi iffettir. Zina evliliğin idam fermanıdır. Zinadan kurtulmanın yolu, yakınlarında gezinmemektir. Zina başıboşların, idealsizlerin işidir. Nefsanî güzeller hayaldir. Gerçek iffettir sorumluluktur. Düşünmeyelim, bakmayalım, hayal etmeyelim ki ilahi rahmet kalbimizi korusun.[7]
Aileyi koruyamayan toplumu ve toplumun taşıdığı inanç ve kültür değerlerini koruyamaz.
Allah’ın nuruyla ışıldayan evler kurma temennisiyle…
Tarık Yılmaz Bekler
www.yilmazbekler.com
tarikyilmazbekler@hotmail.com
[1] M.İslamoğlu Tavsiyeler 2 Denge Yay. Sh.18
[2] Tahrim suresi:6
[3] M.İslamoğlu.Tavsiyeler 2.Denge Yay.Sh:13
[4] Yunus suresi :87
[5] M.İslamoğlu. Ne Yapmalı Denge Yay. Sh:93
[6] Ahzab suresi:34
[7] M.Bozdağ.Sevgi Zekası.Yakamoz Gelişim.Sh.92
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazartesi, 05 Nisan 2010, 18:27 tarihinde Alıntılar kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....













