Sirkte yetişen Aslanlar yaşlanınca ormana bırakılır. Ormana bırakılan aslanlar, birkaç ay içinde açlıktan ölürler. Çünkü, yetişme süreleri boyunca “hazır et” yiyerek beslenen aslanlar, avlanmayı öğrenemezler. Anlayacağınız, aslan doğulmaz aslan olunur.

“Hazır” et yiyerek büyüyen aslanların yaşadıkları ile “hazır” dine konarak Müslüman olanların yaşadıkları birbirinden farklı değildir. Sirkte hazır et yiyerek büyüyen aslanların ormanda yaşadıklarını, hazır din bilgisiyle hayat ormanına atılan Müslümanlar da yaşıyor.

İnsan doğulmaz, insan olunur.

                Anadolu insanı erkekler için, “Erkek doğmak ile erkek olmak farklı şeylerdir” sözünü kullanır.

                Bu erkeklik, biyolojik bir şey değildir. Sözünün eri olmak, ahlaklı olmak, hiç kimsenin namusuna göz dikmemek, alınteriyle kazandığı parayla geçinmek gibi değerleri ifade eder. Efelenmek ile efendi olmak arasındaki farkı bilmektir erkeklik.

                Ana yüreği!

                Evlat sahibi olmak için emek veren anne, evladına daha düşkündür. Evlat sahibi olmak için anne kadar emek vermeyen baba, anne kadar merhametli olmuyor. Özellikle de hazır ve yetişmiş bir evlada sahip olan üvey baba, o evladın kıymetini hiç bilmiyor.

                Karnında aylarca yavrusunu taşıyıp doğum sancıları çektikten sonra, gecesini gündüzünü evladına ayıran bir annenin evlat sevgisi ile, “üvey” annenin evlat sevgisi arasındaki fark gibidir, Müslüman doğduğuna inanan bir insan ile, Müslüman olma sancısı çeken insan arasındaki fark.

                Ana yüreği sancıyla, emekle yoğrulduğu için, evladına düşkündür. Müslüman olduğunu iddia eden bizler, Müslüman olabilmenin sancısını çekiyor muyuz ki?

                Müslüman doğulmaz!

                Doğuştan Müslüman olmak, kültürel bir dine sahip olmaktır. “Müslüman doğulmaz!” sözünü okuyan herkesin itiraz cümlesi hazırdır. “Her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Sonradan annesi babası o çocuğu, Hıristiyan, Yahudi veya putperest yapar!”  hadisiyle itiraz edenlere, birkaç cümle söylemem gerekiyor.

                İnsan mayasında doğuştan bir İslam mayası elbette vardır. Ancak bu maya birçok kişi tarafından yoğrulur. Anne yoğurmalı bu mayayı. Baba yoğurmalı. Öğretmen yoğurmalı. Fıtratta var olan bu maya, bilgili ve becerikli eller tarafından, sabırla yoğrulmazsa, maya bozulur. Anne, baba ve öğretmen tarafından yoğrulmuş olması da yeterli değildir. Özünde var olduğuna inandığı “Müslüman olma” bilincini kendisi de sürekli canlı tutma çabası içerisinde olmalı her Müslüman.

                Günde beş vakit namaz, her gün kırk kez Fatiha suresini okuma, senede bir ay oruç tutma gibi gündelik hayatımız içinde var olan ibadetlerin temel amaçlarından birisi de “Müslüman kalma” çabası için değil mi?

                Allah kimsenin ayağını kaydırmasın! Hayat yolculuğuna Müslüman olarak başlayıp, yolda sapıtan, yolda şaşıran, yolu satan, yolda yatan, yola saraylar yapan, yoldaki tuzakları kendini kaptıran, yola tuzak kuracak kadar ileri giden insanların hepsi “İslam fıtratı” ile dünyaya gelmiş insanlardan oluşuyor.

                Hatta, Firavun, Nemrut, Ebu Cehil, Ebu Leheb gibi zalimler, dünyaya geldiklerinde mayalarında İslam fıtratı vardı!

                Fıtratında var olanı yoğurmayan, dünyaya Müslüman olarak gelmiş olmanın keyfini süren insan, yoldaki tuzaklardan kendisini nasıl koruyacak?  

Bir Cevap Yazın