Eğitim merkezli yazılarımı okuyan bir arkadaşım “Biliyor musun, ben çocukken ezan okuyan müezzine küfür ederdim? Ama sadece akşam ezanını okurken küfür ediyordum” deyince çok şaşırdım. Ezandan rahatsız olan bir ailesi olmadığını bildiğim için şaşırmıştım. Altından ilginç bir şeyler çıkacağını tahmin ettim ama en çokta “Neden sadece akşam ezanına okunurken küfür ediyordu acaba?” diye merak ettim.

“Senin çocukluğunda en sevdiğin şey neydi?” diye sorunca arkadaşım, merakım kursağımda kaldı. “Tabi ki mahalle de arkadaşlarla oyun oynamak!” diye cevaplandırdım. “Oyunun en tatlı zamanı hangi zamandı?” diye tekrar sorunca, “Tabi ki akşam saatleri” diye cevapladım.

Hepimiz öyle değil miydik? Çocukluğumuzda en sevdiğimiz şey mahalle arkadaşlarıyla oyunlar oynamaktı. Sebebini hala bilmesem de, oyunun en tatlı zamanı akşam saatleridir. Saatlerce süren oyunun yorgunluğuna rağmen gün batımı saatleri nedense oyun daha bir tatlı gelir insana.

Arkadaşım merakımı kursağımda bırakıp bana işkence edercesine sorularını bitirince, yeni bir soruya fırsat vermeden neden akşam ezanı okuyan müezzine küfür ettiğini sordum.

“Evden çıkarken Annem Akşam ezanı okunurken eve gel!” derdi. “Ezan okunmaya başlayınca, oyunumuzu bırakmak zorunda kalıyorduk. Ben de çok sinirlenirdim. Ne olurdu sanki biraz daha geç okusaydı!”

Oyunumu en tatlı yerinde bıraktırdığı için müezzine küfür ederdim!

Kolaylaşıtırın, zorlaştırmayın …
Her anne akşamın şerrine inandığından, gün batımında çocuğunun evde olması ister elbette. Hepimiz aynı duyguları yaşardık. Oyunun en güzel yerinde bırakıp eve gitmek zorunda kalırdık. Biz gitmesek bile oyundan arkadaşlarımız ayrılınca oyun bozulurdu.

Oyunun bozulma işaretini müezzin verir! Bu arkadaşım gibi müezzine küfür eden birini hiç duymadım ama hepimiz sinirlenirdik.

Hayatı karıştıran, her şeyimize karışan ALLAH değil, hayatımızı kolaylaştıran ALLAH kavramını yerleştirmeliyiz çocukların zihnine.

“Ezan okunmaya başlayınca eve gel” denildiğinde oyunun en tatlı yerinde oyunu bırakmak zorunda kalan çocuk müezzine kızar.

“Müezzin ezan okumaya başlayınca annenin seni ne kadar özlediğini hatırla. Lütfen hemen eve gel. Sen gelmezsen ben dayanamam seni almaya gelirim” denilebilir mesela.

Oyunun en tatlı yerinde, oyundan daha tatlı olan annesine gitsin çocuk.

Coca Cola yerine çocuk kolası
Anne babanın kurduğu her cümle, attığı her adım çocukların zihninde bir iz bırakıyor. Birçok aileden akıllıca çözüm hikâyeleri dinledim. En beğendim davranışlardan biri de çocuğunun “Coca Cola içmemesini” sağlamayı başaran annenin “akıllı” yöntemi oldu.

Anadolu insanının kendine has tatlı çözüm yöntemleri vardır. Çocuklarını Coca Cola’nın zararlı asitlerinden korumak, onları faydalı olan bir içeceğe alıştırmak için bir annenin uyguladığı “akıllıca” yöntem bu.

Televizyon reklamlarından etkilenen çocuk annesinden Cola isteyince, annesi ona hemen “Çocuk kolası” hazırlarmış. “Çocuk colası var mı ki?” diye düşünebilirsiniz. Bende ilk duyduğumda öyle düşündüm. Kızı Coca Cola isteyince annesi ona hemen pekmez suyu hazırlayıp verirmiş. Bildiğimiz pekmez suyu işte… Ancak Cola şişesi içerisinde verirmiş pekmez suyunu.

Coca Cola yerine pekmez suyu içen kız bugün üniversite öğrencisi. Hala Coca Cola içmiyor. Canı soğuk içecek isteyince pekmez suyu içiyor.

Unutmamalıyız…
Çocukların kalplerindeki sevgilerin de, nefretlerin de, alışkanlıkların da evde atıldığını…

Alışkanlıkları değiştirme / şekillendirme gücünün en çok anne babanın elinde olduğunu…

Bunu yapmak için akıllıca yöntemler geliştirmemiz gerektiğini…

Aksi takdirde çocuklarımızın / geleceğimizin ziyan olacağını asla aklımızdan çıkartmamamız gerek.

Bir Cevap Yazın