İki yüz yıldır dünyayı kasıp kavuran ideolojiler ve sosyal değişimler içinde en etkili olanı “Milliyetçilik” kavramı oldu. Yüzlerce yıldır aynı topraklarda yaşayan insanlar kendi “milliyetlerinin” devletini kurma mücadelesi içine girdiler. İmparatorluklar parçalandı. Hatta parçalanan parçalar da parçalandı.

                Bugün hala aynı tartışmaların sürdüğünü görüyoruz.

                Çocukluğumda yazları köye gittiğimiz zaman, her çocuk gibi, atlar ve köpeklere özel bir ilgi duyardım. Köpeklerin ismi bazen “karabaş” bazen “arap” olurdu. Değişik isimler verilmiş olsa da bugün hala aklımda kalan iki isim bunlar. Anadolu’nun birçok köyünde, kasabasında yıllarca köpeklerine bu ismi veren aileler olmuştur.

                Bu isimlerin dünya’da, insanları birbirine düşürmek için tezgahlanan “büyük oyunun” bir parçası olduğunu yıllar sonra öğrendim. Bu oyunları oynayanlar nasıl bir tezgah kurmuşsa, köylerde köpeklere bile, karabaş-arap ismini verdirerek, Anadolu insanını Arap düşmanı yaptılar.

                Sadece bizim ülkemizde tezgah açmamış bu oyunu oynayanlar. Üniversite yıllarında okuduğum bazı kitaplarda Mısır sosyetesinin köpeklerine “Türk” ismini verdiğini okumuştum. İlk okuduğum zaman çok tuhafıma gitti. “Bunu nasıl yaparlar? Biz din kardeşi değil miyiz?” diye düşündüm. Sonra anladım ki her şey bu “büyük oyunun” bir parçası. Biz nasıl bu oyuna gelmişsek, onlarda aynı oyunla kandırılmışlar. 

                Ülkesini, bayrağını, toprağını, milletini sevmek ve savunmak milliyetçilik ise ben dünyanın en büyük milliyetçisiyim. Ancak “kan” üstünlüğü anlamında bir milliyetçilikten bahsediliyorsa kimse kusura bakmasın, ben bu oyuna gelmem. Allah bana hangi ırktan olduğumu sormayacak.

                Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü ya da göçmen olmak hiç kimseyi bir başkasından üstün yapmaz. Bu topraklarda yaşayan birçok soyun / ırkın yüzlerce yıldır kardeşçe yaşadığını, Çanakkale’de omuz omuza mücadele verip, kucak kucağa şehit olduğunu kimse unutmasın. Rakamsal çoğunluk “üstünlük” vermez hiç kimseye.

                Cahil, okumamış insanlar bu tartışmaları yaptığı zaman “cahil işte!” diyorum da, ya okumuşlara ne demeli? Türk Tarih Kurumu Başkanı Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun, kendini Kürt sanan pek çok insanın Türkmen, Alevi Kürtlerin de Ermeni olduğu yönündeki açıklamasını düşünüyorum.

                Bana çok komik geldi bu açıklama. Söyledikleri gerçek olsa da olmasa da kimseye faydası olmayacak. 

                Kendi arkadaş çevremde de bazen şahit oluyorum bu tartışmalara. Kürt olan bir arkadaşımın “Kürtçü” olmadığını iddia etse de “Kürt” oluşuyla sürekli övündüğünü duyuyorum. Tam tersine de şahit oluyorum. “Kürt’ten adam çıkmaz!” gibi genellemeler yapanlar da var. İkisine de “yazıklar olsun!”

                Adam olmadıktan sonra Kürt olsan neye yarar Türk olsan neye yarar?

                Öyle ciddi bir araştırma yapılsa ki Adolf Hitler’in “Türk” asıllı birkaç dedesi tespit edilse, Türkçülüğü savunanlar Hitler’i sevmeye mi başlayacak?

                Ya da Abdullah Öcalan’ın, Türk kökenli olduğu tespit edilse ve bu bilimsel olarak ispatlansa ne değişecek?

                Bunlar imkansız mı? Bence imkansız değil. Hepimiz Hz. Adem’in soyundan gelmiyor muyuz?

                İnsan ırkının üstün yada alçak tanımlaması ile değerlendiri lemeyeceğini, üstünlüğün “takva” ile olduğunu bilen, “dindar” olduklarını iddia eden insanların bile bu oyuna geldiklerini görünce “yazık” diyorum.

                Mezara girdiniz. Melekler dünyalık hesabınızı sormaya geldiler. Hangi ırka mensup olduğunuza dair bir soru sorarlar mı size acaba? Sormayacaklarına göre ırkınızla övünmeniz ya da ırk üstünlüğüne dayanan bir kavga içinde kırdıklarınız neye yarar?              

                Cehaletin sınırı yok denmesi boşa değil. Bu “milliyetçilik” hastalığı ülkemizde bir ara o kadar abartıldı ki bazı okumuş cahiller Hz. Peygamberin bile, aslında “Türk” kökenli olduğunu iddia etmeye başladılar. Ne önemi varsa… Merak ediyorum, Hz. Peygamberimizin Türk, Kürt ya da Arap olması ve bunun ispat edilmesi neye yarar?

                Bu garip cehaletten ne zaman kurtulacağız bilmiyorum. Allah hepimize akıl – fikir versin.

                Son otuz yıllık kavgalara bir bakın

                1970’den sonra sağ-sol kavgası, 1980’den sonra Türk-Kürt kavgası, 1990’dan sonra Alevi Sünni kavgası, 2000’lerde ise Laik-Anti-laik kavgası pompalandı bu ülkede. Maalesef bir çok insanımız bu “büyük oyunlara” kurban oldular.

                Hadi insan bir kere aldanır. Aynı oyunları tekrar oynamaya çalıştıklarını bile bile bu oyuna tekrar kanacak mıyız? Böl, parçala, yut oyunu oynuyorlar yine. Daha fazla parçalanmak istemiyorsak aklımızı başımıza almak zorundayız.

                Unutmayın!

                Mezara nüfus cüzdanınızla değil, amel defterinizle girecek- siniz!

                Mezarda kimliğinize değil, kişiliğinize bakarlar.  

Bir Cevap Yazın