Merak bir öğrenme duygusudur. Bu duygunun elinde soru ve cevap denilen iki önemli araç vardır. Çocukluk döneminin en hayati aracını en verimli şekilde kullanma fırsatı verilmeyen çocuklar en talihsiz çocuklardır. Soru anahtarları susturulup ellerinden alınan çocuklarda zihni gelişim de eksik kalır. Düşünme kabiliyetleri gelişmez. Hayatın birçok kapılarını açamaz, hayatın birçok imkânlarından da mahrum yaşarlar.
Soru sormak insan olmanın gereğidir. İnsanın tanımını isteseler benden, soru soran varlıktır derim. Soru ve cevap denilen bu iki kavram ne kadar güçlü, sağlıklı gelişirse bir insanda, o insan o kadar kuvvetli ve sağlam bir ruhi bünyeye sahip olur.
Çocuk sorularla hayata açılır. Açıldığı hayatla ne kadar bütünleşirse, sorularına aldığı olumlu ve verimli cevaplarla hayatı ne kadar kendine mal ederse, o kadar zengin bir muhtevaya da sahip olur. Bu zenginliği çocuğa kazandıracak olanlar, çocuğun sorularına cevap verme makamında olanlardır. Büyük sabır, anlayış ve bilgi isteyen bu makam, büyük sorumluluklar da taşır.
Çocuğu kuşatan dünya, onun için önce karmaşık, anlamsız, korkutucu bir dünyadır. Bu karmaşadan kurtulmak, çevresine ve kendisine anlam bulmak için sorular sorar. Önce çevresindeki varlıkların isimlerini sorarak onları bilmek ister. “Bu ne?” der. Bunun yanında oluş ve hareketlerin sebeplerini anlamak ister; “neden, niçin?” sorularını yöneltir. İsimlerin sıfatlarını öğrenmek ister. Bütün bunlara olumlu cevaplar aldıkça zihnindeki ve çevresindeki dünya bir düzene girer.
Sorduğu sorularla eşya ve hadiseler arasındaki ilişkileri kavrayıp öğrenen çocuk, düşünmeyi de öğrenmiş olur. Dildeki sistemle birlikte onda bir mantık sistemi de gelişir.
Sorular, insanın en önemli düşünme, bilme araçlarıdır. Eğitim, bu araçların kullanılmasını öğreterek başlar. Bu araçları en doğru, en iyi, en güzel şekilde kullanmayı öğreten eğitim, başarılı bir eğitimdir. Soru sordurmayan, soru sormayı kısıtlayan bir eğitim anlayışı eksik bir anlayıştır. Her soruya açık, insan için sorulması muhtemel bütün soruları en ideal şekilde karşılayan bir eğitim anlayışı, sağlam kafalı insanlar yetiştirir.
Çocukta merak da düzensiz, dengesiz bir seyir izleyebilir. Büyükler, bu seyri sınırlayarak yönlendirirler. “İnsan, neleri bilirse olgunluğa erer, ruhi fakülteleri ideal manada gelişir?”in sınırlarını toplumun kültürü, gelenekleri belirler. Din, ahlâk ve ilim bu konuda daha belirleyicidir. Cevabı lüzumsuz sorulardan veya cevabı sorana yarar sağlamayan sorulardan kaçınmayı öğretmek de önemlidir.
Dinde merak, ahlakta merak, ilimde, felsefede ve sanatta merak duygusu sağlam bir eğitim yoluyla, kontrol edilip düzene konursa, bu alanlarda dengeler gözetilerek bir eğitim verilirse sağlıklı, dengeli insanlar yetişir. Din, ahlak, ilim, felsefe, sanat disiplinleri uyumlu, birbirlerinin yolunu kesmeyen, yapıcı ve bütünleştirici bir seyir izlemelidir ki güçlü bir toplum, ideal bir millet oluşsun.
Bizim eğitim sistemimiz bu açıdan bakıldığında tam not alamaz. Öğretim kurumlarımızda verilen eğitim, fen bilimleriyle sosyal bilim alanlarında sorular sorulmasına ideal manada açık değildir. Peşin yargıların öğretildiği bir eğitim sisteminde sorgulayıcı kafa yapısına sahip insan tipi yetişmez. Mesela biyoloji ve tarih biliminde peşin kabuller, sorgulanamaz. Bunlara karşı çıkmak resmi soruşturma konusu olabilir. Din, sanat ve felsefe de bundan farklı değil. Bu alanlarda uyum yok, çatışmalar varsa, toplumda da uyumsuzluklar ve çatışmalar eksik olmaz.
Ailede çocuğu bu alanlara doğru yönlendiren soru sorma yetenekleri geliştirilmez, hatta doğarken öldürülürse, çocuğun şahsiyeti tam teşekkül etmez. Okullarda da sorulardan rahatsız olan bir eğitim uygulanırsa oralardan da ideal insan çıkmaz. Merak ettiği şeylerden bir çocuğun sanatçı mı, bilim adamı mı, felsefeci mi, din adamı veya ahlakçı mı, kısaca ne olacağı az çok belli olur. Eğitimci, bunları sezen, çocuğu o yönde eğitip yetiştiren insandır. Bizim eğitim sistemimizde, özellikle de ailelerde, çocuğun bu eğilimleri, merakları dikkate alınmaz. Anne babalar çocuklarını kendi kaprislerine kurban ederler. Onlara yönelme ve seçme hakkı tanımazlar. Bu yüzden de toplumumuzda mutsuz meslek kurbanlarının sayısı hayli kabarıktır.
Bir toplumun insan kalitesi neleri merak ettiklerine bakılarak ölçülebilir. Kendinize ve çevrenize bir bakın, en çok sorulan varlıklar ve olaylar neler, insanlar evde, okulda, çarşıda, pazarda neleri soruyor, basın organlarında hangi haberleri takip ediyor? Bir düşünün. Fert ve toplum kalitesini ona göre ölçün.
En çok neleri merak ettiğinizi söyleyin, size kim olduğunuzu söyleyeyim. İnsan, merak edip öğrendiklerinden ibarettir.
Mehmet DOĞAN / Yenişafak
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazar, 27 Haziran 2010, 12:45 tarihinde Alıntılar kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














Çok büyük bir tevafuk oldu. Ben de “merakım” adlı bir hikaye yazmıştım. Babaannesiyle camiye giden altı yaşındaki bir kızın babaannesine sorular sormasını biraz edebi bir dille anlatmaya çalışmıştım. Bu yazıyı okurken kendi hikayemi hatırladım. Çocukların merak duygusunu daha ilmi yönlere çevirmek gerekir. İnsanı geliştiren meraktır. Merak şevki, şevk gayreti, gayrette de netice hasıl olur. Güzel bir yazı. Teşekkür ederim.