“Öğretmenlik nedir? Nasıl bir meslektir?” diye bir soru sorulsa, verilecek o kadar çok cevap var ki. Hiçbir cümle, hiçbir tanımlama öğretmenlik mesleğinin, insanlık için önemini tek başına anlatmaya yetmez. Öğretmenlikle ilgili yapılmış tanımlamaları araştırdım. Beğendiklerim içerisinden bazılarını seçtim.
* * * * * *
Öğretmenlik, kendi hayatını yaşamamak, gençliğini gençlere adamaktır. Öyle ya da böyle önüne gelmiş, kendisine emanet edilmiş genç nesle bir şeyler verebilme uğruna, kendisine verilen en büyük nimeti, hayatı tüketmektir.
Öğretmenlik, gündüzleri tüm vaktini hatta hayallerini, geceleri ise rüyalarını öğrencilerine hasretmek, ama dersi azıcık uzatıp teneffüslerinden bir dakikayı aldığında ömrünü verdiği öğrencilerinden tepki görmektir.
Okul denen esrarengiz laboratuarın büyüleyici üstadı…
Elinde, madenlerin som altına dönüşebildiği usta…
Bütün zorluklara rağmen gülümsemenin mihengi…
Eğitim davasının yapıcı ve en esaslı unsuru…
Eserine kıymet biçilemeyen varlık…
Kendini tüketerek etrafını aydınlatan mum…
Tahammülü seven idealci…
Her an muhtaç olduğumuz Doktor…
Dünyanın en büyük sorumluluğuna sahip insan…
Bütün büyük insanları de yetiştiren, Öğretmen…
* * * * * *
Her tanımlamanın ayrı güzelliği olduğunu, farklı bir gerçeği ifade ettiğini fark ettim. Ancak içlerinde beni en çok etkileyen tanımlama “Mabede girer gibi sınıfa girmeli öğretmen!” cümlesi oldu. Çok eskilerden beri kullanılan bir tabir olmasına rağmen, ben çok yeni rastladım. Tanımlama beni çok etkilediği kadar da, düşündürdü. Ne demek yani, mabede girer gibi sınıfa girmek…
“Camiye girer gibi sınıfa girmek?” Olur mu hiç böyle şey diye düşündüm. Öğretmenliğin insan ve toplum üzerindeki etkisini düşününce, “Kesinlikle doğru bir tanımla!” dedim içimden. Cümle üzerine biraz düşününce, tanımlamaya olan hayranlığım ve inancım çoğaldı.
Mabet, kutsal bir mekan. Ya insan?
Cami ne kadar kutsal bir mekansa, sınıfta o kadar kutsal bir mekandır. Camiye efendice girip efendice çıkar insan. Kutsal olana saygı bunu gerektirir.
İnsan, mabedden daha kutsal değil mi? İnsan kalbini yıkmak, kabeyi yıkmaktan daha günah değil mi?
* * * * * * * *
Tüm Peygamberlerin mesleği insan yetiştirmekti. Allah (cc) binlerce Peygamberi “insan eğitmek” için göndermedi mi? “Ben öğretmen olarak gönderildim!” diyen Peygamberimiz (sav) gibi, insan eğitme sorumluluğu olan öğretmenler, ibadet aşkıyla ders anlatmalı. Namaz kılar gibi ders anlatmalı her öğretmen. Allah’ın huzurunda namaza duran insanın ciddiyeti / hassasiyeti, Allah’ın yarattığını eğitirken de gösterilmeli.
Öğretmen mabede hazırlık yapar gibi, sınıfa hazırlık yapmalı. Temizlemeli kendisini sosyal hayatın kirlerinden. Sokağın kirlenmiş insanlarından, kirli ruhların etkisinden temizlenmeli. Gireceği sınıftaki çocukların / gençlerin ruhları tertemiz… Sokakları kirleten insanların ruhları gibi kirli değil henüz. Abdest alır gibi, önyargılarını temizleyerek / yıkayarak sınıf için hazırlık yapmalı.
Oruç kendini tutmaktır. Yiyecek ve içeceklere karşı mideyi tutmak, sabrı öğretir insana. Oruç tutar gibi sabırlı olmalı öğretmen. Tahriklere kapılmadan, karşısındakilerin çocuk / genç / cahil olduğu gerçeğini akıldan çıkartmadan, sabırla öğretmeli bilgileri öğrencilerine.
Zekat verir gibi, karşılığını Allahtan bekleyerek, vermeli bilgilerini öğrencilerine. “Kaç kez anlattım hala anlamadı. Kaç kez söyledim hala öğrenmedi. O kadar çabaladım hala sınavlardan / yazılılardan zayıf alıyor!” dememeli. Elinden geleni yapmak, karşılığını kısa sürede alamasa da, inançla öğretmek için çırpınmaya devam etmeli.
* * * * * * * * *
Öğrencilerinin gözlerine bakarken, ülkesinin ve insanlığın geleceğini görmeyen öğretmenler, meslek şuurlarını gözden geçirmeli.
Mabede girer gibi sınıfa girme şuurunda olmayan öğretmenler, “Mabet mi daha kutsal, insan mı?” sorusunun cevabı üzerine düşünmeli.
İbadet aşkıyla ders anlatan, mabede girer gibi sınıfa giren öğretmenlerin sayısının her geçen gün artması temennisiyle…
İbadet aşkıyla ders anlatan bütün öğretmenlerin / öğretmenlerimin ellerinden öpüyorum.
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazartesi, 19 Ekim 2009, 21:23 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım, Öğretmen & Öğrenci Hikayeleri kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....












Bir insan yetiştirmenin önemini kavrayan ve günlük hayat sreslerini bir kenara bırakıp mabede girer gibi ruhunuda temizlemeyi başarabilen öğretmenler diliyorum tüm öğrencilere!
Okul hayatımız boyunca mesleğinin hakkını veren ve boş boş gelip giden öğretmenlerimiz oldu.
Öğrencilerin unutamadığı öğretmenler, mesleğinin hakkını verenlerdir. Onlar unutulmaz sürekli hayırla anılırlar.
Diğerleri ise akla geldikçe, gülüp geçilen öğretmenlerdir.