Allah (cc) Kuran’da Peygamber kıssalarına, ibret alın, örnek alın diye yer veriyor. Her Peygamber’in kıssasında farklı yol işaretleri, hayat dersleri bulabilirsiniz. Lokman suresinde, Peygamber olan bir babanın oğluna nasihatlerini görürsünüz.
Bu nasihatleri okurken benim en çok dikkatimi çeken şey, Hz. Lokman’ın oğluna hitap şeklidir. Bu hitap şekli üzerine farklı kaynaklara bakınca bunun sadece Lokman (as)’ın üslubu olmadığını gördüm. Neredeyse tüm Peygamberler evlatlarına bu üslup ile hitap ediyor, nasihat ediyor.
Demek ki Allah (cc) bizlere evlatlarımızla konuşurken, onlara hangi üslup ile hitap etmemiz gerektiğini, Kuran’da anlatılan Peygamber kıssaları ile öğretiyor.
* * * * *
“Senin baban sana hiç ‘Canım oğlum! Yavrucuğum!’ diye hitap etti mi?” sorusunu birçok arkadaşıma sordum. Böyle bir soru sormamın sebebi, Kuran’da Peygamberlerin evlatlarına hitap şeklinin dikkatimi çekmiş olmasıydı.
“Baban sana hiç ‘Canım, Yavrucuğum!’ diye hitap etti mi?” sorusunu sorduğum arkadaşlarımın büyük bir kısmının ailesi dindar insanlardı. Soruyu duyan arkadaşlarımın nerdeyse hepsi bu soruma güldüler. Babalarının kendilerini hitap şeklini de söyledi bazı arkadaşlarım. Ancak o hitap şekillerini buraya yazmayacağım.
* * * * * * *
Hz. Lokman üç ayrı yerde ve üç ayrı konuda nasihat ve tavsiyede bulunurken, oğluna “Ey oğulcuğum (yavrucuğum) diye hitap etmektedir. Arap dilinde burada kullanılan şekliyle bu kelime, bir babanın oğluna karşı söz söylerken tayin edeceği sevgi ve şefkati belirten, en yoğun duygu yükü taşıyan kelimdedir.
Konuyla ilgili ayetler;
Hani Lokmân oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür. (Lokman 13)
(Lokmân öğütlerine şöyle devam etti:) “Yavrucuğum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, (herşeyden) hakkıyla haberdar olandır. (Lokman 16)
Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir. (Lokman 17)
Aynı ifadeyi Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’e hitabında, Hz. Nuh’un oğluna hitabında, Hz. Yakub’un oğlu Yusuf’a hitabında görmekteyiz. Bu hitabın Türkçede “Yavrucuğum” sözü ile karşılandığı bilinmektedir.
Hz. Nuh (as), kendisine isyan edip inançsızların arasına karışan oğluna bile “Oğulcuğum! Yavrucuğum!” diye hitap eder.
Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi. (Hud 42
Günah işleyen evladını evlatlıktan silen babalar, bunu din adına, ihlas adına yapıyorlar maalesef. İnsandan son nefesine kadar ümit kesilmeyeceğini bilen Nuh (as)’ın, inançsızlarla birlikte olan oğlunu kurtarma çabası herkese örnek olmalı. İnsandan ümidini kesen Allah’tan ümidini kesmiş olur. Hele de bu insan kendi evladınızsa, ona kaşı çok daha fazla sabırlı olmak zorundasınız.
* * * * *
Sayın Vehbi Vakkasoğlu, bir muhabbet esnasında Bülent Bakiler’e, “Siz annesi için çok güzel şiirler yazan değerli bir şairimizsiniz. Fakat babanız için hiç şiriniz yok! Bunun sebebi nedir?” diye sorar.
Şair adeta kükrer: “Nesine şiir yazacağım babamın! Hayatı boyunca bana bir kere bile sarılıp “Oğlum!” dememiş adama nasıl şiir yazacağım? Öleli yıllar oldu, daha ben ona bir Fatiha okuyamadım. Sen şiirden bahsediyorsun!”
Vehbi Vakkasoğlu: “Ağabey, siz duygularını çok iyi anlatan açık sözlü bir şairsiniz. Babanıza bu konuyu hiç açmadınız mı?” diye sorar.
Bülent Bakiler: “Açmaz olur muyum? Memleketimdeydim. Milletvekili adayı olarak çalışıyordum. Konuşmalarım büyük takdir topluyor ama babam hiç oralı olmuyordu. O günlerde bu konuyu babama sordum. Bana niçin ilgi göstermediğini, yüreğini bana niçin açmadığını merak ettiğimi belirttim. ,
Babam gözleri yaşlı olarak bana; “Oğlum, ben de babamdan sevgi görmedim. Görmediğimi gösteremiyorum” dedi.
Sayın Vehbi Vakkasoğlu bu hatırasını anlattıktan sonra şunları ekliyor.
“Gerçekten de, insanın görmediğini göstermesi zordur. Bu yüzden, babalarından sevgi görmemiş babalara çok mühim bir görev düşüyor. Yaşadıkları sevgisizlik çemberini kırıp parçalamak ve görmediklerini göstererek çocuklarını sevgiye doyurmaktır. Yavuz Bülent Bakiler bunu başaran bahtiyarlardandır.
* * * * * * *
Öğretmen öğrencisine sormuş:
“Eşeğin kaç ayağı var?”
Çocuk hemen cevap vermiş:
“İki..”
Öğretmen şaşırmış ve tekrar sormuş:
“Neden iki, eşek dört ayaklı olmaz mı?”
Çocuk tüm anne babaları düşündürmesi gereken şu çok ibretli cevabı vermiş:
“Öğretmenim, babam bana hep “Eşek oğlum!” der. Ben iki ayaklı olduğuma göre, demek ki, eşek de benim gibi iki ayaklıdır…”
* * * * *
Lokman (as)’ın oğluna nasihatlerinden alınacak ilk ve en önemli ders, “Bir babanın evlatlarıyla konuşma üslubu” olsa gerek.
Allah (cc), Lokman (as) vasıtasıyla tüm babalara, “Evladınıza karşı Lokum gibi tatlı dil ile hitap edin” diyor.
“Babamdan görmedim ki!” diyenler, babalarını değil, Hz. Lokman’ı örnek alsınlar.
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Cumartesi, 27 Şubat 2010, 21:19 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....











çok güzel konular bunlar teşekkür ederim böylece eksiklerimizi kapatmaya çalışıyoruz sağ olun
Sayın Hocam
Yazdıklarınız çok doğru ben görevim gereği okulların toplantılarına katıldığımda soruyorum yaşı kaç olursa olsun farketmez babanız başınızı okşadı mı hoşuna gitmeyen var mı diye sorduğumda yok diyorlar bende ozaman gidin çocuğunuzun başını okşayın diyorum. Sevdiğinşizi gösterin güzel kelimeler kullanın çünkü sözün ruhu vardır.
Selamlar
sağolasın varolasın sayın hocam hassas bir noktaya dokundunuz çoğumuzun yaşadığı ama ifade edemediği konular bunlar .ne olursa olsun baba lar ardımızda bir dağ gibidir güç verir. bütün kaynaklar ondan bize akar ama hiçbirzaman ben buradayım demez. yanımızda daima bir güç olarak olduğunu bilmemiz bile bize güç verir. yeterki var olsunlar.saygılar. h.taşova
HARİKASIN BE HOCAM…BENDE AYNI DERTTEN MUZDARİBİM… AMA SAYIN VAKKASOĞLUNUN DEDİĞİ GİBİ BU ZİNCİRİN HALKASINI KIRACAK VE ŞUNU YAPACAĞIM “ESAS İNSAN KENDİNE YAPILAN OLUMSUZ DURUMLARI, BİR HAMLE İLE DÜZELTİP OLUMLU HALE ÇEVİRENDİR” DİYORUM… AKSİ HALİ ASKERLİKTEKİ DEVRECİLİK ANLAYIŞINA BENZER ZATEN…
Eyvallah Hocam. Bende babamdan hiç sıcaklık görmedim Fakat kendi babasından dolayı buynu yansıtamadığını bu gün söylüyor ve kendi yaşadıklarını torunlarının yaşamasını istemediğinden dolayı siz olanca sıcaklığınızı aktarın onlara diyor. Bende bunun için görmediğim ilgiyi Çocuklarıma gösterirken zaman zaman kendimi çocuklşarımın yerine koyarak baba özlemimi dindirmeye çalışıyorum.Bu benim için bir çıkış yolu. Ben ilgi görmedim diye çocuklarımızı yavrularımızı cezalandırmak ne kadar mantıklı aceba?…