- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Prof. Dr. Ali Nihad Tarlan bir ipekböceği hikayesi anlatır:Birisi ipek böceğini tohum halinde iken görür. ‘İpek böceği nedir?” sorusuna onun verdiği cevap şudur:‘Göze ancak görünebilen darı tanesi gibi bir şey…”İpek böceğini yerde sürünen bir kurt halinde iken gören ikinci adam aynı soruya : ‘İpek böceği ağır ağır hareket eden pek çirkin bir kutçuktur” cevabını verir. Ãçüncü adam ipek böceği tarifi ipek böceğinin yumurta halidir: ‘İpek böceği dut dalları arasında ufak ipek bir yumurtadır.”Dördüncü adam ipek böceğini gördüğünde ipek böceği artık kozasından çıkmıştır:O da ‘İpek böceği, bir nevi kelebektir” tarifini yapar. -
Hakkında hüküm vereceğiniz insanları birer ipek böceği gibi düşünebilirsiniz. Acaba o insan kurtçuk devresinde midir? Kozasını mı örmektedir? Yoksa kozasından çıkmış mıdır? - - İnsanın şartları sürekli değişen bir yolculukta olduğunu gözardı ederseniz bir ipek böceğine ‘O bir kurtçuktur….çirkindir” deme hatasına düşebilirsiniz.Ãyleyse insanlar hakkında hüküm vermeden önce kendi geçirdiğiniz safhalara bir göz atmanız ne kadar faydalı olur. Sizin ‘çirkin bir kurtçuk” yada ‘dut dalları arasında yumuşak bir yumurta” safhanız olmamış mıdır?Biz hakkında ağır hükümler verdiğimiz bir çok insanın karşımıza bizim hakkımızda ağır hükümlerde bulunmayacak bir olgunlukla çıktığına şahit olmuşuzdur. Prof. Dr. Ali Nihad Tarlan’ın bize öğüdü şu:‘Olaylar, meydana gelişleri esnasında bazen önemli, bazen önemsiz, bazen çirkin, bazen faydalı, bazen güzel görünebilir.İlk sebebi bilmeden varacağı neticeyi tahmin dahi edemeden son hükmü vermek hiç de doğru olmasa gerektir.”O çirkin kurtçuğun ipek gibi çok değer verdiğimiz, çok güzel bulduğumuz bir ‘mal” üreten bir fabrika olacağını nereden bilebiliriz?- - -
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -- -- -- -- -- -- --
Her mağlubu kınamayınız. Siz daha her savaşı görmediniz. -
Başkaları hakkında konuşmaya girişmeden önce kendiniz hakkında konuşmaya başlayınız. Bakın bakalım, bir başkası için söylemeyi düşündüğünüz sözlerden geriye ne kalacak?-
Ana rahmindeki çocuğa bu dünyanın güzelliklerinden ne kadar bahsetseniz boştur. O, dünyanın ‘zindan” olduğunu iddia edip duracaktır. -
Hakkında hüküm vereceğiniz insan ‘ana rahminde” olmasın?-
Ãyleyse bırakın önce doğsun, büyüsün…..
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazar, 28 Ocak 2007, 09:50 tarihinde Hayatı Anlamak kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....













