Kundaktaki bebeğe niçin ezan okunur?

Kundaktaki bebeğe niçin ezan okunur?

 

 

Dünyaya yeni gelen bir bebeği, babası veya dedesi kucağına alır, sağ kulağına ezan okur, sol kulağına kamet getirir. Sonra da, ismine karar verilmişse, üç defa kulağına ismini fısıldar.

İslam geleneğinde, yüzyıllardır uygulanan bu sünnet hakkında, hiç düşünmemiştim. Birçok uygulamayı “geleneksel alışkanlık” olarak bilip uygulayan bir toplumuz.

“Çocuk kalkıp namaz kılacak değil ya! Ne diye kulağına ezan okurlar ki?” diye düşünebiliyor insan, kulağına ezan okunana bebekleri görünce belki.

 

Alman yazar Frederick Vester’in “Düşünmek, Öğrenmek, Unutmak” kitabını okurken, bu geleneğimiz aklıma geldi. Yazar, insan beyninin öğrenmeye hazırlanma sürecini işlerken, insan beyninin fiziksel gelişim evrelerini anlatıyor kitabının bir yerinde. Bir bebek dünyaya geldikten sonra ilk üç ay, beyninde ki sinir hücrelerinin en hızlı açıldığı, en hızlı bağlantı kurduğu dönemdir. Üç ay sonra bu bağlantı hızı yavaşlar. İnsanın en zeki olduğu, en çabuk öğrendiği dönem ise ilk 6 yıldır. Altı yaşından sonra, ömrün sonuna kadar öğrenme süreci devam etse bile, bağlantı kurma hızı yavaşlamış olur.

 

* * * * *

 

Bu bilgileri okuduğum sayfanın kenarına, “Demek ki bu sebepten dolayı, tüm dinlerde, yeni doğan çocuklar için bir uygulama var!” diye not düştüm. Bizde ki ezan – kamet okuma geleneğinin farklı bir uygulaması Hıristiyanlarda var. “Vaftiz çıkarma” dedikleri bir uygulama ile, bebekleri kilisede duman altı yaparak, kutsal su ile yıkar Hıristiyanlar.

 

Bebekler anlıyor!

Fransa’da, Paris Descartes, Grenoble 2 ve Chambery Üniversitelerinde gerçekleştirilen bir araştırma premature doğmuş olan çocukların elleriyle tuttukları iki farklı nesnenin arasındaki farklılıkları anlayabildiklerini ortaya koydu.

Araştırmacılar premature doğmuş 24 bebek üzerinde araştırmalar yaptılar. Bu bebekler yaklaşık yedi aylık dünyaya gelen bebeklerdi. Ortalama olarak 33 haftalık doğmuş olan bu bebekler, normal doğum sürelerinden 7-8 hafta önce dünyaya gelmişlerdi. Ortalama ağırlıkları ise 1,5 kiloydu.

Araştırmacılar, doğumdan iki hafta sonra herhangi bir nesneyi (tebeşir gibi) bebeklerin sağ ya da sol ellerine verdiler. Çocuklar bu nesneyi bir müddet tuttular. Bu sırada bebeklerin bu nesneyi tutma süresi kaydedildi. Araştırmacılar, bebeklerin alıştıkları/tanıdıkları nesneyi zamanla daha kısa süreli tutacaklarını düşünüyorlardı. Araştırmanın sonucunda, bebekler yeni ve tanımadıkları bir nesneyi ellerinde daha uzun süre tuttukları görülürken, aynı nesne daha sonra tekrar ellerine verildiğinde daha kısa süreli tuttuklarını gördüler.

Bu araştırma erken doğan bebeklerin de, zamanında doğan bebekler gibi öğrenmeye hazır bir halde doğduklarını göstermesi açısından ilgiyle karşılandı. İnsanoğlunun Uzun zaman insanoğlunun zihninin “boş bir sayfa” gibi dünyaya geldiğine inanıldı. Bu anlayışa göre insan her şeyi doğduktan sonra öğreniyordu. Ama bu araştırmalarla, bebeklerin zaten doğar doğmaz “iki farklı şeyin arasındaki farkı bilme” bilgisine sahip oldukları ortaya konulmuş oluyor.  

 

Hz. İsa kundaktayken konuşmadı mı?

 

Kur’an’a göre İmran’ın kızı Hz. Meryem, Beytü’l Makdis’te (Kudüs’te  bulunan  Mescid-i Aksâ)  zikir  ve ibâdetle hayatını geçiriyordu. Allah, ona Cebrail’i bir beşer suretiyle gönderdi. Cebrâil, ona bir oğlan çocuk bağışlaması için Allah tarafından gönderilen bir elçi olduğunu söyledi. Hz. Meryem’in, kendisine bir insan eli değmediği ve iffetsiz olmadığı halde nasıl çocuğu olabileceğini hayretle sorduğunda melek, bunun Allah için kolay olduğunu ve insanlara bir delil, bir mûcize  olsun diye Allah’ın böyle hükmettiğini bildirdi. Çocuk doğunca kavmindeki bazı insanlar onu ayıplayacak oldu. Hz. Meryem, bebeğe işaret etti. Çocuk İsa kundakta şöyle dedi: “Ben Allah’ın kuluyum. O bana Kitab’ı verdi ve beni peygamber yaptı…” (Bkz. 19/Meryem, 16-37)

 

Konuyla ilgili ayetler;

Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler

Bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı (İncil’i) verdi ve beni bir peygamber yaptı.”

“Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti.”

“Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı.”

“Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir).”

 

* * * * * *

 

Hz. İsa’nın Allah tarafından konuşturulmuş olması, elbette bir mucizedir. Ancak her mucize aynı zamanda ilahi bir bilgi ve uyarı içerir. Hz. İsa’nın etrafındaki konuşmaları anlaması, duyması ve o konuşmalara cevap vermesi, bir mucize olduğu kadar tüm anne babalara bir uyarıdır.

 

Çocuklarınız dünyaya geldikleri andan itibaren sizi duyarlar.

Çocuklar etraflarında olup biten her şeyden etkilenirler.

Kundakta bile olsalar!

 

Sait ÇAMLICA

Eğitimci – Yazar

 

www.saitcamlica.com

saitcamlica@gmail.com

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Bu yazı Pazar, 07 Mart 2010, 00:55 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

“Kundaktaki bebeğe niçin ezan okunur?” için 2 Yorum

  1. nurdan diyor ki:

    atalarımız ne demişler ağaç yaş iken eğilir bnada bu yazı bu sözü hatırlattı tabiki çocuklarımıza ne verirsek onu alırız teşekkürler hocam eline yüreğine sağlık

  2. Hayati Binler diyor ki:

    Her sünnette olduğu gibi, isim koyma meselesinde de ezan ve kamet okumanın tam yerinde olduğu tebeyyün etmiştir. Şeairden olan ezan ve kamet ile çocuğa hitap etmek onun şahsiyetinin iyi ve Müslümanca meydana gelmesinde elbette ehemmiyetli bir yeri vardır. İlim ilerledikçe belki daha çok hikmetleri çıkacaktır. Âmennâ.

Yorum yapın