‘Küfürbaz’ kelimesi ile ‘sufi’ kelimesi yan yana hiç şık durmuyor diye düşünebilirsiniz. Ancak sosyal medyayı sıkı takip edenler, sufi yetiştirdiği sanılan dergahlardan çıkan küfürbazları iyi bilirler. Sufi yetiştirdiği sanılan cemaat ve tarikatlarda okumuş bu gençler, neden bu kadar küfürbaz ve ahlaksız oldular, sorusunun cevabını vereceğim.

Sorunun cevabına geçmeden önce, sufi kelimesinin sözlük anlamına bakalım. Sufi, Tasavvufta, gönlü saf kişi, eren, ermiş, nefsinden fani, hak ile baki; Zahirde halk ile batında hak ile olan; nefsinde ölen Hak ile diri kalan demektir.

Tarifin güzelliğine bakın. Kulağa ne kadar hoş geliyor. ‘Her Müslüman böyle olmalı’ diye düşünüyorsunuz, tarifi okuyunca. Ancak sözlük anlamı ile sosyal medyada ve çevrenizde tanıdığınız sufileri karşılaştırınca, ortada çok büyük bir aldatmacanın olduğunu görüyorsunuz. ‘Dövene elsiz, sövene dilsiz gerek’ sözlerini ezberleyen sözde sufiler, değil döveni veya söveni, kendilerini eleştireni bile küfür, hakaret ve tehdit yağmuruna tutuyorlar.

Sahte isimlerle açtıkları hesaplardan ettikleri küfürleri ben buraya yazmayı utanırım. Hem de başında Mahmut Ustaosmanoğlu’nun bulunduğu, en meşhur hatipleri Cübbeli Ahmed ve İhsan Şenocak olan, kendilerini Ehli Sünnet’in kalesi olarak gösteren tarikat ehli (!) yapıyor bunu.

Sarık cübbe giymeyi ibadet gibi anlatan İsmailağa tarikatının hocalarına, ‘sahte isimler ve resimlerle sosyal medya hesabı kullanmak caiz mi?’ diye sormak gerekiyor. Sakal traşı olmanın günah olduğunu anlatan İsmailağa hocaları, sosyal medyada küfür etmenin günah olduğunu anlatmıyor mu?

Tanıdık gelmedi mi?
Bu tavırları size tanıdık gelmedi mi? Çok uzağa veya geçmişe gitmenize gerek yok. Bugün herkesin Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak bildiği ekip, 2013 yılına kadar ‘Hizmet Hareketi’ olarak biliniyordu. İnsanlığın kurtuluşu için kendinden vazgeçmiş, İslam’a hizmet için kendini adamış, dövene elsiz, sövene dilsiz olmalı diyen, sessiz, sakin, sigara bile içmeyen ‘altın nesil’ yetiştirme iddiasında bir ekip olduklarını iddia eden bir terör örgütünden bahsediyoruz.

FETÖ ekibinin maskesi ne zaman düştü? 15 Temmuz’da demeyin. Gerçek yüzlerini, putlaştırdıkları lidere dokunulunca ve liderlerinden emir gelince gösterdiler. Çevrenizde ki, sufi sandığınız cemaat ve tarikat mensupları üzerinde bir test yapın. Mesela liderlerini eleştirin, cemaatlerinin yanlışlarını söyleyin. Maskelerinin nasıl düştüğünü hemen fark edersiniz.

Öfkelerinin nedeni ne?
Neden bu kadar öfkeli bu cemaat mensupları? Cumhuriyet tarihinin en rahat dönemini yaşamıyor mu dindarlar? Ak Parti iktidarı ile beraber, 28 Şubat baskısı ve dindarlara yapılan haksızlıklar giderilmedi mi? Okul kapılarında başörtülü öğrenciler için slogan atarken, artık sadece öğrenci değil memurlara bile başörtüsü özgürlüğü gelmedi mi? İmam Hatip Liseleri kapatılmasın, Kuran kurslarında yaş sınırı olmasın diye slogan atılıyordu daha yirmi yıl öncesine kadar. Artık İmam Hatip Ortaokulu ve Liseler çoğaldı, Kuran kurslarında yaş sınırı kalktığı gibi, 4-6 yaş grubu birçok Kuran kursu açıldı.

Tüm bunlara rağmen bu cemaatler neden bu kadar huzursuz ve öfkeli? Bu sorunun cevabını bilmeyenler, cemaat ve tarikatların asıl niyetini de bilemezler.
İnsan ve Para kaynakları kuruyor.

FETÖ ekibini 17 – 25 Aralık sürecine götüren şey, Devletin dershaneleri kapatma kararı oldu. Dershane denilince aklınıza, üniversiteye öğrenci hazırlamak veya öğrenciye ders takviyesi yapmak gelmesin. Dershane FETÖ ekibinin hem para hem insan kaynağıydı. Para kaynağı için farklı gelirleri vardı ancak insan kaynağı daha önemlidir. İnsan kaynaklarına dokunulunca, FETÖ ekibinin maskesi düştü.

Aynı süreci diğer cemaat ve tarikatlarda yaşıyor. Millet eskisi gibi cemaat ve tarikatlara para yardımı yapmadığı gibi, evlatlarını da eskisi gibi göndermiyor. Cemaat ve tarikatlar en parlak dönemlerini 28 Şubat ve sonrası yaşadılar. O dönem devlet, İmam Hatiplerin ortaokul kısmını kapatmış, üniversiteye giden yolu tıkamış, Kuran kurslarına yaş sınırı koymuş. Böyle bir ortamda milletimiz, çocuklarını, dinlerini öğrenmeleri için en yakın dini cemaate veya tarikata gönderdiler.

Başka bir ifadeyle, devletin dine ve dindarlara baskı yaptığı dönemlerde, cemaat ve tarikatlar zengin oldular, devletin din eğitimini teşvik ettiği ve desteklediği dönemlerde para kazanamaz hale geldiler. Talebe yurtlarına öğrenci bulamayan, medresesinde ki hocalarının maaşlarını ödeyemeyen cemaat ve tarikatlar, tarihlerinin en sıkıntılı dönemini yaşıyorlar. Esnaftan para istiyorlar, esnaf kovuyor. Çocuklarınızı gönderin diyorlar, çocuklar İmam Hatip Ortaokuluna gidiyor.

İmam Hatip Ortaokulu ve Liseleri, devletin cemaat ve tarikatların insan kaynaklarını kurutma projesidir. En azından ben öyle yorumluyorum. Şimdi vereceğim rakamlara dikkat ederseniz, ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.

2003 yılında, 71 bin civarında İmam Hatip Lisesi öğrencisi varken, 2018 yılında, Ortaokul öğrencileri dahil, 1.500.000 civarında İmam Hatip öğrencisi var Türkiye’de.
Asıl soru şu: Şayet İmam Hatip Ortaokulu ve Liseleri açılmasaydı ve hükümet desteği ile teşvik edilmeseydi, bu 1.500.000 İmam Hatip öğrencisi nerede din eğitimi alacaktı? Bu öğrencilerin en az yarısı, farklı cemaat ve tarikatların insan ve para kaynağı olacaktı.

İnsan ve para kaynakları kuruyan, teknoloji çağı gençliğinin dilini yakalayamayan, Din tüccarlığı ile geçinmeye alışmış cemaat ve tarikatlar, artık öfkelerini saklayamıyorlar. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan korkmasalar, çoktan isyan bayrağını açacaklar, ama korkuyorlar. Kapalı kapılar ardında konuştuklarını ve yaptıkları hazırlıkları kimsenin bilmediğini sanıyorlar.

Sözün özü: Dertleri Allah rızası değil para olan cemaat ve tarikatlar, küçüldükçe alçalıyor, kurudukça öfkeleniyor, öfkelendikçe ahlaki ve insanı taraflarını kaybediyorlar.

Bir Cevap Yazın