Bir okulun rehber öğretmeni arkadaşla sohbet ediyorduk. Altı ve yedinci sınıflarda okuyan öğrencileri biraz rahatlatmak için sinemaya götürmeye karar vermişler. Çocukları götürmek istedikleri filme karar vermeden önce, sınıflara giderek hangi filme gitmek istediklerini sormuşlar.

Ortaokul çağlarındaki çocukları sinemaya götürmeye niyetlenen her yetişkin gibi, arkadaşımın da kafasında çocukları “çizgi film tadında” çocukça bir filme götürmek varmış.

Çocukların önemli bir kısmı korku filmlerinin isimleri sayarak “korku filmine gidelim hocam!” demeye başlayınca arkadaşım şaşırmış.

Siz olsanız şaşırmaz mısınız?

“Çocuk sineması” sektöründeki tüm gelişmelere rağmen, çocuklar korku filmlerini tercih ediyor.

Rengarenk çizgi karakterler, özel animasyonlar, Bilgisayar destekli görüntülerle tam anlamıyla görsel bir şölen haline getirilen çocuk sinemasına rağmen, çocuklar korku filmlerine yöneliyor.

Korku ve vahşet dolu korkunç sahneleri seyretmeyi, animasyonlarla eğlenmeye tercih eden çocuklar, biz yetişkinleri hem düşündürmeli hem de korkutmalı.

“Koyunun kurttan korkmasına şaşılmaz. Asıl şaşılacak şey koyunun kurda gönül vermesidir” derler…

Korku filmlerinden korkan çocuklara kimse şaşırmaz. Adı üstünde korku filmi. Asıl şaşılacak şey korku filmlerinden korkmayan, daha da kötüsü korku filmleri izlemekten keyif alan çocuklardır.

Çocuklar artık çocuk filmlerini değil korku filmlerini sevmeye başladı.

Korkmamızı gerektiren şey çocukların bu filmleri seyretmesi veya seyretmekten keyif alması değil sadece. Korkulacak asıl mesele, insanın görerek öğrenmesidir, görerek öğrendiklerinden etkilenmesi ve gördüklerini taklit etmesidir.

İnsan gördüklerini öğrenir, öğrendiklerini uygular. İnsanın yaşı ne kadar küçükse o kadar çabuk ve kalıcı öğrenme gerçekleşir. Uçarak insanları, hatta sık sık dünyayı kurtaran çizgi kahramanı Süperman hayranı çocukların, camdan veya balkondan kendini boşluğa bıraktıkları ile ilgili haberler zaman zaman medyaya yansıyor.

Bir yetişkinin bir sahneyi izlerken algıladıkları ile bir çocuğun aynı sahneyi izlerken anladıkları arasında çok fark var. Süperman taklidi yaparak kendini camdan aşağı atan bir yetişkin olmamıştır şimdiye kadar. Ancak çocukların filmlerdeki sahneleri, hayal dünyalarında ne kadar gerçekmiş gibi algıladıklarını anlamak zorundayız.

Çocukların gördükleri (seyrettikleri) her şeyden ne kadar çok etkilendiklerini, gördüklerini (seyrettiklerini) ne kadar çabuk taklit ettiklerini anlamak zorundayız.

Süperman hayranı ve taklitçisi çocuklar sadece kendilerine zarar verir. Tabi birde ailelerini üzerler…

Korku filmleri izleyerek büyüyen çocuklar, görerek öğrendiklerini taklit etmeye başlarsalar ne olacak?

Abarttığımı düşünebilirsiniz. Ancak batı ülkelerinde yaşanan çok acı gerçekler var. Birçoğunun medya’ya yansımadığını biliyorum.

Kendisini terk etmek isteyen kız arkadaşını öldürüp, etlerini pişirip yiyen gençler cani olarak doğmadılar.

Bir zamanlar küçük bir çikolatayla mutlu olan çocuklar, son model cep telefonlarına rağmen artık mutlu olamıyorlar.

Bu hale nasıl geldiklerini anlayabilen oldu mu?

Korku filmlerinde gördüklerini çocuklar uygulamaya başlarsa “Nasıl bu hale geldik?” sorusunu sormak için çok geç kalmış oluruz.

Ahlaksızlık kokuşmuş ete benzer. Sadece dolabı veya bulunduğu eve değil, tüm mahalleye zarar verir. Kötü ahlak ve kötü davranışların huy (alışkanlık) haline gelmesi sadece kişiye değil, topluma da zarar verir.

Korku filmlerini seven çocuklar sizi korkutmuyor mu?

Ne yalan söyleyeyim beni korkutuyor!

Bir Cevap Yazın