Üç yıl geçti aradan. Değerli dostum ve meslektaşım Abdurrahman AKTAŞ ile her zaman oturduğumuz çay bahçesinde bulaşacaktık. Ben biraz erken inmiştim Üsküdar’a. Arkadaşım gelinceye kadar Çınaraltında biraz kitap karıştırıp çay yudumlamaya niyetliydim. Nereden bilebilirdim o gün meslek hayatımın en önemli derslerinden birini alacağımı?
Arkamdan “Çamlıca! Çamlıca!” diye bir ses duyunca önce dönüp bakmaya pek niyetlenmedim. Soyadım “Çamlıca” diye her “Çamlıca” sesini duyduğumda arkama dönüp baksam evin yolunu bulamazdım! Özellikle de Üsküdar da!
Tekrar aynı sesi duyunca döndüm. “Nasılsın Çamlıca?” diyen öğretmenimi görünce şaşırdım. Neredeyse on yıl olmuştu görmeyeli. Belli ki oda ismimi unutmuş, soyadımla hitap ediyordu. Ayaküstü hoşbeşten sonra Çınaraltı çay bahçesinde sohbet etmeye başladık. Üç saate yakın süren sohbette geçmiş on küsur yılın hatıralarını estirdik Çınaraltı’nın yaprakları arasında.
Daha yeni emekli olmuştu hocam. Birkaç yıldır İstanbul da görev yapıyormuş. Emekli olmasına rağmen ekonomik sıkıntılar yaşadığından bahsetti. Uzun uzun dertleştik açıkçası.
Benim neler yaptığımı sorunca hocam, kısaca anlattım meslek hayatımın ilk yıllarını. Mezun olduktan sonra devlet kapısını pek zorlamadığımı, çok kısa bir süre devlette çalıştıktan sonra özel sektöre döndüğümü, verdiğim eğitim seminerlerinden bahsettim. Öğretmenlere, velilere ve öğrencilere verdiğim seminerlerin içeriği hakkında da konuştuk hocamla.
Eğitim seminerlerinden bahsederken, insan ilişkileri, motivasyon, iletişim, sınıf yönetimi, çocuk eğitimi gibi konularla ilgili okuduğum kitaplardan laf açıldı. Seminerler için istifade ettiğim yerli ve yabancı kaynaklardan aklıma gelen örnekleri de anlattım. Öğretmen bile olsanız, bir öğretmeninizin karşısında konuşurken zorlanıyorsunuz. Mümkün mertebe kısa cümlelerle cevaplandırmaya çalışıyordum hocamın sorularını.
İlahiyat mezunu olan, kendisinin de son yıllarda bu tarz kitaplardan okuduğundan bahseden hocam “Aslında o kitaplarda anlatılan konuların ve verilen örneklerin neredeyse tamamı İslam ahlakında ve Hz. Peygamberin hayatında zaten var Sait!” dedi.
“Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasını sende yapma!” hadisini, modern pedagoji kitaplarında “Empati” başlığı altında işlendiğinden bahsetti. İnsan ilişkilerinde tatlı dilin etkisi, tebessüm etmenin sadaka olduğu, zorlamayla insana iş yaptırılamayacağını, Kuran ve sünnetten örneklerle anlattı hocam. Çokta keyifli bir sohbet oldu. Ben bir yandan hocamı dinlerken bir yandan okul hatıraları zihnimde dolaşıyordu. Öğretmenim sanki gözlerimi okudu. “Bunların hepsi İslam ahlakında zaten var Sait!” cümlesini tekrar eden hocam, ama biz bunları size doğru uygulamadık!” dedi.
Son cümleyi duyunca durakladım…
Nefesimi tuttum…
Hocamın yüzüne bakamadım…
Sadece yere bakmaya cesaret edebildim…
Çok acı bir itirafı duymuş olmanın tuhaf suskunluğunu yaşıyordum. Emekli olmuş bir öğretmenin, öğrencisi karşısında itiraf ettiği pişmanlığı tarif etmek çok zor.
“Ama keşke!” diye başlayan “bizimle okul yıllarında arkadaş olsaydınız!” diye biten cümleler, boğazımı düğümlemedi desem yalan olur.
Okul yıllarında bazı hocalarınızla aranız iyi olmasa bile, özellikle sizde öğretmen olmuşsanız, onlara saygınız azalmıyor. Bende lise yıllarında yaramazlık yapan öğrencilerden birisiydim, birçok lise öğrencisi gibi. Bugün bütün öğretmenlerimi saygıyla ansam da “keşke!” diye başlayan birçok cümle geçiyor zihnimden.
En çok “keşke bizimle okula yıllarında arkadaş olsaydınız!” cümlesini tekrarlıyorum.
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Salı, 08 Eylül 2009, 20:13 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım, Öğretmen & Öğrenci Hikayeleri kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....











