Bir aileyi en çok üzen, en çok yıpratan şey kardeş kavgasıdır. Bir anneyi en çok ağlatan da kardeş kavgasıdır. Bu ülkeyi seven, bu ülkeyi gözbebeği gibi, bir annenin evladını yüreğinde taşıması gibi seven herkes, bu ülkede yaşanan kardeş kavgasından, bir anne gibi acı çekiyor. Ya da acı çekmesi gerekiyor.

                Birbirine silah çeken iki kardeşi gören bir annenin feryadı neyse, bizim bu kavgalara karşı feryadımızda öyle olmalı. Bizim feryadımız, bu kavgayı körükleyenlerin çığlıklarından yüksek çıkmalı. Aksi takdirde bir evladını toprağa, diğerini cezaevine yollayan bir anne kadar açı çekeriz.

                Her millet bir ayettir

                Sayın Ali BULAÇ, kaleme aldığı Kürtler Nereye kitabının girişinde; “Kadim bir geleneğe göre, eğer iki kabile arasında baş gösteren düşmanlık kesin olarak bir savaşa dönüşecekse, savaşın önüne geçmek isteyen üçüncü şahıslar veya kabileler, şimdiki düşman kabilelerin geçmişte birlikte yaşadıkları güzel günleri, ortak zafer hatıralarını şiirler okuyarak dile getirirlerdi” diyor.

                Kitabı okumanızı tavsiye ederim. Her milletin bir ayet olduğunu anlattığı pasajı paylaşmak istiyorum sizlerle.

Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin birbirinden farklı olması, O’nun ayetlerindendir. (Rum 22)

                Renkler, diller ve kavimler bir çiçek bahçesidir. Beşeriyetin farklı ırklardan, kavim ve topluluklardan teşekkül etmesi Allah’ın muradıdır. Her bir renk ve dil (insan grubu / kavim), Allah’ın muhteşem bir ayetidir. Bir kavmin dilini unutturmak, örf ve adetlerini baskı altına almak, geleneklerini zorla değiştirmeye kalkışmak, yani bir kavmi, bir etnik grubu asimile etmek, Allah’ın bir ayetini yok etmeye kalkışmakla aynı şeydir.

                Döl kardeşliği değil yol kardeşliği

                Kardeşlik, aynı karında yetişen karındaşlık olarak kabul edilir. Ancak İslam dini, kardeşliği aynı anne babanın çocuğu olarak değil, aynı yolun yolcusu olarak tanımlar. Yani Kuran’a göre, döl, kan, ırk kardeşliği değil, İslam kardeşliği vardır. Hz. İbrahim’in babası, Hz. Nuh’un oğlu,   Peygamberimizin amcası gibi örnekler, Müslümanlar için yeterli örneklerdir.

                Ülkemizde yaşanılan kardeş kavgasının suçlusu Müslüman Kürtler veya Müslüman Türkler değildir. Bu kavganın en büyük suçlusu, Türk Milliyetçileri ve Kürt Milliyetçileridir.

                Irkçılığın piri şeytandır!

                “Ben ‘yaratılış itibarı ile’ ondan üstünüm!” sözünü ilk kullanan şeytandır. Ateşten yaratılmayı, topraktan yaratılmaya üstün saymış. Bu hatasından vazgeçmediği için de lanetlenmiştir. Kendi tercihi olmayan yaratılış biçimini, ırkını, rengini, coğrafyasını üstünlük sebebi saymaya çalışmak, şeytanın en büyük oyunlarındandır. Türk olmayı üstünlük vesilesi saymak nasıl bir şeytanlık ise, Kürt olmayı üstünlük saymak da aynı oranda şeytanlıktır.

                Bizi kardeş yapan Allah’tır!

                Bizi Allah (cc) kardeş yapmış. Bu gerçeği aklı başında her Türk – Kürt biliyor ve kabul ediyor. Aynı anneden olan iki kardeşi birbirine düşman eden kişiye, yüreği yaralı bir anne beddualar eder. Bir annenin gözünden akan her damla gözyaşı, kardeşi kardeşe düşman edenlere bela getirir. Anne kardeşliğini bozmaktan çok daha büyük bir belaya davet çıkartmaktır, Allah’ın kardeş kıldıklarını birbirine düşman etmek.Asırlarca Ermenilerle, Yahudilerle aynı şemsiye altında huzur içinde yaşamayı başarmış bir tarihin evlatlarıyız. Irk ve din bağı olmayan milletlerle kardeşçe yaşamayı başarmış bu milletin evlatları, Türklerle Kürtleri bir arada barış içinde yaşatmayı beceremezse, bunun bedelini çok ağır öder.

                Aynı şemsiye altında yaşayan, aynı dinin mensupları, kan üstünlüğü tartışmasında boğulmamalı.

                26 Ocak 2010 tarihli Taraf gazetesinde, Kamuoyu araştırması yapan Adil Gür’ün araştırma sonuçları yayınlandı. Araştırmada halka, “Sizi bir arada ne tutuyor? Dil mi, bayrak mı, aynı toprakta yaşamak mı, din mi?”diye sorulmuş. Halkın % 72.5’i “Bizi bir arada tutan en önemli şey din” diye cevap vermiş.

                Kanı bozuklar!

                Hz. Ebubekir’in emaneti Diyarbakır ile, Osmanlı’nın başkenti Edirne’nin kardeşliğini bitirip, kendi ırkını diğerlerinden üstün sayan herkes, şeytanın oyununa gelmiş demektir. Bu kardeş kavgasını körükleyen Türk Milliyetçilerinin de, Kürt Milliyetçilerinin de kanı bozuktur.

                Hz. Ömer’in emaneti Mardin ile Sinop’un kardeşliği için mücadele etmek, Allah ve Resulünün emrine uymaktır.

                Gaziantep’in fıstığıyla, Şanlıurfa’nın dürümüyle, Antalya’nın portakalıyla, Rize’nin çayıyla, Egenin zeytinleriyle, Trabzon’un – Ordu’nun fındığıyla büyüyen Anadolu insanını, Türk – Kürt, Doğulu – Batılı diye ayırmaya çalışanların kanı bozuktur.

                Ya, hep birlikte kardeşlik türküsü söylemek zorundayız, ya da, biri mezarda diğeri cezaevinde iki evladına ağıt yakan bir anne kadar acı çekeriz.

One comment

Bir Cevap Yazın