- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Sad’ın abdest alırken çok su kullandığını gören Hz. Muhammed müdahalede bulundu, ‘Bu israftır”. Sad sordu, ‘Abdestte israf olur mu?” Hz. Muhammed şu uyarıyı yaptı; ‘…Evet. akmakta olan bir nehir kenarında olsanızda…”.
Suyun gereğinden fazla kullanılması abdestte bile bir israftır ve bunun, suyun azlığı yada çokluğu ile bir ilgisi yoktur. Akmakta olan bir nehir kenarında da su ancak ihtiyaç kadar kullanılacaktı. Elbette nehirdeki suyun bitmesi veya azalması söz konusu değildi, şüphesiz Hz. Muhammed’in elde etmek istediği netice israf etmeme şuurunun ve kültürünün kazanılmasıdır. Bu kadar önemli dini bir ihtiyaç karşılanırken bile, hem de bir nehir kenarında, su israf edilemeyecekse, israf edilebilecek tek bir şey kalır mı?
Akan bir nehirde bile suyu israf edemeyeceklerini bilenler, zamanı, sözü ve ekmeği israf edemezler. İsraf önce kişisel yıkım getiriyor; sonra sosyal bir anlam kazanarak toplumları, milletleri, uzak insan gruplarını etkiliyor. Sebep, dengenin bozulmasıdır. Çünkü israf devamlı kayıptır. Dahası, ortak kazançlara, ortak alanlara el koymaktır. Davranış şekli haline getirilmemiş bilginin, hayatı değiştirebilme gücü açısından değeri yoktur.
Yakın planda baktığımızda israf, gelecekte lazım olacak şeylerin yada daha genel bir deyişle geleceğin, bugünden kullanılmasıdır. İsraf, dün harcama yaparken bugün için borçlanıyor olmaktır.
Ayağınızı yorganınıza göre uzatın. Bazen ise büzüşerek yatmak, ilerde karşılaşabileceğimiz muhtemel sıkıntılar için şimdiden tedbir almaktır. Neyin önemli olduğuna sadece şu andaki ihtiyaçlarımıza bakarak karar veremeyiz. Bugün bir gemide hiç kimsenin dikkatini çekmeyen basit bir ‘can simidi”nin, gemi batma tehlikesi geçirirken nasılda herkesin kapmak için hücum edeceği bir değer haline geleceği ortadadır. Çoğumuz can simitleri ile ilgilenmiyoruz.
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazar, 28 Ocak 2007, 19:23 tarihinde Başarı Hikayeleri kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....













