Teknoloji büyük nimet. Hayatımızın her yerini kuşatmış durumda. O kadar hızlı değişiyor ki her şey, daha teknolojiyi kullanmayı öğrenmeden yeni bir teknoloji ile karşılaşıyoruz. Önce hep televizyonu konuştuk. Sonra hayatımıza bilgisayar girdi. Internetin gelmesiyle bilgisayar hayatımızın bir parçası oldu. Sonra akıllı telefonlar ve tabletler hepsinin yerini doldurdu.

Teknoloji değişince hayatımızda bazı şeyler kolaylaştı ama birçok değerimizi de yeniden konuşmak zorunda kaldık. Sorun değişince, sorun çözme yöntemlerimiz de değişti. Özellikle öğrenciler ve gençler “bağımlı” hale gelince, aile içinde birçok sıkıntı yaşanıyor. Sabaha kadar bilgisayarın başında oyun oynayan, elinden telefonu bırakmayan gençler, evlenince de eşi ve çocuklarıyla ilgilenmediği için aile sıkıntıları giderek çoğalıyor.

Öğrencileri dersin başına oturtmak, her zaman sıkıntı olmuştur. Otuz yıl önce mahallede arkadaşlarıyla oyun oynamaya kaçan çocuklar, gün batınca evine geldiği için, akşamları dersleriyle ilgilenebiliyordu. Bugün ailelerin işi, otuz yıl öncesine göre çok daha zor.

Annesinin cebinden para çalarak internet’e kaçıyor  çocuklar.  Çocuklarıyla  baş  edemeyen  aileler, çocuğu eve bağlamak için, bilgisayar alıp eve internet bağlatıyor. Bu sefer odasından çıkmayan, bilgisayarın başından kalkmayan çocuklarıyla problem yaşamaya başlıyorlar. Cep telefonu ve tabletler hayatımıza girdikten sonra, ayrı odalarda değil, aynı odada yalnız kalmaya başladık.

Hocaların hocası olarak bilinen Rahmetli Prof. Dr. Ayan SONGAR Bey, “Adı konulamamış yüzlerce hastalık türedi son yıllarda!” demişti ölmeden önceki yıllarında. Bu hastalıkların birçoğu teknoloji kaynaklı hastalıklar. “Teknoloji bağımlılığı ve sonuçları” önümüzdeki yıllarda çok daha fazla konuşulacak. Birey, aile ve toplum üzerindeki birçok etkisi konuşulacak.

Birkaç yıl önce, bir anne oğluyla beraber gelmişti yanıma. Ders çalışmayı sevmeyen, Bilgisayar başından kalkamayan oğluyla ilgili yardım istiyordu. Annesiyle konuşurken oğlu da yanımızdaydı. Oğlunun da bu sanal bağımlılıktan şikayetçi olduğunu ve kurtulmak istediğini söyledi.  Sekizinci  sınıfta  okuyan öğrenciyle görüşmeye başladım. Gerçekten bilgisayar bağımlılığından kurtulmak istediğini söyledi. Ancak dersin başına  oturunca  bir  tuhaf  olduğunu  anlattı. Çalışma masasına oturunca neler hissettiğini anlatmasını isteyince, gözleri boşluğa baktı önce. Sonra başladı anlatmaya…

“Hocam ben gerçekten ders çalışıp zayıflarımı kurtarmak istiyorum. Ancak ne zaman dersin başına otursam bir tuhaf oluyorum. Kitap veya defteri açınca, kitap sayfaları arasında bilgisayarda oynadığım oyunu görüyorum. Kendimi hayali oyuna kaptırıyorum. Elimde kitap, çalışma masam da olduğum halde, kendimi oyun içinde hissediyorum. Oyundan çıkıp derse dönmek için kendimi zorluyorum. Hayali oyundan çıkıp saate bakınca, yarım saatten fazla zamanın geçmiş olduğunu görüyorum. Ben nasıl kurtulacağım hocam?”

Öğrencim odamdan çıkınca ilk aklıma gelen cümleyi ajandama not aldım. “Üzerine et giydirilmiş kabloları ilk defa bu kadar net görüyorum.”

Aklıma “Matrix” filmi geldi. Bilim kurgu filmlerinin tamamen uydurma olmadığını, bilimsel gelişmelerin senaristler tarafından abartılarak pazarlandığını biliyorum. Ancak ilk defa “Robocop” gibi hisseden bir öğrenciyle karşılaşmıştım. Çocuklar ve gençlerdeki bu bağımlılık, korkutucu seviyelerde olmasına rağmen, maalesef tedbir alınmıyor.

Bağımlılığa karşı Koruyucu hekimlik…

Tedbir alma konusunda en büyük sorumluluk anne ve babalarda olmasına rağmen, ailelerin bilinçsizliği ve ilgisizliği çocukları bağımlı hale getiriyor. Bağımlı hale gelmiş olan bir çocuğu kurtarmak imkansız değil elbette. Ancak, bağımlı hale gelmemesi için bilinçli davranmak çok daha önemlidir.

Hasta olduktan sonra, iyileşmek istiyorsanız, doktora gitmek, ilaç kullanmak, ameliyatla tedavi olmak zorundasınız.

“Bilgisayar bağımlılığı” hastalığından kurtulmak için de birçok tedavi yöntemi üzerine çalışılıyor.

Ancak en akıllı en faydalı tedavi yöntemi “koruyucu hekimliktir”. Hasta olmamak için tedbirli adımlar atmak, hasta olduktan sonra iyileşmek için çareler aramaktan çok daha önemlidir. Anne babalar çocuklarının bağımlı olmaması için tedbirli olmak zorundalar.

Çocuğumuz bilgisayar istiyor! Alalım mı?

Bu soruyla karşılaştığım zaman “almayın!” demiyorum. “Çocuklarınızı bilgisayara esir etmeyin yeter ki!” diyorum. Annelerin işi de kolay değil. Her fırsatta, internet cafelere kaçan evladını aramakla uğraşmaktansa, “Gözümün önünde olsun!” düşüncesiyle eve bilgisayar almak istiyorlar. Anne perspektifinden bakınca doğru bir bakış açısı belki, ancak “İnternet Cafe’de bağımlı olmanın sonuçlarıyla, evde bağımlı olmanın sonuçları arasında bir fark yoktur.”

Köpek beslemek isteyen bir çocuk düşünün. “Dışarıdaki pis köpeklerle uğraşıp hasta olmasın!” düşüncesiyle eve köpek alan anne babalar, evdeki kuduz köpekten de çocuklarını korumak zorundalar.

Tüm kavgalarının sebebinin bu olduğunu, bilgisayar yüzünden derslerinin de iyice bozulduğunu söyledi. Geçici olarak bile olsa, çocuğa ders olsun diye, internet bağlantısını kapatmak istediğini söyledi anne. İnterneti iptal etmeyi niçin ertelediğini duyunca, annelerin ne kadar zor durumda kaldığını daha iyi anladım.

İnterneti kapatacağımı kızıma söyledim. Derslerini düzelttikten sonra tekrar internet bağlatacağımı da söyledim. Ancak kızım bana öyle bir tepki verdi ki, Telekom Müdürlüğüne ayaklarım gitmiyor.

“Anne, eğer interneti kapatırsan, ben de intihar ederim!” cümlesini, o kadar sert ve kararlı bir biçimde söyledi ki, cevap bile veremedim.

Televizyonlarda intihar eden çocuklar ile ilgili haberleri gördüğüm zaman, çaktırmadan on iki yaşında ki kızımın yüzüne bakıp ağlıyorum. İnterneti iptal etmeye cesaret edemiyorum. Ancak kızımın internetin başında erimesinden, kötü alışkanlıklar edinmesinden de çok korkuyorum.

Niçin koruyucu hekimlikten bahsettiğimi anlatan bir cümleyle bitireyim.

İki yaşındayken annesinden beş dakika bile ayrılamayan bir çocuk, on iki yaşına geldiği zaman, internetten ayrılamayacak bir hale gelmişse, biz kimi suçlayacağız?

Bir Cevap Yazın