Sürekli gelişmek, sürekli yenilenmek ve sürekli tazelenmek, ayakta kalabilmek için şarttır. Bir futbol takımı bile sürekli kendini yenilemiyorsa, kaybetmeye mahkumdur. Sürekli nefes alarak, ciğerleri vasıtasıyla, vücudunun oksijen ihtiyacını sürekli yeniler insan. Her gün belli bir miktarda içecek ve yiyecek almalı midesine. Susuz ve aç kalmak, kendini yenilememek anlamına geleceğinden, zayıf düşer insan.

                Bedenimizi yöneten kalbimiz, sürekli kan pompalayarak, damarlarımızda akan kanı temizler ve tazeler. Bedensel ihtiyaçlarımız için alarm sistemi devreye girer. Yemek yiyin, su için diye bir ayet yok.

                Çünkü bu ihtiyaçlarımız için vücudumuza alarm sistemi yerleştirmiş Allah. Susuz kalınca ağzımızın kuruması, aç kalınca midemizin guruldaması bu alarm mekanizmasıdır. Dinimiz sadece zararlı yiyecek ve içecekleri yasaklarken, boğazımızdan geçen lokmanın helal kazanılmış olmasını ister. ‘Başkalarının hakkını değil, alın terin ile kazandığını ye’ der.

                Su içmeyince dilimiz damağımız kurur, acıkınca karnımız zil çalar ama yeni bir şeyler öğrenmeyince, yeni bir kitap okumayınca, baş ağrısı çekmeyiz. Alarm sistemi olmayan beynimizin, çalışmasını ihmal etmeyelim diye Allah, ‘Oku’ diye başlamış ve sürekli ‘düşünün!’ diye hatırlatmış.

                Okumak, öğrenmek ve düşünmek

                Ciğer için oksijen, mide için su ve yiyecek ne kadar önemli ise, beynimizin düşünme işlevini yerine getirmesi için bilgi de o kadar önemlidir. Okuyan öğrenir, öğrenen düşünür.

                Her yazardan istifade edin, hep aynı yazardan değil.

                Okumayanlara kızdığım kadar, sürekli aynı yazarları, aynı tür kitapları okuyanlara da kızıyorum. Sürekli aynı tür kitaplar okumak ne kadar yanlış ise, sürekli aynı yazarların kitaplarını okumakta o kadar yanlıştır.

                Hiçbir hoca, hiçbir alim, hiçbir üstat her şeyi en iyi şekilde bilemez. Kendi yetiştiği zamanın şartları altında, kendi birikim süzgecinden geçirdiklerini kitaplaştıran hocaları kutsamak, kusursuz veya mükemmel görmek, onlara değil, onları okuyanlara zarar verir.

                ‘Bizim hocamızın / üstadımızın / liderimizin kitapları o kadar güzel ki, başka hiçbir kitaptan bu keyfi alamıyorum!’ cümlesiyle dile gelen bakış açısı, yanlış bir bakış açısıdır.

                Hep aynı yazarı okumak, sürekli aynı yemeği yemek gibidir. Bal elbette şifalı bir bitkidir. Ancak her gün sabah akşam bal yerseniz, size fayda değil zarar vermeye başlar.

                Vücudumuzun ihtiyaçlarını nasıl çeşit çeşit yiyeceklerle sağlıyorsak, zihnimizin düşünme mekanizmasını da çeşit çeşit bilgilerle, farklı tür kitaplarla, farklı yazarlarla sağlamalıyız. Tür ve yazar çeşidi ne kadar çok ve kaliteli olursa düşünce dünyamız o kadar geniş olur. 

                İlim alimden üstündür

                İslam coğrafyansın en büyük hatalarından birisi, ilmin peşinden koşmayı bırakıp alimin peşinden koşmakta ısrar etmesidir. Yaşadığı dönemin alimi veya yüzyıllar önce, kendi döneminde söylenmesi gerekenleri söylemiş alimleri kutsamak, İslam coğrafyasının ilerlemesine engel oluyor. ‘Hocamızın sözü üstüne söylenecek söz kalmamıştır!’ düşüncesiyle hareket eden akıl üretemez. Üretemeyen akıl kendini tekrar edeceğinden gelişemez. Üretemeyen tüketir, tüketenler tükenir.

                Allah ‘okumaya, düşünmeye, aklı kullanmaya’ vurgu yaparken, zaman sınırı koymamıştır. Her Müslüman, yaşadığı zaman diliminde, yaşadığı çevrede Kur’an merkezli hayatı okumak zorundadır.

                İlim peşinden koşmak ile âlim peşinden koşmak arasında ki farkı anlamayanlar, bulduğu âlimi ilim sanır.

                Buldum sanan aramayı bırakır.   

Bir Cevap Yazın