İslam dinine ve Müslümanlara en büyük zararı kim verdi? Bu soruya birçok insan “İslam düşmanları!” diye cevap verir. Ancak, İslam tarihini doğru okuyan herkes bilir ki, İslam’a ve Müslümanlara en büyük zararı, İslam düşmanları değil, cahil veya gafil Müslümanlar vermiştir. “Gafilin, gafletinin temel sebebi cehalettir” gerçeğini göz önünde bulundurursak, İslam’a en büyük zararı, Cahil Müslümanlar vermiştir diyebiliriz.

Dört büyük halifenin üç tanesi şehit edilerek öldürülmüştür. İslam tarihinin en acı yılları, bundan sonra başlamış. Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali şehit edilerek öldürülmüştür. Ancak en acı olanı ise şehit olmaları değil, onları şehit edenlerin de Müslüman (!) olmasıdır. Cehalet fitne kapısını açar. Hz. Ömer’i şehit eden kişinin gece namazlarına kalkan birisi olduğunu ilk duyduğumda, cehaletin ne kadar büyük bir felaket olduğunu daha iyi anlamıştım.

                Sadece dört büyük halifenin üçü değil bunu yaşayan. İslam tarihinin en büyük imamları (İmam- Azam, İmam-ı Şafi) cehaletin kurbanı olmuşlar. O büyük alimleri hapsedenler, işkence ettirenler ve ölümüne sebep olanlarda Müslüman (!) idarecilerdi.

Yusuf el-Karadavi hoca, Öncelikler Fıkhı kitabında “İlmin amelden üstünlüğünü” işlerken, cehaletin İslam dünyasına yaşattığı acıları, çarpıcı örnek vererek anlatıyor.

Dirayetin rivayete üstünlüğü

                Rivayet, kendinizden önce yaşamış nesillerin, alimlerin bilgilerini, yeni nesillere aktarmanızdır. Başka bir ifadeyle, bilginin hafızı olmaktır.

                Dirayet, kendinizden önce yaşamış nesillerin, alimlerin bilgilerinden yola çıkarak, kendi yaşadığınız dönemin, ortamın şartlarına göre hüküm çıkartabilmektir. Geçmişten elde ettiği bilgiyle, yaşadığı dönemin yaralarına uygun merhem yapabilene fakih denir.

                Karadavi hoca kitabında bu konuyu işlerken çok çarpıcı tespitlerde bulunuyor.

                Ümmetin en hayırlı asırları olan, İslam’ın ilk üç asrında öncelik ve makam dinde derin anlayış sahibi olan fakihlerindi. Gerileme ve çöküş dönemlerinde ise öncelik, sadece ezber yapan hafızlara verildi.

                Müslümanların içine düştükleri yanlış ise, ezbere, anlamadan çok daha fazla önem vermeleridir. Kur’an hafızı olmak, Kur’an-ı güzel okuyabilmek güzel bir şey olmakla beraber, hafızlık meselesi abartılıyor. Hafızlara verilen değerden çok daha fazlasını fakihlere vermek gerekiyor. Hafızlara gösterilen saygıdan çok daha fazlasını fakihlere göstermek zorundayız. Çünkü dirayet rivayetten, fakihler hafızlardan üstündür.

                (……)

                İslam tarihinin büyük alimlerinden Hasan Basri, öğrencilerini, İlim ve derin kavrayış (fıkıh) ile kendini sağlama almadan, ibadet ve amelde derine dalmaktan sakındırmış ve bu konuda şu özlü ve anlamlı sözleri söylemiştir. “Bilgisiz amel eden, yol bilmeden yürüyen kişiye benzer. Böyle birisinin bozdukları düzelttiklerinden fazladır. İlmi, ibadete zarar vermeyecek şekilde isteyin, ibadeti de ilme zarar vermeyecek şekilde isteyin. Zira ilmi bırakıp ibadeti isteyen bir topluluk Muhammed ümmetine kılıçlarını çekmişlerdi. Şayet bunlar ilim isteselerdi, ilim onları yaptıkları bu yanlış tutuma sevk etmeyecekti.

                Alimin abide üstünlüğü

                Gecelerini ibadetle, gündüzlerini oruçla geçiren bir abidle, her gün kendini yetiştirme çabasında olan, daha çok ilim sahibi olmak için çırpınan ilim yolcusunu kıyaslarken birçok hadis örneği veriyor. Örnek verdiği hadisler üzerinde tefekkür ederken, insanın gözleri parlıyor. “Vay bee! Bu kadar mı yani?” diyor adeta. Düşünsenize, sabaha kadar namaz kılmaktan önemlidir, sabaha kadar kitap okumak.

                Alimin abide üstünlüğü, benim en düşük derecede olanınıza üstünlüğüm gibidir. (Hadis)

                Alimin abide üstünlüğü, öndördüncü gecesinde ayın, diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. (Hadis)

                İlim imam, amel onun cemaatidir. (Hadis)

Cehalet, kanser hastasının baş ağrısı ile uğraştırır.

                İbadet ve amellerle ilgi ayetlerden çok daha önce inmiştir, “oku” emri. İlim yolunda mesafe alma çabası içerisinde olmadan amele yoğunlaşan insanların, din adına yaptıkları cahillikleri anlatmaya çalışsam, tek başına bir kitap yazmak zorunda kalırım. Hepimiz çevremizde buna benzer örnekler görüyoruz.

                İslam’ın sadece şekil boyutuyla ilgilenenler, sadece kendi tarikatı / cemaati için çalışmayı ibadet sayanlar, yorum / mezhep farklılıklarını abartarak kendisi gibi inanamayan / ibadet etmeyen insanlarla ilişkisini kopartanlar gibi birçok cehalet örneği verilebilir. Bu konuların hepsi önemsiz demiyorum elbette. Ancak, kanser hastasının baş ağrısı ile uğraşılmaz.

                İlim amelden önce gelir

                Karadavi hoca diyor ki;

                İlim amelden önce gelir.

                Çünkü ilim;

                İnanç konularında hakkı batıldan,

                Muamelat konularında geçerli olanı geçersiz olandan,

                Tasarruflarda helali haramdan,

                Ahlak alanında faziletli olanı rezil olandan,

                Ölçülerde makbul olanı makbul olmayandan,

                Söz ve amellerde, tercih edilecek olanı tercih edilmeyecek olandan ayırır.

                Bu gerçeği bilen alimlerimizin neredeyse tüm kitaplarında “İlim Bölümü” vardır.

                İlim amelden üstün olduğu için, alime zekat verilir ancak abide zekat verilmez. Çünkü İslam’da ruhbanlık yoktur.

                Karadavi hocanın kitabını okurken, Ömer b. Abdülaziz’e ait bir sözün altını iki kere çizdim. Cehalet, ibadet, ilim merkezli bir tartışma içerisinde, herkesi susturacak söz bu olsa gerek.  

                İlimsiz amel edenin bozdukları, düzelttiklerinden daha çoktur.

Bir Cevap Yazın