Havva’nın anneler günü kutlu olsun mu? NAZAN BEKİROĞLU

Havva’nın anneler günü kutlu olsun mu? NAZAN BEKİROĞLU

 

“Korkunç sancılarla bedeninden kopan şeyi kucağına aldı.

Saracak sarılacak ne varsa onunla sardı.

Korudu kolladı, öptü kokladı.

Böyle tanıdı anneliği Havva, Âdem anneliğin ismini böyle hatırladı.

Bastırdı göğsüne yavrusunu annelerin ilki. Saçlarının kuytusuna gömdü cennet kokulusunu.

Göğsünden ilk sütü emdiği an, öyle yükseldi ki ruhu Havva’nın, başı arş-ı Rahmân’a vardı.

Cennetten sürgün edilmiş kadının, cennet şimdi ayaklarının altındaydı”; Lâ.

Oysa bu dünyanın;

Sütün kıvamıyla, ateşin tavıyla, taşın kimyasıyla oynayıp, yanması gereken ocağın önünü, akması gereken suyun yolunu kesenleri de Havva’nın çocukları.

Kanadı kırık kuşa taş bağlayanları, tatlı bakışlı atı tam da yelelerinden tutuşturanları.

Yılanın dişine, yunusun gözyaşına, fokun başına, leoparın sırtına ne geldiyse onların hırsı; dağları kazıyıp taşa kafa tutanları, dünya bir benimdir sananları.

Gözü bir türlü doymayanları. Doydukça doymazlaşanları.

Doymadıkça insan etine acıkanları, kanmadıkça insan kanına susayanları.

İnsanın doymazlığının farkına varalı beri masumların gözyaşında, terinde, kanında efkâr dağıtanları. Şiddet turizmi, işkence sektörü, kötülük piyasası; mezarları açık dururken bile hiç ölmeyeceğim sananları.

Erdem adına erdemsizliği yargılarken, kendileri yargıladıklarından bile daha erdemsiz olanları, haya adına nutuk çeken haya korsanları.

Bildiğim bilmediğimden daha az, bütün şehirlerin arka sokakları, saklı çehreleri, gecelik yüzleri, “underground”ları, teşkilâtlı kanalizasyonları.

Köprü altında yatanları horlayan köprü altı tüccarları, “selpak” satan çocukların kapalı kapılarının kapıcıları. “Tiner koklamaya yarardır” siyah “poşet”lerin afili tasarımcıları.

Güneşli günde silecek önüne düşen kırmızı gül demetleri. Kaldırım metaları ve onların, simsarlarından daha masum olmayan kınayıcıları, kınarken kendi güzelliğinin muhabbet tellâlları.

Kulakları, gözleri, kalpleri kurşunla mühürlü, ağzı oldukça konuşup kalemi oldukça yazanları, boş, boş, bomboş konuşanları, kırık plakları. Bilinmeyene ad koymada üstüne olmayanları, dil bozanları, isim unutturanları.

Korundukları neyse hepsini de kendi üretenleri.

Panzehiri satmak için zehri, aşıyı satmak için virüsü, suçu satmak için sarhoşluğu, katili satmak için suçu pazarlayanları.

Silâh satmak için savaşı, ilâç satmak için kanseri kışkırtanları. Silâh tacirleri, savaş tanrıları. Makineli. Muhrip. Atom bombası. Yetmez. Kitle imha silâhları.

Kimse etmedi insanın insana ettiğini. Bir değil -üç değil -beş değil, bütün ateşleri söndürebilecekken elinden geleni ardına koyanları.

Merhametten ve insanlıktan yana ne varsa modern çağ el-veda’ları.

Hepsi de hepsi de Havva’nın çocukları.

Şimdi söyleyin bana, “He’nin iki gözü iki çeşme”,

Havva’nın anneler günü kutlu olsun mu?

Nazan BEKİROĞLU

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Bu yazı Pazar, 09 Mayıs 2010, 20:18 tarihinde Genel kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

Yorum yapın