Okuduğum kitaplardan, dergilerden, gazetelerden hoşuma giden yazıları hep ajandama notlar alırım. Bazen bir gazete kupürünü bazen bir takvim yaprağındaki bir sözü kesip ajandama yapıştırdığım olur.
Çocuklarla ilgili bir notum vardı ajandalarımın birinde. ‘Ağlarken tüm bedenleriyle ağlayan, gülerken bütün bedenleriyle gülen çocuklar, henüz iki yüzlü olmayı bilmedikleri için böyle davranıyorlar.”- -
Çocuklarda bu gerçeği görmek için onlara dikkatli bakmanıza bile gerek yok. Gülerken tüm bedeni hareket eden çocuklar ağlarken tepine tepine ağlarlar.
Dünyaya geldiğinde ağzıyla kalbi, ruhuyla bedeni aynı dili konuşan çocuklara, büyünce ne oluyor da bu toplumda ikiyüzlü insanların sayısı her geçen gün artıyor?
* * * * * * * * * * *
Geçenler de sevdiğim bir meslektaşım olan Tahir İlker bey’le eğitim üzerine sohbet ederken bana hiç duymadığım bir şey sordu. Dedi ki; ‘Hocam, medyada şöhret olan insanların önemli bir kısmının kendi çocuklarıyla problemli olmalarının sebebi üzerine hiç düşündün mü?”
şöhret ile aile saadetinin birlikte çok zor yürüdüğü bir ülkede yaşadığımızı biliyordum. Ama böyle bir soruyla hiç karşılaşmamıştım. Ben soruyu düşünürken Tahir İlker bey çok ilginç bir cevap verdi:
‘O çocuklar, ekrandaki anne babaları ile evdeki anne babaları arasındaki farkı çok iyi bildiklerinden anne babalarından çabuk kopuyorlar.”
Kafamda soruyu oturtmaya çalışırken aldığım cevap kafamı daha da çok karıştırdı. ‘Nasıl yani?” dedim.
‘şöhret olan kişi, çocuğun annesi ise, anne ekrana çıkmadan önce süslenir, makyajını yapar, ekrana çıkar ve dünyanın en hanımefendi, en dürüst, en iyi kalpli, en kibar insanlarından birisi gibi konuşur ve davranır.
Ekranlara çıkan kişi çocuğun babası ise oda aynı şeyleri yapar. Dünyanın en beyefendi, en nazik insanlarından birisiymiş gibi konuşur. Nerede ne yapacağını, kiminle nasıl konuşacağını bilen, örnek bir vatandaş gibi davranan bir portre çizer ekranlarda.
Milyonlarca insan, ekrandan tanıdığı o insanları, çok severler. Onların medyada görülen yüzleri ve tavırlarına hayran olurlar. Milyonlarca insanın ekrandan tanıdığı o insanların önemli bir kısmı evlerine döndükleri zaman onların ‘kamerasız” ortamlardaki tavırlarını bilen ve gören sadece yakın çevreleri ve dostlarıdır. Tabi ki birde çocukları
Ekrandaki ‘hanımefendi” anneyle, evdeki gerçek anne arasındaki fark ne kadar büyük ise, çocuklarda büyüdükçe kendi annelerinden o kadar uzaklaşmaya başlarlar. Çocuklarına fazla zaman ayırmayan, para kazanmak için çocuğunu ihmal eden bir annenin ekranlarda ‘çocuklarınızla ilgilenin, onları ihmal etmeyin” cümlesini kurması en çok kendi çocuğunu yaralar.
Başkalarına dürüst ve kibar olma, nasihatlerinde bulunan ‘meşhur” babanın söyledikleri ile yaptıkları arasındaki farkı bilenler o insandan uzaklaşmaya başlarlar. Baba, zamanla çocuğunun gözünden düşmeye başlar.”
- - - - - - - - - - - Tahir İlker bey bunları bana anlatırken kendi öğrencilerim ve velilerim aklıma geldi. Geçen yıl öğrencilerimi bir televizyon programına konuk olarak götürmüştük. Ãğrencilerim yarışma programına katıldıktan sonra o programın ‘meşhur” sunucusuna olan sevgilerini kaybettiklerinden bahsetmeye başladılar. Bende ekranlardan tanıdığım o sunucunun tavır ve hareketlerinden rahatsız olmuştum. Kameralar çekim yapmaya başlayınca gösterdiği tavırlar ile çekim aralarındaki davranışları arasındaki farkı program konukları arasında bulunan öğrencilerimi kendisinden soğutmuştu.
- * * * * * * * *
- - - - - - - İki yüzlü değil iki yüz yüzlü insanlardan millet olarak çok çekiyoruz. Hepimiz bundan şikayetçiyiz. Maalesef her geçen gün daha çok yüzlü insanlar görmeye başladık.
İnsan dünyaya iki yüzlü olarak gelmez. Davranışlarını sonradan çevresinden öğrenir. En yakın çevresinden başlayarak, ilmik ilmik, nakış nakış örülür insanın davranışları. En kalıcı davranışları en sevdiklerinden görerek öğrenir çocuklar.
Anne babanın davranışları en kalıcı davranış olarak çocuğun karakterine yansır. Ancak hiçbir anne hiçbir baba evladına ‘ikiyüzlü” olması gerektiği konusunda ’sözlü” bir telkinde bulunmaz. Buna rağmen çocuklar ikiyüzlü olmayı en çok anne babalarından öğrenir.
Nasıl mı?
Akşam evinize misafirler gelir, siz misafirlerinizle uzun uzun sohbet edersiniz. Birlikte çay içer, muhabbet edersiniz. Misafirleri yolcu ettikten sonra karı-koca onların arkalarından konuşmaya başlarsanız, bunu gören çocuklarınıza ikiyüzlü olmayı öğretmenin ilk ilmiklerini atmış olursunuz.
Bir akraba veya arkadaşınızla telefonla konuştuktan sonra, telefonu kapatır kapatmaz onun aleyhinde konuşmaya başlarsanız, çocuğunuz, telefon açıkken başka kapalıyken başka konuşma yapan babanın tavrını nakşeder karakterine. - - -
Mahallenin bakkalından alışveriş yaparken gayet kibar konuşan bir insan olup evinizde eşiniz veya çocuklarınızla kaba konuşursanız ‘dışarıda başka içerde başka” olmayı aşılarsınız çocuklara.
Çocuğunuzun okuluna gittiğinizde, okuldaki öğretmenlerin yanında çok hanımefendi,- evde her şeyi dört dörtlük yapan bir insan tavrıyla konuşur, eve geldikten sonra okulun ve öğretmenin arkasından uzun uzun konuşursanız, çocuğunuz öğretmenlerinin yanında başka arkasından başka konuşmaya başlarlar.
Ãrnekleri istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz.
* * * * * * * * *
- - - - - - Evlatlarıyla arası açılan sadece ‘meşhur” insanlar değil. Toplumumuzun her kesimi bu sıkıntıyı yaşıyor. Çocukların yaşları büyüdükçe kendilerini doğuran anneden de, kendilerini doyuran babadan da uzaklaşıyorlar.
İki yüzlü insanlara karşı hepimiz öyle değil miyiz?
Hangi arkadaşınız olursa olsun, size sürekli yalan söylediğini, ikiyüzlülük yaptığını anlamaya başladığınızda onunla aranızdaki dostluk bağları zedelenmeye başlar. Bu süreç devam ettikçe aranızdaki bağlar kopar. Yalancı ve ikiyüzlü olan kişi sizin en iyi dostlarınızdan birisi de olsa onu ’silersiniz”. Çünkü ikiyüzlülük mide bulandırır.
Atalarımız ne güzel özetlemiş;
Gülerken göbeği titremeyen adamdan korkun!
- - - - - - - - Söylediklerinize de göbeğinize de dikkat edin!
Çocuklarınız her halinizi biliyorlar.
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar- www.saitcamlica.com- -
N
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Perşembe, 10 Mayıs 2007, 13:04 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....










Peygamber Efendimiz(SAV)’ in buyurduğu gibi, bir müminde her huy bulunabilir, ancak şu üçü asla bulunmaz: yalan söylemek, yalan yere yemin etmek, sözünde durmamak. İnsan yalan söylememek için çalıştığında, haliyle yanlış iş yapma şansı da kalmıyor. Olduğumuz gibi görünmekten bahsederiz ya hep. Olduğumuz gibi görünmenin yolu da “DOĞRU” olmaktan geçiyor.
Çevremde “mış” gibi yapan insanlar o kadar çok ki…Ama ben anlamıyorum neden öyle yaptıklarını. Beni sevmediğini adım gibi bildiğim kimi insan, beni seviyormuş gibi yapıyor, öte yandan saygı göstermiyor. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil, sevmiyor diye sevmediğini açık açık yüzüne söylemek de gerekmez, ama herkes herkese saygı göstermek zorunda…