Nedir bu YETMEYEN? Hırsımız mı, para mı, inanç mı, tamah mı, sevgi mi, zaman mı?
Bence bu gruba o kadar çok kelime sığdırabiliriz ki…
Atalarımızın bu konuda en iyi tespiti “Gözünü toprak doyursun!” atasözüdür. Acaba biz insanlar gerçekten bu kadar aç gözlü ve doymaz varlıklar mıyız?
Kilo sorununun artık tıbbi bir tehlike olmaya başladığı dünyamızda bizi bu hale getiren şey, yediklerimizin yetmemesi mi?
Kocaman yollarda bir oraya bir buraya zikzaklar çizen şoförlerimiz, tabeladaki hız limitini yetersiz bulan gençlerimiz, zamanı hep yetersiz olduğu için bütün trafik kurallarını çiğnemek zorunda olan ticari şoförlerimiz, acil yetişmek zorunda olan motorlu kuryelerimize “NİÇİN” diye sorduğumuzda alacağımız cevap aynı değil mi? “YETMİYOR”
Kredi kartı batağına saplanırken en başı hatırladığımızda göreceğimiz şey limitlerimizin mecburi ve keyfi alışverişlerimize yetmediğini görecek ve bu tehlikeli süreci başlatmış olacağız. Sadece sevgililer gününde bile yapılan kredi kartı harcamaları bu acı tabloyu göstermeye yeterli.
Tabii ki sevgililere hediye alınıp jest yapılmalı ama bütçemize göre değil mi?
Paranın yetmediği söylenir hep.
Yetmeyen para mı yoksa isteklerimiz mi? Sevgilisi için hırsızlık yapıp cinayet işleyen insanlar görmekteyiz. Bu ne biçim sevgili! İnsan sevgilisinin şartlarını bilmesine rağmen onu bile bile suça itiyorsa bunun adı sevgi değil “ÇIKAR”dır. Kadın kocasının aldığı maaşı bilmesine rağmen ondan fazlasını istiyorsa bu “EVLİLİK” değildir.
Yakınlarda yaşadığımız küresel krizin tetikleyicisi alışveriş çılgınlığı değil midir?
Lüks evler, lüks arabalar, ödeyemeyeceğimiz taksitler, her yeni çıkan şeyi alma hırsı, hiçbir şeyim yok diyen bir bayanın dolaplarına baktığımızda o kadar çok işe yaramayan şey göreceğiz ki! Ama “YETMİYOR”
Dışarıya çıkarken önce uyumlu bir dış görünüm lazım değil mi?
Ayakkabımız çoraba, çorabımız elbisemize, elbisemiz kemerimize, kemerimiz takılarımıza ve bir de tüm bunlara uyumlu bir makyaj gerekmiyor mu?
Tüm bunları dökümlendirdiğimizde, ortaya çıkan maliyet “YETMİYOR”u açıklamaya yetmez mi?
Eskiden yurdumuz insanının dışarıda giydiği bir dışlığı, evde giydiği bir içliği, bir de çok özel günlerde giyeceği bayramcalık cicileri olurdu. Şimdi ise içerlik, dışarılık, arkadaşlık, gecelik, işlik vb bir sürü şeyimiz yok mu?
İşte bu karmaşaya yetişelim derken hiçbir şey yetmemeye başlıyor. Sonrasında yetinilmez bir dünyada yetmeden ve yaşayamadan yaşamaya çalışıyoruz.
Çözüm mü?
YETİNMEK
Orhan ÇINAR / Haber 7
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazar, 02 Mayıs 2010, 15:05 tarihinde Alıntılar kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














eskiden erkek çalışır evi geçindirir , kadın da ev ve çocuklarla ilgilenirdi. (şimdi ücretli bakıcılar ilgileniyor) çocuklar annelerinin kanatları altında büyürdü, Uçabilene kadar.
ama tüketim çılgınlığı aileyi de öğütmeye başladı, anne ya da baba gece işlerine bile başladılar.
ev var ama içindekiler yok