‘En güzel ve en lezzetli hurmalar yarışmasında, Erzurum da yetişen hurmalar birinci seçildi” başlıklı bir haber okusanız ne düşünürsünüz?
Biz, bize sunulan haberler ve olaylar üzerine düşünmeyi pek sevmeyen bir millet olduk maalesef. Gerçi medyanın bu kadar güçlü olduğu bir dünyada düşünen millet değil düşünen birey bulmak bile zor.
Ancak bu dünyayı bakanlar değil görenler, seyredenler değil düşünenler, konuşanlar değil iş yapanlar kurtaracak.
Her gün onlarca, yüzlerce, binlerce haber arasında boğulup durduğumuz bir dönemde yaşıyoruz. Bize aktarılan haberlerin ne kadarı doğru ne kadarı yanlış hiç düşündük mü? Erzurum da yetişen hurmalarla ilgili haberin tamamen yalan ve uydurma olduğunu anlamamız için bazı şeyleri bilmemiz gerekir. Bilmek için ise okuma alışkanlığımızın olması şart. Okuma alışkanlığı olmayan insanlar / toplumlar koyun sürüsü gibi güdülür.
-
Erzurum soğuk bir iklime sahiptir.Hurma sıcak bir iklimde yetişir.
Ãyleyse bu haber tamamen yalan!
Sorulması gereken en önemli soru bundan sonra geliyor aslında. Medya bu yalan haberi niçin veriyor?
Akıllı adam bu soruları sorabilen kişidir.
* * * * * * * *
Hani hep kullanırız ya ‘Akıllı adam, akıllı kadın” diye. Akıllı olmakla zeki olmak aynı anlama gelmiyor.
Akıl kelimesi Arapça kökenli bir kelimedir.
Akıl; bağlamak, bağlantı kurmak anlamına gelir. Akıllı kişi, dünya hayatı ile ahiret hayatı arasındaki bağlantıyı bilen ve ona göre davranan kişidir.- -
Akıllı kişi, duyduğu her habere inanmaz.- -
Akıllı kişi sadece bakmaz. Baktığını göremeye, gördüğünü anlamaya çalışır.
Eğitimi ve bilgiyi okul sıralarına mahkum etmiş bir millet olduk. Kalem ve defter sadece öğrencilik dönemimizde elimize aldığımız araçlar olarak kaldı. İlmi araştırmalar yapıp bazı konularda uzman olmak için ise akademik kariyer yapmaktan başka yol yokmuş gibi davranıyoruz.
‘Ãğrenmenin yaşı yoktur!” sözünü büyükler küçüklere nasihat ederken kullanıyor. Ya büyükler. Onlar öğrenmek için okumaya devam ediyor mu?
Kaç tane insanın evinde kütüphane var bugün?
Her gün kitap okuyan kaç insan tanıyorsunuz?
* * * * * * *
Görsel ve yazılı medyanın hayatımızda bu kadar etkili olmadığı yıllarda, Rusya’da bir bilim adamına, ‘oturduğu yerde üzerine yük yüklenen ve yüküyle beraber ayağı kalkabilen bir hayvanın varlığından” bahsetmişler.
Bilim adamı ‘Bu imkansız!” demiş. ‘Hiçbir hayvan sırtına yük yüklendikten sonra ayağa kalkamaz. Bu fizik kurallarına aykırıdır. Bunun mümkün olabilmesi için o hayvanın çok uzun bir ‘boynu” olması gerekir!”
Hayatı boyunca hiç deve görmemiş bir bilim adamı, görmediği deveyi tarif etmiş! Gören göz değil, akıl ve bilgidir.
-
* * * * * * *
Bakanlardan değil görenlerden olabilmek için dolu bir kafaya sahip olmak zorundayız. Bilgi, daha doğrusu doğru bilgi ile kafasını doldurmayan bireyler ve toplumlar, dünyayı sömüren sistemlerin esiri olmaktan öteye geçemezler.
Görmek için iki göz veren Yaratıcının, ‘Hiç düşünmez misiniz? Hiç akıl etmez misiniz?” sorularıyla biten ayetlerin niçin sık sık tekrarladığını anlamak zorundayız.-
Görmek için iki göz yetseydi, akıl neye yarardı?-
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar- www.saitcamlica.com- -
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Cumartesi, 23 Haziran 2007, 13:43 tarihinde Oku Oku Oku, Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....











merhaba sait bey yazınızı okudum. gerçekten cok önemli bir konuya değinmişsiniz. evet ne yazık ki ülkemizde okuma oranı cok düşük. malesef insanımız kahvehanelere harcadıgı paranın ve oralarda kaybettği zamanın cok değil üçte birini kitaplara ayırsalar şu an ülkemizde cehalet diye bir şey kalmaz. bir de ben küçüklere okuması gerektiğini söyleyip de kendisi okumayan büyüklere cok acıyorum. cunku onlar okumak gerektıgının farkındalar ama ne yazık ki kendileri okumuyorlar. bu da bir celişkiden öteye gidemiyor. size calışmalarınızda başarılarınızın devamını diliyorum.
SADECE SEYİRCİYİZ HERŞEYE.SEYRETMEKTEN KONUŞMAYI DA UNUTUR OLDUK.NE OLURSA OLSUN TEPKİ YOK…