Okuyan mı daha çok bilir, gezen mi?” sorusu hep sorulur bana. Kimileri okuyanların daha çok bildiğini, kimileri gezenlerin daha çok bildiğini iddia eder. Ben “Gezerken okuyan daha çok bilir!” diye düşünen ve buna inanan birisiyim.

İlk kitap çalışmam dışında tüm kitaplarımı bu yöntemle yazdım. Hem okuyarak öğrendim hem gezerek. Kitaplarda öğrendiklerim ile gezerken dinlediklerimi, gözlemlediklerimi yoğurarak üretiyor ve yazıyorum.

Gezmeden, sadece okuyanlar ile gezen fakat okumayanların, bir fotoğrafın sadece yarısını görebil- diklerini düşünüyorum. Eğitim adına akademik çalışma yapanlar, yıllarca masa başında binlerce sayfa okurlar. Şehirleri, sokakları, insanları okumadıkları ve gözlemlemedikleri için, yarım bir fotoğraf görürler masa başında.

Sürekli Anadolu’yu gezen, şehirleri, mahalleleri, insanları gözlemlerken, kitap okumayı ihmal eden insanlar ise, fotoğrafın sadece diğer yarısını görebilirler.

Hiçbir yarım fotoğraf gerçeği göstermiyor. Hem okumalı, hem gezmeliki, fotoğrafın tümü daha net görülebilsin.

Akademik körlük!

Akademik çalışma, bir alana veya bir konuya yoğunlaşma, elbette önemlidir. Bir kibrit çöpünü, tüm detaylarıyla incelemek, inceleyen kişiye kibrit çöpü hakkında birçok bilgiyi verirken, kibrit çöpünün arkasındaki ormanı görmesine de engel olur. Akademik çalışmalar yapan öğrencilerime ısrarla bu örneği veririm. Bir alana yoğunlaşırken ‘alan körü’ olmayın.

Tarih alanında akademik çalışma yaparken, psikoloji – sosyoloji okumaları yapmayı ihmal etmemek gerekiyor. Psikoloji dalında akademik ve derin çalışmalar yaparken, Tarih veya Sosyoloji gibi farklı alanlarda okumalar yapmayı da ihmal etmemek gerekir. Örnekleri her ders ve konu için çoğaltabilirsiniz. Sayısal bir alanda çalışırken sosyal alanı ihmal etmemek, sosyal alanda çalışırken sayısal alanı yok saymak doğru değildir.

Diplomalı cehalet!

Rahmetli Nurettin Topçu ‘İlim tahsili diploma avcılığına dönüştü’ diye şikayet eder. Maalesef aynı hatayı yapmaya devam ediyoruz. Diplomayı eğitim sanmak, bilginin hayatımıza ışık vermesine engel olmaya devam ediyor. Diploma insanı meslek sahibi yapar. Sanayi esnafının yanında 4-5 yıl kalan bir gencin ‘ustalık belgesi’  alması ile Üniversite sıralarında 4-5 yıl okuyarak ‘diploma’ alması arasında fark olmalı. Okumak, sadece meslek sahibi olmanın bir aracı olmamalı. Okumak, öğrenmek beşikten mezara kadar devam etmeli.

Arı gibi

Bal gibi bir şifa, ne sadece petekde ne de sadece dağlarda üretilir. Hem peteklere hem dağlardaki çiçeklere ihtiyacı vardır arıların.

Kendimi bazen bir arı gibi hissediyorum. Çantamdan kitabı asla eksik etmem. Havaalanlarında, otel odalarında, otobüs yolculuklarında fırsat buldukça okurum. Konferans verdiğim insanlardan dinlediklerimi mutlaka not alırım. Teknoloji nimetinden de azami derecede istifade ederim. Hem kişisel web sitem, hem de sosyal paylaşım sitelerini aktif olarak kullanıp takip ederim. Değerlendirme ve eleştiriler bakış açıma katkı sağlar.

Gençlere, gezmenin öğreticiliğinden istifade etmelerini tavsiye ederim hep. Lise veya üniversite  yıllarında gezmek için ellerine geçen fırsatları mutlaka değerlendirmeleri gerekiyor. İster yurt içi ister yurt dışı gezisi olsun, her gezi faydalıdır.

Yaz tatili veya ziyaret denilince, bizim toplumu- muzda yerleşik bir alışkanlık var. Kimisi tatilini sadece sahil kesiminde denize girerek değerlendirir, kimileri de sadece köy, memleket ve akraba ziyareti ile geçirir.

Memleket, akraba ve dost ziyareti elbette önemlidir. Sila-i Rahim ihmal edilmemeli. Her izni, her tatil fırsatını aynı yerde aynı ortamda geçirmektense, fırsat buldukça farklı yerler gezilmeli, farklı ziyaretler yapılmalı diye düşünürüm. 

Gezmeyenden Alim olmaz!

Bir röportaj yaparken, yanımızda oturan delikanlının ağzından çıktı bu cümle. ‘İbn-i Haldun, gezmeyenden alim olmaz!’ diyor dedi. O güne kadar bu sözü hiç duymamıştım. Açıkçası kime ait olduğunu da incelemiş değilim. Gezmenin bilmekle ilişkisini anlatan bu sözü hemen not aldım.

Evet, gezmeyenden Alim olmaz. Bilgi hem kitaptan hem hayattan alınarak harmanlanmalı. Hem kitaptan hem hayattan alınarak harmanlanan bilgi, yolumuza ışık olmalı. Bilgiyi sadece hafızaya yüklemek yeterli olsaydı, bir FlashDisk ile tüm bilgilere sahip olurduk. Hiçbir FlashDisk toplumu ve hayatı okuyamaz. 

Hem kitapları okuyun hem hayatı.

Bir Cevap Yazın