“Sınıfta fikir katili olmak!” başlıklı bir makaleyi okurken ilkokul yıllarıma götürdü beni zihinsel hatıra defterim. Sınıfta ilk defa cesaretimi toparlayıp, öğretmenimizin sorusuna cevap verdiğim günü hatırladım.
Almanya’da yabancı öğrenciler içinde olduğunuz zaman el kaldırmaya daha çok korkuyorsunuz. Derslerimize yeni yeni gelmeye başlayan bir öğretmen, “Benim için önemli olan parmak kaldırıp soruma cevap vermenizdir. Doğru ya da yanlış cevap vermenizden çok daha önemlidir cevap verme cesaretiniz” demişti.
Alman öğretmenimizin bu sözünden cesaret almıştım. O güne kadar hiçbir derste aktif olmayan biri olarak, ilk defa parmak kaldırıp öğretmenimizin sorusunu cevaplamıştım. Verdiğim cevabın doğru olup olmadığını hatırlamıyorum. Ancak derse katılıp, öğretmenimizin sorusuna cevap vermekten büyük keyif almıştım.
İnsana cesaret ve güç vermek, bilgi ve para vermekten çok daha önemlidir. İnsana verilebilecek en büyük güçlerden birisi de, “cesaret” denilen, eyleme geçme gücüdür. İnsana yapılabilecek en büyük kötülüklerden birisi de cesaretini kırmak olsa gerek.
Evde anne baba, okulda öğretmen, iş yerinde patron, askerde komutan tarafından cesareti kırılan bir insanın, haksızlıklar karşısında dik durmasını beklemek, havasız susuz bırakılan bir ağacın meyve vermesini beklemek kadar anlamsız olur.
Bir canlının hayatına son veren kişiye “katil” diyoruz. Ancak bir insanın fikrini öldüren, cesaretini yok eden kişilerin yaptığı da, bir sosyal cinayet değil midir?
Anne baba, öğretmen veya yetkili herhangi bir insan, elinde bulunan güç silahına, aşağıda ki cümleleri, mermi gibi yerleştirip, önüne gelen gençleri kurşuna diziyorsa, bu da bir cinayet sayılmaz mı?
Çok konuşuyorsun!
Aptalca sorularla başımı ağrıtma!
Böyle şeylere aklın ermez!
Böyle aptalca düşünceleri nereden buluyorsun?
Bir daha böyle abuk sabuk şeyleri duymayayım!
Sen daha küçüksün!
Sen ne anlarsın?
Bu cümleleri mermiye benzetmemi, ya da cesareti yok etmenin cinayet olduğunu düşünmemi yadırgayabilirsiniz. Ancak ben bir polis değilim, öğretmenim. Cinayet kavramına sadece insan öldürmek olarak bakmak emniyet mensuplarının görevidir. Eğitim mensubu olaylara, emniyet mensubu gibi bakmak zorunda değil ya!
Hayalini çaldırmayan öğrencinin hikayesi
Bu hikaye uydurma bir hikaye mi yoksa gerçekten yaşandı mı bilmiyorum. Ancak ben verdiği mesajı önemsediğim için paylaşmayı seviyorum.
Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışta koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır.
Babasının işi nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı. Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir Kompozisyon yazmasını istedi hocası… Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi.
Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir “0″ ve “Dersten sonra beni gör” uyarısı vardı. “Neden “0″ aldım?” diye merakla sordu hocasına, çocuk…
“Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal” dedi, hocası… “Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız” ve ekledi: “Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm.”
Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı. “Oğlum” dedi babası “Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!.” Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına… “Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin” dedi.. “Ben de hayallerimi..”…..
O orta 2 öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı.
Öykünün en can alıcı yanı şu: Aynı öğretmen, geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi. Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine “Bak” dedi,
“Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken, hayal hırsızıydım. O yıllarda
öğrencilerimden pek çok hayal çaldım. Allah’ tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın.”
* * * * * * *
“Bu ülke adam olmaz, bu memlekette yaşanmaz” gibi cümleler kuran ve buna inanan bir çok insan var bu memlekette. Niçin bu hale geldiğimizi uzun uzun anlatacak değilim. Ancak bildiğim ve inandığım bir gerçek var.
Bireysel özgüven geliştirilmeden toplumsal özgüven geliştirilemez. Bireysel cesaret olmadan toplumsal cesaret olmaz. Bireysel özgüveni yıkmak, toplumsal özgüvenin tuğlalarına zarar vermektir.
Bir emniyet mensubu dün ve bugün işlenmiş cinayetlerle ilgilenir. Bir eğitim mensubu olan anne baba ve öğretmenler geleceğin cinayetlerine engel olmalı.
Gençliğimiz geleceğimiz değil mi?
Gençliğini ihmal eden geleceğini imha etmez mi?
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazartesi, 07 Eylül 2009, 03:49 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım, Öğretmen & Öğrenci Hikayeleri kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....












ortaokulda edebiyet öğretmenimden bir yazıyı güzel okuyamadım diye yediğim bir tokat yüzünden şu an 34 yaşındayım hala toplum içinde yüksek sesle bir yazı okuyamama neden oldu. o yüzden öğretmenler gençlere cesaret vermeli özgüvenlerini kaybettirmemeli
BENDE MESLEK LISESI ÖĞRENCİSİYİM GERCEKTEN HARIKA YAZILARINIZ KURDUGUNUZ HERSEY COK GÜZEL