Son Peygamber!

Bizler, insanlık tarihi boyunca gönderilmiş olan Peygamberlerin sonuncusuna ümmetiz. Bir daha Peygamber gelmeyecek, bir daha vahiy inmeyecek. Dinimizin kitabın Kur’an’ı okurken, bu gerçekle okumak zorunda olduğumuz gibi, Peygamberimizi örnek almaya çalıştığımızda da, bu gerçeği aklımızdan çıkartmamalıyız.

Yüzbinlerce, hatta milyonlarca yıl geçse bile, insanlığın ebedi saadeti için örnek alacağı insan değişmeyecek. Elimizdeki kitap nasıl son kitap ise, önümüzde örnek olan Hz. Muhammed Mustafa’da son örnek ve önderdir.

Ulaşımın, deve ve atlarla yapıldığı bir coğrafya ve zaman diliminde yaşayanlar için de, en büyük örnek Peygamberimizdir.  Ulaşımın  arabalarla  yapıldığı  yer ve zaman diliminde yaşayanlar için de örneklik değişmeyecek. Belki yüzyıl sonra uçan arabalarla yolculuklar yapılmaya başlanacak. Kim bilir belki de, insanın ve eşyanın ışınlanarak başka yerlere gidebileceği zaman dilimini de görecek insanlık.

İnsanın kullandığı teknoloji değişince, bu teknoloji hayatımızın birçok alanını değiştiriyor. Deve yerine araba, çöl yerine asfaltlarda yolculuk yapıyoruz.

Zaman ve teknoloji ne kadar değişirse değişsin, “Nebevi Sünneti” doğru okuyanlar, Peygamberlerini yaşadıkları çağa taşıyabilir ve insanlığın yaralarına merhem üretebilirler.

Trafik Kazalarının Kaybı

Trafik kazalarında yılda kaç insanımızın öldüğünü, kaçının sakat kaldığını, kaç kişinin yaralandığını hiç araştırdınız mı? Ülkemiz ekonomisine verdiği zarar hesap edilebilir mi? Kazaların sebeplerine baktığınızda, birkaç sebep öne çıkıyor. Hız, dikkatsizlik, sabırsızlık, emniyet kemeri…

Bir yıl içerisinde terör olaylarında kaybettiğimiz insan sayısından daha fazlasını, trafik kazalarında kaybettiğimizi biliyor muydunuz? Merak edenler, Türkiye İstatistik Kurumunun sitesinden (www.tuik.gov.tr) ayrıntılı rakamları inceleyebilir. Son yıllarda, bir yıl içerisinde 1.5 Milyona yakın trafik kazasında 4-5 bin civarında insanımız ölürken, binlerce insanımız yaralanıyor veya sakat kalıyor.

Dinimizin böyle bir probleme çözüm önermediğini mi düşünüyorsunuz?

Emniyet Kemeri!

Bir dost meclisinde, ‘Emniyet kemeri takmak sünnet midir?’ sorusunu sorduğumda, herkes yüzüme tuhaf tuhaf baktı. En klasik tepki, çok çabuk geldi. ‘Peygamberimiz zamanında araba yoktu ki, emniyet kemeri takmak sünnet olsun!’ Bir müddet yorum yapmayan başka bir arkadaşım, yapılan birçok yoruma kızdığı için, ‘Ne Sünneti be kardeşim, emniyet kemeri takmak, özellikle de uzun yolda hız yaparken, Sünnet-i Müekkede (kuvvetli sünnet) hükmündedir!’ dedi.

Bende, o arkadaşımla aynı kanaatteyim. Emniyet kemeri takmakta sünnettir, kırmızı ışıkta durmakta. Aşırı hız yaparak, kendinin ve başka insanların hayatını tehlikeye atmak, doğru (caiz) değildir.

Terör olaylarından daha çok, trafik kazalarında can ve mal kaybı yaşadığımız gerçeğini de göz önünde bulundurursak, bu bakış açısının ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlarız.

Peygamberimizi, 632 yılında Mescidi Nebevi’ye defnedip, peşinden sadece salavat göndermeyi, O’nu örnek almak sanan kafa yapısından kurtulmak zorundayız.

‘Ben böyle bir fetvayı, hiçbir mezhep imamının kitabında görmedim!’ diyenlere cevap vermeye değer mi bilmiyorum? Hiçbir mezhep imamının böyle bir soruyla karşılaşmadığını, yaşamadığı bir olay için zaten fetva vermesinin mümkün olmadığını hatırlatmak sanrım yeterli olur .

Tedbir almak sünnettir

Birçok ölüm ve yaralanmanın, tedbirsizlikten kaynaklandığını hepimiz biliyoruz. Tedbir almadan ‘Beni Allah(c.c) korur!’ demek, Müslümanca bir bakış açısı değildir. ‘Önce tedbir sonra tevekkül’ kuralı, Nebevî Sünnettir. ‘Devenizi sağlam kazığa bağlayın. Sonra Allah(c.c)’a tevekkül edin!’ diyen bir Peygamberin ümmetiyiz.

Yüzüklerin efendisi değil, insanlığın Efendisi!

Yaşadığı zamanı doğru okuyamayan insanlar, Hz. Peygamberi ve Sünnetini hep aynı örneklerle anlatırlar. Hayatı boyunca hiç deve görmemiş, deve görme ihtimali de zayıf olan bir genç, Hz. Peygamberi hep ‘Çöl Hayatı’ örnekleriyle dinliyor. Çöl Hayatı örneklerini dinleyip, şehir hayatında yaşayan bir genç, yaşadığı yerde Peygamberinin sünnetini örnek almaya alışamıyor. Nasıl örnek alacağını da bilmiyor.

Peygamber Efendimizi anlatırken, yüzlerce yıl önce çadırlarda yaşamış olan, develerle yolculuk yapan, çöl yolculuğunda hem yürümeye hem de hayvan saldırılarına tedbir için elinde asa ile gezen, olağanüstü güçleri olan, mübarek yaşlı bir insanı anlatır gibi anlatmaktan vazgeçmek zorundayız. Yüzüklerin Efendisi gibi filmlerde, ‘Her şeyi bilen, olağanüstü güçleri olan yaşlı adamlar’ gibi bir Peygamber tasavvuru oluşuyor, gençlerin zihninde.

Deve gibi bir yol aracını, sağlam bir kazığa bağlamayı tavsiye eden Hz. Peygamber, ‘Eşrefi Mahlukat‘ olan insanın canı için, sağlam tedbir almayı tavsiye etmez miydi?

Emniyet kemeri takmakta sünnettir, kırmızı ışıkta durmakta.

Bu gerçeği anlamayanlar, Nebevi Sünneti yaşadıkları çağa taşıyamazlar.

Bir Cevap Yazın