Ekonomik krizlere pirinç taneli çözüm!

Ekonomik krizlere pirinç taneli çözüm!

 Ekonomik krizler sadece devletlerin yaşadığı bir sıkıntı değildir. İnsanlar, birey olarak da aile olarak ekonomik krizler (sıkıntılar) yaşarlar. Kriz yaşadıktan sonra, krizden çıkmak için neler yapılabileceği konusunda uzmanlar uzun uzun çözüm önerileri sunarlar. Ben krizden çıkma yolları hakkında bir şeyler yazacak değilim. Devletlerin krizleri değil benim konum. Bireyin ve ailenin krize düşmemesi için tedbirli yaşama konusunda mail adresime gelen, okurken beni çok etkileyen bir yazıyı paylaşmak istiyorum sizinle.

Yazının / hatıranın kime ait olduğunu öğrenmek için internet sitelerini araştırmış olsam da, maalesef hatıranın sahibini bulamadım. “Daha çok harcama yapın, krizlerden kurtulalım!” mesajlarıyla örtüşmeyen bir yazı. Ekonomik krizlere düşmemek için, tedbirli davranmak adına kulağımıza küpe olması gereken nasihatlerle dolu olan bu yazı, hepimize ders olsun.

 

* * * * * * * *

 

Beş yaşında idim. Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü.  Babaannem eğildi, aramaya başladı. Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu. Çocukluk iste, “Aman babaanne!” dedim “Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?”

Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu. “Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun!” diye başladı.

“Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?”

Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

 

 Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde öğrenciyim. Alain’in proposlarını okuyorum. Birden irkildim. Babaannemi hatırladım.

Alain, “Bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur” diyordu.

İlave ediyordu. “Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el emeği vardır” diyordu.

 

On dokuz yıl evveldi. Stockholm’e gitmiştim. Bir otele indim. Geceydi… Sabahleyin traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.

“Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın. Yanda bir kutu var oraya bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun!” diyordu.

 Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde’ İsveç çeliğinden yapılmıştır’ diye yazardı.

 İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

 

 İsviçre’de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.

“Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa,  kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre’nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.”

 

 Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir…

 Böyleleriyle, evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler. Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.

Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın başbakanı meclisi toplar. Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;

 “Şu andan itibaren” der, “Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.”

 Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.  Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.

 Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm. Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak…

 

Hepimiz düşünmek zorundayız…

Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

 

Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, ilkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

 

 Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.

 

 

Sait ÇAMLICA

Eğitimci – Yazar

 

www.saitcamlica.com

saitcamlica@gmail.com

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Bu yazı Pazartesi, 09 Kasım 2009, 02:35 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

“Ekonomik krizlere pirinç taneli çözüm!” için 4 Yorum

  1. fatoş güller diyor ki:

    Sevgili Sait Çamlıca
    Her yazınız eğitim adına çok önemli mesajlar vermekte,teşekkür ederim.
    Keşke daha çok gençlere ve anne babalara ulaşabilse yazılarınız.Ve keşke bu gün kü yazınız 10 Kasım ruhuna uygun,lider ve önder Atatürk için olsaydı…

  2. Ayşe Reşad diyor ki:

    Efendim iktibas ettiğiniz yazı, Sabri Tandoğan Beyefendi’ye aittir..

    Eklemeniz ümidiyle:

    http://www.gonulsohbetleri.net/html/yazi_oku.asp?id=404&root=404&replies=False

    Selam ile..

  3. fırat diyor ki:

    yazılarınızı çok beğeniyorum sait çamlıca

  4. elif nadire diyor ki:

    Çok güzel.hep sorulur,batı bizi nasıl geçti diye,cevap:sorumluluk bilinci olsa gerek.ben deyil biz,diyebilmek.gelecek nesillere ne bırakabilirim demek.nasıl insanca yaşayabilirim.? ülkem ve kainat için neler yapabilirim demek gerekir.bugün bir fakültenin yanındaki duraktan dolmuşa bindim,çok düşündürücü bir manzara vardı,hemen fakülte giriş kapısının orada durağın yanıbaşı çöp ve kağatlarla doluydu.küçük bir çukur vardı ve az aşşağada çöp bidonu olmasına rağmen,orası çöplük haline dönüşmüştü.düşündüm bu manzarayı yüzlerce öğrenci öğretim üyesi seyrederek geçiyor,ve müdahele edilmiyor.üniversite okumakla insani deyerlere sahip olmak arasındaki farkı daha iyi anladım.ders notlarını oraya atacak kadar duyarsız insanların bu ülkeye yararlı olabilme ihtimalleri çok zayıf.

Yorum yapın