Atasözleri, tarih süzgecinden geçmiş altın levhalardır. Her birinde ayrı bir hayat tecrübesi ve hayat dersi vardır. Hayat yolculuğunun en önemli trafik işaretleridir. Dedelerimizin yerleştirdiği trafik işaretleri hem de… Trafik işaretlerinin en tehlikelisi, yanlış yere, yanlış yöne yerleştirilmiş olanıdır herhalde. Bir de yanlış anlaşılanı tabi…
“Ağaç yaşken eğilir” en çok kullandığımız atasözlerinden birisidir. Özellikle biz öğretmenler, işe yaramaz gördüğümüz haylaz öğrenci (ler) için, “iş işten geçmiş artık, ağaç yaşken eğilir” deriz.
* * * * *
Üniversite yıllarında tanıştığım ve benim Etimoloji (kelimelerin köklerini araştıran kök bilim) ile ilgilenmeme vesile olan değerli hocam Prof. Dr. Mustafa KAÇALİN Bey’le tanışıncaya kadar, bende bu atasözünü birçoğumuzun kullandığı anlamda anlıyor ve öyle kullanıyordum.
Sonra gerçeği öğrendim. Biz bu atasözünü hep yanlış anlamış, yanlış yorumlamışız.
Ağaç yaşken eğilir sözü; Çocukluk yıllarında, ilkokul çağlarında, lise veya üniversite sıralarında eğitilememiş (eğilememiş) insan bir daha eğitilemez anlamına mı geliyor?
Asla!
Bu atasözünü bu şekilde anlamış ve anlamlandırmış olanlar bilsinler ki, atalarının kemikleri sızlar bu yoruma. Tarihini, kültürünü, medeniyetini, geçmişini ve dini inançlarını hiç anlamamış demektir bu yorumu yapan insanlar.
Bu sözü bu anlamıyla bir “öğretmen” kullanıyorsa çok daha vahimdir.
“Ağaç yaşken eğilir” atasözünün nasıl anlaşılması gerektiğini izah etmek için önce bazı temel açıklamalar yapalım.
“Yeşil” sözcüğü bir rengi ifade etmekle beraber, canlılığı da ifade eder. “Yeşil” kelimesinin etimolojik kökenine indiğimizde karşımıza “yaş – lı” ifadesi çıkar. Bu “yaşlı”, “yaşlanmışlık” anlamında değildir. İçinde sıvı dolaşan, ıslaklığı ifade eden “yaş” kökünde türemiştir, yeşil kelimesi.
* * * * *
Bir fidanı yönlendirmek kolaydır. Önüne bir engel koyarsınız fidan o engelin kıyısından dolaşır. Büyümüş ağaca şekil vermek biraz daha zordur.
Köylerde, saman atmak için ağaçtan yapılan “yaba” vardır. Üç çatallı uzun saplı bir alet. Lise yıllarında rahmetli dedemin yabayı nasıl yaptığını seyretmiştim. Dedem, insan bileğinden biraz daha ince olan ağaç parçasına meyil vermek için, ateş yakar ve ateşin köz olarak kalmasını beklerdi. Közlerin içine kalın ağaç parçasını, bir müddet sabit tutacak şekilde yerleştirirdi. İstediği eğime ulaşınca ateşten çıkartırdı. Ve kalın odun parçası yaba şeklini alır.
* * * * * *
Tüm bunlarla varmak istediğim noktaya gelince;
Demek ki bir ağaca sadece fidan iken yön verilemiyor. Büyüdükten sonra da yön verilebiliyor. Sadece “yöntem” farklı… Doğru yöntemi kullanmayı bilmeyen birinin “ağaç yaşken eğilir!” sözünün arkasına saklanması ne kadar doğru?
Hangi yaş’ta olursa olsun, ağacın içerisinde sıvı dolandığı müddetçe, uygun yöntemi kullanmak kaydıyla, ona yön verebilirsiniz.
“Ağaç yaşken eğilir” sözü “Ağaç, her yaşta farklı eğilir” şeklinde veya “kurumamış (ölmemiş) ağacı eğmeye çalışmaktan vazgeçmeyin” şeklinde anlayabiliriz.
İnsanın ölüsünden , ağacın kurusundan ümit kesilir sadece. Yaşayan insandan ümit kesen, cehaletini ve beceriksizliğini tasdik etmiş olur.
Yaratıcı bile insana son nefesine kadar müsaade ederken, bizim “ağaç yaşken eğilir!” diyerek insandan ümit kesmeye hakkımız var mı?
Şayet ağaç sadece yaşken eğilebilseydi, anne ve babası tarafından eğitim verilememiş hiçbir insan eğitilemezdi.
Şayet ağaç sadece yaşken eğilebilseydi, ilkokul yıllarında eğitim verilememiş hiçbir insan eğitilemezdi.
Şayet ağaç sadece yaşken eğilebilseydi, peygamberler sadece çocuklara gönderilmez miydi?
* * * * *
Trafik işaretlerinin doğru anlaşılmasına vesile olması temennisiyle, “Tüm peygamberler “yetişkin” insanlara gönderilmedi mi?” diye bir soru sorsam, ve başka hiçbir cümle kurmadan sizleri, “ağaç yaşken eğilir” sözü üzerinde tekrar düşünmeye davet etsem nasıl olur?
Bence iyi olur!
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
NOT: Okul, Kolej, Dershane, Milli Eğitim Müdürlükleri, Belediye Kültür İşleri, Parti veya Vakıflar adına seminer veya konferans vermek isteyen bazı okuyucularım bana mail atıyorlar. Fırsatım oldukça konferanslara gidiyorum. Seminer talepleriniz için bana mail yoluyla veya 0505-582 28 53 no’lu telefondan ulaşabilirsiniz.
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazartesi, 07 Eylül 2009, 02:22 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım, Öğretmen & Öğrenci Hikayeleri kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














hocam,yas veya kuru agaclarimizi nasil veya hangi yöntemle egitebilecegimize dair bir kitabiniz varmi yazilarinizi cok begeniyorum
yazılarınızı beğeniyoruz ve de devam etmenizi istiyoruz
hocam kızım ılk okula 1 sınıf ögrencisi okumayı sökemedi ne yapmalıyım kendimde biraz sinirli bir yapım var yazmamız cok duzgun ama okuyamıyoruz ne yapmalıyım bilgilerinizi bekliyorum allahıma emanet olun
Lütfen yazmaya devam edin hocam.Ümitlerimizi büyütüyorsunuz.Allah sizden razı olsun…