- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
‘Tomografi ile tespit edildiğine göre, ibadet halinde iken insan beyninin çalışması çok farklı. İbadet sırasında beyin fevkalade bir kapasiteye ulaşıyor. Oksijen, şeker kullanımı artıyor.” Dua da bir ibadettir. Dua, yaratıcıya yönelmektir. Halin ona arzedilmesidir. Dua ile insan kendini gerçek yerine oturtur. Engelleri bir kenara iter. Artık herşey apaçıktır, nettir, arada çer çöp yoktur. ‘Son söz senindir” denilmiştir.
Su, hararet, toprak, ışık, bir çekirdek etrafında toplanarak halin dili ile ‘Bu çekirdeği ağaç yap, ey yaratıcımız” derler. Bu açıdan dua, sözün ve teşebbüsün bir bütünüdür. Sözle dile getirilen isteklerle, yapılan eylemler farklı olduğunda duanın bu bütünlüğü bozulur. Çocuğunun ev dışındaki hal ve hareketleri ile, arkadaş çevresi ile, onu etkileyen şartlarla uzaktan yakından bir ilgisi olmayan babanın ‘Ey yaratıcımız! Çocuğumu koru” duası, bütünlüğü bozulmuş bir duadır. Ruhumuzdaki o büyük patlamanın ateşleyicisi duadır. Böylece ruhumuzun hücreleri de yenilenir. Allaha ne kadar yakın olursak, ondan alacağımız ışık o kadar parlak, ondan alacağımız güç o kadar büyük olacaktır. Dua, bizi daima onun yanında tutar.
Bir Annenin hatırası;
‘Ekonomik sıkıntılar içinde kıt kanaat geçiniyorduk. O sırada 10 yaşında ki kızım, bayram günü için bir bisiklet istemez mi? Sonunda ona bisiklet alacak paramız olmadığını itiraf etmek zorunda kaldım. ‘Peki öyleyse bende bisikleti Allah’tan isterim” karşılığını verdi. O günden sonra her akşam bisiklet için dua etmeye başladı. Ona gökten bisiklet inmeyeceğini anlatmaya çalıştım. Bayram günü akşama kadar bisiklet ümidini yitirmedi. Sonra gülümseyerek bana -Bisiklet gelmedi’ dedi. ‘Ãzülme canım! Nihayet Allah herkesin duasını cevaplandıramaz ki…” diyerek onu teselli etmeye çalıştım. Haşa Allah böyle birşeye muktedir değil mi? Kızım bana hayretle baktı ‘cevaplandırır, benim duamı da cevaplandırdı bana -Hayır’ dedi”. O zamandan beri bana verilen cevapları, onun gibi iman ve tevekkülle karşılamaya çaışırım”.
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Çarşamba, 24 Ocak 2007, 22:20 tarihinde Dini Hikayeler kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....













