Yanlış hatırlamıyorsam, Prof. Dr. Nevzat Tarhan Hoca’dan okumuştum. 28 Şubat surecinde Genelkurmay Başkanlığına sadece 12 (oniki) mektup gönderilmiş. Halkın oylarıyla iktidara gelen bir parti ve o partiye oy verenlere karşı haksızlık yapıldığını anlatan mektup sayısı 1000 (bin) veya daha fazla olsa, bazı şeylerin çok farklı olabileceğini yazmıştı Sayın Tarhan.

Tepki vermek, hepimizin en doğal hakkı. Toplumun, gençlerin ahlâkını yozlaştıran dizilerden rahatsız olanların sayısı ne kadar çok olursa olsun, evde kendi kendimize söylenmemiz sorunları değiştirmeyecektir. “Allah bunlara akıl fikir versin! Bizim aile ortamımızı, ahlâkî değerlerimizi hiç düşünmüyorlar!” tepkisini, evde kendi başınıza vermeniz, ‘Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış!’ atasözündeki gibi karşılıksız kalır.

Hava Bile Haram!
Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:
“Her kula helâl, Müslüman’a Haram!..”

Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye…

Gitmişler Kadıya şikâyete. Adam yakalanıp yaka- paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir? Nedir sebebi? Aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama.

Adam: – “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…”dedikçe kadı kızmış:

-“Ne delili, ne ispatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzurunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş. Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:
-“Nedir gerekçen?..” diye sormuş.

Adam: “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, Adam yaka paça saraya götürülmüş… Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış:

-“De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, Müslüman’a haram yazarsın?..”

Adam, başı önünde konuşur:
-“Delilim vardır, lâkin ispat ister.”
-“Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..”
-“O zaman boynum, kıldan incedir Sultânım…”

  • “Eeee?!..”-

“Sultânım, herhangi bir havradan (sinagog) rastgele bir Hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın

neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Mûsevîler, “Ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:

-“Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler… Az zaman geçmiş ki, adam:

-“Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşek-kürler, şükranlar… Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine…

Sultan: “Bitti mi?..” demiş adama.
-“Sultânım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
-“Şimdi nedir isteğin?..”

-“Efendim, pâyitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimat edilen Hocasını alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Ulucâmi imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler…Ve ne olmuş bilin bakalım?.. Bir ALLAH’ın kulu çıkıp da, “Ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… Geçmiş bir hafta, “Nerde imam” diye gelen-

giden yok!.. Aptal ve cahil bir imam tayin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için:
-“Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
-“Kim bilir ne halt etti de tevkif edildi!..”
-“Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
-“Sorma, sorma…”
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri.
Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
-“Eee, ne olacak şimdi?.. Adam:
-“Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.” “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:

-“Ey büyük Sultânım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?..”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
-“Hava bile haram, hava bile!..” demiş…

Tepkisizlik…
Tecrübeli bir piyanist konser için sahneye çıkmış. Salon ağzına kadar dolu. Piyanist, piyanosunun başına geçip tam çalmaya başlayacak, aklına bir fikir gelmiş. Tüm salon sessizlik içinde onu beklerken, adam sadece piyanoya dokunuyormuş gibi yaparak kafasını sallıyormuş. Hiçbir tuşa dokunmadan bir saate yakın bir süre sahnede konser veriyormuş gibi yapmış.

Konser bitiminde ayağa kalkan piyanist, seyircilerin karşına geçerek, teşekkür mahiyetinde selam vermiş. Bütün salon piyanisti ayakta alkışlamış.

Piyanist perde arkasına geçince, genç yardımcısı, “Bunu neden yaptınız hocam!” demiş. Piyanist, “Bir milletin ne kadar tepkisiz olabileceğini ölçmek istedim!” demiş.

Tepkisiz olmak, yapılanlara razı olmak demektir. Bilgisayarın başında otururken veya elnizde ki tablet veya cep telefonundan www.rtuk.org.tr sitesine girerek tepkinizi dile getirebileceğiniz gibi, 444 1 178 no’lu telefon numarasına şikayetlerinizi iletebilirsiniz.

Bu dizilere tepki verme niyetinde olmayanlar bilsin ki, bu dizilerin hedef tahtasında “evlatlarınız” var. Bir ülkenin en büyük hazinesi, o ülkenin geleceği olan çocukları ve gençleridir. Geleceğimizi karartanlara karşı sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.

Bir Cevap Yazın