Diyanet işleri Başkanlığının eğitimlerine  daha sık katılıyorum son yıllarda. Manavgat’da büyük bir otelde, 81 ilden gelen 600-700 civarı din görevlisi veya Kur’an Kursu öğreticilerine konferanslar veriyorum. Bazen İl Müftülerinin organizasyonu bazen başkanlığın organizasyonları ile Diyanet Personeli ile tanışma imkanım oluyor.

                Din Eğitiminde Yeni Yaklaşımlar’ başlığı altında yaptığım konferans sonrası, uzun bir muhabbetimiz oluyor Diyanet Personeli ile.

                İmam Hatip Lisesi eğitimi ile imamlık yapanlar olduğu gibi, İlahiyat mezunu olan görevliler de var. İmam Hatip Lisesi diploması yanında, doğuda veya batıda, bir medrese de uzun yıllar eğitim almış olan arkadaşlar da var. Benim için hem eğitici hem öğretici olan sohbetlerimiz oluyor.

                Din eğitiminde yeni dönemi, yeniden gözden geçirmek zorunda olduğumuzu, tarihimizden getirdiğimiz birikimler ile yaşadığımız dönemin şartları arasındaki farkları yeniden düşünmek ve yeni döneme göre hazırlıklar yapmak zorunda olduğumuzu söylüyorum.

                Din eğitimine kafa yoran herkes, gidişatın doğru olmadığı konusunda hem fikir olsa bile, eleştirmekten çekiniyor. Bu konuda yaşadığım bir olay, bakarken bile göremez hale geldiğimizi bana bir kez daha gösterdi.

                Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname ve Medrese Eğitimi

                Siirt’te konferans vermek için bulunduğumda, Tillo’ya, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın kabrini ziyarete götürdüler. Maarifetname gibi bir eserin yazarının kabrini ziyaret ettim. Yaşadığın dönemin şartlarında çok özel tespitleri ve eserleri ile bilinen Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın kendi eşyalarını da ziyaret ettik. Torunlarının muhafaza ettiği eşyaları gezerken, hem sevindim hem üzüldüm.

                Bir İslam alimine ait eşyaları gezerken neler görebilirsiniz? Seccadesi, takkesi, tespihi ve abdest almak için kullandığı ibriği. Evet bunların hepsi vardı orada. Ancak beni asıl sevindiren şey, ibadet için kullandığı malzemeleri değil, eserlerini hazırlarken kullandığı malzemeleriydi. Lise yıllarında Geometri dersinde kullandığımız pergelleri, güneşin gölgesiyle günün saatini gösteren eserini görünce, Dünyaya hükmeden bir medeniyetin yetiştirdiği İslam Alimi profili kafamda yeniden oturdu.

                Maalesef, İslam Alimi denilince, birçoğumuzun aklına sadece İslami ilimlere vakıf olan alimler geliyor. İlmi, İslami ve beşeri diye ikiye ayırmak, dünyaya hükmeden bir medeniyetin gerilemesinin en önemli sebeplerinden birisi oldu. Din eğitimi denilince, Kur’an, Tefsir, Fıkıh, Kelam, Akaid, Hadis gibi ilimler akla gelirken, Psikoloji, Sosyoloji, Pedagoji, Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji, Tarih, Edebiyat, Sanat gibi ilimler gelmiyorsa ortada çok ciddi problemlerimiz var demektir.

                Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerini bağrında taşıyan şehirde bulunan medreseler de, Türkiye’nin birçok farklı şehirlerinde medrese eğitimi verdiğini övünerek söyleyen cemaat ve tarikatlar da, kendilerini mutlaka yeniden gözden geçirmek zorundalar.

                Bağdat Nizamiye Medresesinde okutulan aşağıdaki müfredat ile ‘biz medrese eğitimi veriyoruz’ diyenlerin müfredatlarını kıyaslarsanız, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

                Din ve Hukuk: Kur’an talimi, tefsir, hadis, fıkıh, kelam.

                Dil ve edebiyat: Arap ve Fars edebiyatları, nahiv, sarf, bedi, beyan, meani, hitabet, şiir, cerh-ta’dil, tarih,

                Düşünce: Felsefe, mantık.

                Müsbet bilim: Tıb, cerrahi, riyaziye, hesap, hendese, müsellesat (geometri), nücum(astroloji), hey’et (astronomi), tabiiyyat (doğa bilimleri).

                Din eğitimi dil eğitimi değildir.

                Hz. Ömer, farklı diller konuşan ülkeler Müslüman olunca, onlara hemen Arapça dersi verdirmedi. Önce İslam’ın ana prensipleri öğretildi. Bir Japon Müslüman olunca hemen Arapça öğretmeye mi kalkışacağız? Namaz gibi temel ibadetlerini yerine getirmeye hemen başlamak istiyorsa, ‘Arapça öğrenmeden namaz kılamazsın!’ diyemeyeceğimize göre, önce Müslüman ahlakını öğretmek zorundayız. ahlâk temeli atmadan ibadet ettirdiğimiz insanlar ‘ahlaksız abid’ olurlar.

Bir Cevap Yazın