Kapatılan bir siyasi partinin (DTP) genel başkanına (Ahmet TÜRK) yumruk atıldı. Günlerce konuşulacak bu konu. Kim yaptı / yaptırdı? Niye yapıldı / yaptırıldı? Bu sorular ve cevapları zaman içerisinde ortaya çıkar. Ancak illa birileri yaptırmış olmak zorunda değil. Tamamen kişisel bir tepki gösterme eylemi de olabilir, yaşanan olay. Olayın niçin ve kim tarafından yaptırıldığı üzerine fazla bir şey söyleyecek değilim. Ancak duygularıyla / yumruklarıyla fikrini savunan, karşı fikri yok etmeye çalışan zihniyet üzerine söylenecek çok şey var.
Oruç tutmayan gençleri dövme sevabı!
Her yıl Ramazan ayında medya da haberi çıkıyor. Oruç tutmayan gençler, ülkücü gençler tarafından dövüldü! Oruç tutmak yada tutmamak insanın manevi dünyası ile ilgili bir tercihtir. Oruç tutanlar tutmayanlara, tutmayanlar tutanlara saygı göstermek zorunda. Ancak oruç tutmuyor diye bir genci dövmek, hiç kimseye sevap kazandırmaz. Oruç emrinin sahibi olan Allah (cc), isteseydi Ramazan ayında tüm insanların boğazını kilitleyen bir sistem kurardı. Allah bile kendi emrine isyan edilmesine, izin verirken, muhafazakar olduğunu iddia eden bir gencin, oruç tutmayanı dövmeye hakkı olamaz.
“Oruç tutmayanlar da bize saygılı olsun! Gözümüzün önünde yemesin içmesin!” diye kendi savunmaya kimsenin hakkı yok. Saygı, kişisel bir tercihtir. Oruç tutmayana yumruk sallayan bir gencin yaptığı yanlış, oruç tutmayanın yaptığı yanlıştan çok daha fazladır.
Oruç tutmayanı dövmek ibadettir, sevaptır diye bir ayet veya hadis duyan var mı?
Coşup taşmayın gençler! Dolup taşın!
Canlı Bomba!
Üniversite öğrencisi olduğum yıllarda, her şeyi dayakla, kavgayla çözmeye çalışan bizim cenahın gençleriyle pek anlaşamazdık. Birkaç ayet, birkaç hadis ezberlemiş, eline sopasını almış kavgadan kavgaya koşan gençler, okuyarak kendini yetiştirmekle zaman geçirenleri korkaklıkla suçlardı.
Her şeyi kavga ve yumrukla çözmeye çalışan gençlerden uzaklaşamama sebep olan olay beni çok üzmüştü. Bir bahar günü solcu gençler eylem yapıyordu. Bir tarafta solcu gençleri diğer tarafta polis memurları vardı. Robocop kıyafetli polisler olaya müdahale etmeden bekliyordular. Bende, dersim boş olduğu için, bir kenardan izliyordum. Radikal düşüncelere sahip gençlerden birisi yanıma geldi. Selam verdikten sonra “Tam intihar eylemi yapılacak yer!” dedi. İçimden “Yine başladı!” diye geçirdim. “Herkes senin gibi düşünmek zorunda değil ki! İsteyen dindar, isteyen solcu olur. Bırak onlarda kendi sloganlarını atıp kendi eylemlerini yapsınlar” dedim.
“Ben solculardan bahsetmiyorum ki! Sistemin bekçisi polislerden bahsediyorum!” deyince, kan beynime çıktı. “Sen ne biçim Müslümansın?” dedim. “Benim lise yıllarımda aynı sınıfı paylaştığım arkadaşlarımdan on tanesi Polis memuru oldu. Şu polislerin büyük bir kısmının ailesi, senin kadar dindar ailelerdir. Hatta büyük bir kısmı senden daha muhafazakar bir hayat yaşıyordur. Bu kadar basit, bu kadar saçma bir düşünceye nasıl sahip olabildiğini asla anlamayacağım” diye tepki gösterdim.
O günden sonra o arkadaşları ikna etmeye çalışmanın, faydasız bir çaba olduğunu düşünmeye başladım. O günden sonra mecbur kalmadıkça onlarla aynı masada bile oturmamaya çalıştım.
Coşup taşmayın gençler! Dolup taşın!
Yahudi mezarlığı bombalayanlar!
Marmara Üniversitesi’nin Teknik Eğitim Fakültesi kantini çok meşhurdu o yıllarda. Teknik İlahiyat denirdi o kantine. Farklı camialardan olsalar bile, muhafazakar camianın gençleri Teknik İlahiyat (!) kantininde buluşurdu. Kantinde ihtilal yaptıklarını söylemişti içlerinden birisi bana. Meğer ben okula başlamadan önceki yıl, Teknik eğitim kantininde sesli müzik yayınlanmasına engel olmayı başarmışlar(!). Kantinde ki tüm ses sitemini parçaladığından bahsederken, Çeçen dağlarında ki Mücahitlerden birisi gibi övünüyordu bazıları.
Yahudi bir iş adamının mezarına bomba koymuş veya koymaya düşünmüş o gençlerden birisi. Kendince cesur ve fedakar bir tavır içerisinde oluğunu sanan bu gençlerin büyük bir kısmı, hata yaptıklarını anladılar zaman içerisinde.
Coşup taşmayın gençler! Dolup taşın!
* * * * * * *
Yahudi genç kütüphanede kitap okurken, Yahudi düşmanı genç sokakta slogan atıyorsa, emin olun, Yahudi gençler daha başarılı olur. Dünyaya hükmetmeye devam eder.
Yahudi gençleri kafalarını doldurmakla, muhafazakar gençler yumruklarıyla coşmakla zaman geçirirse, Yahudiler baş, Müslümanlar ayak olmaya devam ederler.
Coşup taşmayın gençler! Dolup taşın!
1980 öncesi tüm enerjisini sokaklarda harcamış solcu gençlerde, sağcı gençlerde pişman olduklarını itiraf ediyorlar. Hayatının 18 yılını dağlarda geçirmiş Şemdin SAKIK, hücresinde hatıralarını ve pişmanlıklarını yazıyor sürekli. Kullanıldıklarını hepsi anlamış.
Coşup taşmayın gençler! Dolup taşın!
Rahmetli Metin YÜKSEL’in mücadele arkadaşlarından birisi ile tanışmıştım. Ayak üstü bana verdiği dersi asla unutmadım. “Biz tüm gençlik enerjimizi dışarıda harcadık. Hata yaptığımızı anlayınca iş işten geçmişti. Siz aynı hataları yapmayın. Okuyun, kendinizi iyi yetiştirin.”
Coşup taşmayın gençler! Dolup taşın!
Gençlik heyecanını, coşkusunu, taşkınlıkla heba eden herkes pişman oluyor. Gençlik heyecanınızı, tazeliğini, coşkusunu kafayı doldurmak için harcayan insanlara ihtiyacımız var.
Coşup taşmayın gençler! Dolup taşın!
Çünkü; Dolu baş, sıkılmış yumruklardan üstündür.
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Salı, 13 Nisan 2010, 17:08 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....













