Çocukların kendilerine has bir dünyası vardır. Bakarken bizim gibi bakarlar, fakat bizden farklı şeyler görürler. Anlama, algılama ve yorumlama biçimleri bizlerden çok daha farklıdır. Hafızaları bizden çok daha güçlüdür. Üç yaşındaki bir çocuğun beyni, etrafındaki olayları, bir fotoğraf makinesinden çok daha hızlı kopyalar.
Gördüklerini, duyduklarını anlasa da kopyalar çocuklar, anlamasa da. Faydalı da olsa kopyalar zararlı da olsa. Her fotoğraf karesi, çocukların geleceğini, karakterini, ahlakını, davranışlarını oluşturan tuğlalar gibidir.
Anne baba çalışmak zorunda kalınca, çocuklar ya kreşlere ya da bakıcılara teslim edilir. Kreşte görevli veya eve gelen bakıcıların kişiliği, karakteri, alışkanlıkları, konuşma üslupları da, çocukların kişilik temellerini oluşturan tuğlalar arasına giriyor.
* * * * * * * *
Güneydoğu da bir Doktor anlatıyor;
Yeni evli ve henüz bir çocukları var. Anne baba çalışıyor, çocuk henüz kreş yaşında, mesai saatleri arasına sıkışmış anne babanın tek istediği çocuklarına bakacak iyi bir bakıcı bulmak. Yaşadıkları bölgede kreş olmadığı için genç bir kızı bakıcı olarak tutar anne baba.
Bir akşam genç anne ve babayı büyük bir sürpriz beklemektedir. Gün boyu özlemekle geçirdikleri çocukları akşam evde yürüyememektedir. Annenin iki gözü iki çeşme, dener olmaz, kocaya sorar olmaz, eşe dosta telefonla akıl danışır ama nafile. Çocuk yürüyemiyor. Alır çocuğu doktora götürürler. Doktor bütün testleri, filmleri (röntgenleri), muayeneleri yapar, ancak bir şey çıkmaz.
Çocukta herhangi bir anormal durum olmadığı gibi fazlasıyla da sağlıklıdır. Gelgelelim yürümeye gelince, bir ayağı aksayarak neredeyse koltuk değneği desteğiyle yürüyebilecek durumdadır. Doktor elle muayene eder.
- Buraya dokunduğumda herhangi bir yerin ağrıyor mu?
- Yok doktor amca ağrımıyor.
- Ayağını böyle tuttuğumda, ya elimle bastırdığımda?
- Yok doktor amca.
- Ya böyle?
- Yok doktor amca.
- Peki şimdi.
- Yok doktor amca.
Doktor da şaşkın, anne baba da… “Bir yerden düştün mü? Oynarken ayağını bir yere çarptın mı?” diye sorarlar, cevap hep aynıdır; “Yok, yok.”
Annenin iki gözü iki çeşme, doktor teskin etmeye çalışır. Doktor için son bir çözüm, psikolojik olabileceği yönündedir. Baba doktoru onaylar. Babaya göre de çocuğu gün içinde anne babasını çok özlemekte ve böylece belki de, bir şekilde dikkat çekmek istemektedir. Bu kez de psikiyatri testleri yapılmaktadır. Ancak, çocuk çok sağlıklı olduğu gibi, çok da akıllı ve psikolojisi de sağlam çıkar. Anne ağlamaya başlamıştır.
“Hepsi benim yüzümden” der. “Çocuğuma bakamadım”. Annenin ki içgüdüsel bir iç muhakemedir şüphesiz.
Doktor:
“Neden çocuğuma bakamadım diyorsunuz?” diye sorar. Anneye göre, çocuğunu bakıcıya bırakması, yanında olamaması, tamamen kendi suçudur ve bu düşüncelerini doktorla paylaşır.
Doktorun aile dostları olması, yaşadıkları şehrin de, doğunun küçük bir yeri olması, annenin gözyaşlarına dayanamayan doktoru, işin izini sürmeye yönelmiştir ve sorunu çözmeye kararlıdır. Anneyi çocukla birlikte eve gönderir, doktor ve baba. Ardından doktor, çocuğun bakıcısının yanına gelmesini ister. Amacı, bakıcıya birtakım sorular sorarak, sorunu çözmeye çalışmaktır.
Ve sıkı durun, olanlar olur. Doktor, meslek hayatının en unutulmaz anlarından birine şahit olacak, baba da çocuğunun yaşamındaki yerini ve önemini, en kalıcı ve canlı bir örnekle tadacaktır. Baba ve doktorun beyin fırtınası ve durum değerlendirmesi süredursun, kapı çalınır ve hemşire içeri girer.
“Doktor bey, küçüğün bakıcısı geldi” diye haber verir.
Baba ve doktorun gözleri kapıya çevrilmiştir ve işte o zaman olanlar olur.
Bakıcı bir ayağı aksayarak, güçlükle içeri girer. Baba ve doktor, akıllarına daha önce gelmeyen bu manzara karşısında, her ikisinin de şimdi aynı şeyi düşünmenin verdiği şaşkınlıkla, birbirlerine bakakalırlar.
(Yaşamın kara kutusu – Tuba Çelik – Ares Kitap)
* * * * * * * *
Anne baba çocuk sahibi olduktan sonra attıkları her adıma dikkat etmeli. Attıkları her adımın fotoğrafını çeken çocukları, o fotoğraf kareleriyle oluşturdukları tuğla parçalarıyla, kendi evlerini inşa ediyor. O tuğla parçaları çürük olursa, evin temelleri çürük atılır. Çürük temeller üzerine inşa edilmiş bir bina yıkıldığı zaman, altında sadece çocuklar / gençler kalmıyor. Genelde tüm aile, bazen birkaç aile yıkılan binanın altında kalıyor.
Çocuklarınız karşısında bedeniniz topallarsa bu sorunu çözmek kolay olur.
Ya ruhunuz, karakteriniz, kişiliğiniz, ahlakınız topallıyorsa?
Unutmayın; Çocuklar attığınız her adımın fotoğrafını çekiyor.
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Çarşamba, 23 Aralık 2009, 23:40 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....












Çok manidar bir yazı olmuş hocam emeğine ve yüreğine sağlık, ellerin dert görmsin.
herzamanki gibi bu yazınızda çok güzel benimde 5 yaşında bir oglum var oyüzden çok dikkatlice okuyup uygulamaya çalışıyorum gerçekten çok faydalı oldunuz bana allah (cc) razı olsun çok teşekkür ederim
gerçekten güzel bir yazı sizi tebrik ederim gerçekten bu hayatta yaşananları
Çocuk terbiyesinden en etkili şey model olmaktır. Bu konuyu açıklayan yazınız harika olmuş. Teşekkürler..
teşekkürler yazı hakikaten çok güzel burada sadece bakıcıya değil sınıf öğretmenlerinde örnek alındığını unutmayalım
FOTOKOPI MAKINASI BU COCUKLAR VALLA
İbret nazarıyla bakanlar için güzel bir yazı.Okurken düşündüren,hatalarımızı görmemize rota çizen.Ama bakmayalım,görelim lütfen.Maddi azançlar için çocuklarımız heba olmasın.Kanaatkar olup, çocuğuna hakkıyla terbiyesini veren aileler çoğalsın.Bir çocuk bir grup, birgrup bir topluluk, bir topluluk bir millet, bir millet bir devlet demektir.
Emeğinize,yüreğnize,fikrinize sağlık hocam…