“Profesör Anne, kızı tarafından öldürüldü” haberi medya da yayınlandığı zaman, hepimiz şaşırdık. Anadolu da yaşanan “töre cinayeti” haberlerini okuduğumuz zaman, “Cehaletle mücadele etmek şart!” cümlesini hepimiz kuruyorduk. Ancak Hukuk Fakültesinde öğrenci olan genç bir kız, Tıp Fakültesinde Profesör olan annesini öldürünce “töre cinayetleri” için bulduğumuz basit ve kolay çözümleri sorgular olduk.
Annesini öldüren Başak AYDINTUĞ, yaşadıklarını Adem SOLAK Bey’le paylaşmış. Şiddeti Anlamak (Cezaevi Görüşmeleri) adlı kitabında Adem SOLAK Bey, Başak AYDINTUĞ’un yazdıklarını yayınlamış. Ben yazılanlarını okurken, “Hiçbir şey sebepsiz değildir” cümlesini defalarca tekrarladım.
Medya da cinayet haberlerini okurken, “Hayırsız evlat işte!” deyip geçiştiriyoruz. Başak AYDINTUĞ’un yazdıklarını okuyunca bakalım siz ne düşüneceksiniz?
* * * * * * *
Şiddet sadece eğitimle ilgili bir olgu olamaz. İnsanların nasıl yetiştiği, yetişirken neler yaşadığı, hayata nasıl baktığı, iç dünyasındaki denge ve dengesizliklerin neler olduğu önemlidir. Bir de son anda insan yaşantısındaki olaylara bakmak gerekir. İçinizde fırtınalar, korkular, acılar varsa ve onlarla baş etme gücünüzü bir an bile yitirirseniz, hayatın anlamını da yitirirsiniz ve o an gözünüz kararır. Gözünüzle birlikte ruhunuz, aklınız kararır; her şey kapkaranlık olur… İnsan eğitim düzeyi düşükken de, yoksulken de mutlu olabilir.
Ben babaannemle dedemin yanında büyüdüm. Anne, baba eve gece 11 den önce gelemediği için öyle bir karar verilmiş. Ben annemi anne, babamı baba olarak bilemedim. Onların beni sevip sevemediğini hiç anlayamadım; belki de bu nedenledir, bende onları sevdiğimi hiç hissedemedim. Ancak, bu dava sürecinde babamla yakınlığım arttı ve son zamanlarda beni sevdiğini düşünüyorum.
Büyükanne ve büyükbaba ile yaşamak beni yetişkin biri gibi yaptı hep. Çocukluğumu yaşadığımı hatırlayamıyorum. Bir yandan hep kendimi büyük gibi hissettim; diğer yandan, bir yanım (belki de en çok duygu dünyam) sanki hep çocuk kaldı.
Mizaç olarak uysal ve büyüklerinin her dediğini yapan birisiyim. “Yapamam” deme gibi bir şansım yok; istemesem de yaparım. Benden, arzu etmediğim bir şey de istenmiş olsa, hayır diyemem; nefret ede ede yaparım. Öyle yetiştirildim.
Çocukluğumda belli zamanları anne ve babamın yanında geçirmek zorundaydım. Bu benim istemediğim ve mutsuz olduğum durumdu. Çünkü onlar hep kavga ederdi. Sürekli tartışır, itişirlerdi. Annem çoğu zaman eline geçen ne olursa babama fırlatırdı. Evde bir kenarı kırık olmayan tava yoktu.
Çocukluğumdan beri evimizde tanık olduğum manzara beni hep korkutur, tedirgin eder, derinden üzerdi. Bağırtı, hakaret, itişme, kalkışma, fırlatma…
Elimden bir şey gelmediği için köşeme çekilir, korku ve endişeyle sakinleşmelerini beklerdim.
En çok annem olmak üzere, anne – babam birbirlerine çok ağır sözler söylüyorlardı. Annemin sözleri ağza alınacak gibi değildi. Benim asla anlamayacağım bir şekilde, babamdan nefret ediyordu. Bazen de babama olan öfkesini bana kusuyordu. Babama ve bana kendimi bildim bileli hep küfürlü konuşurdu. Annem aynı zamanda bir laf cambazıydı.
Onunla kimse baş edemezdi. C.I.A. saflarında psikolojik işkenceci olarak çalışmalıydı. Tüm yıkıcı özelliklerini babamın ve benim üzerimde denemekten hoşlanıyordu. Ben, bu yüzden hep psikolojik acı çekerek büyüdüm. Başka insanlar onu şirin ve sempatik bilsin diye, gayret gösterirdi. Evinde farklı, dışarıda çok farklıydı. Onun gerçek yüzünü babam ve ben bilebilirdik ancak.
Evimizde sürekli bir savaş hali vardı. Evde eşyaların havada uçuşması ve tabakların kırılmasından çok, küfür dolu sözler beni ürkütürdü. Her şey benim yanımda oluyordu. Çocuktum ve olan bitenlerden çok korkuyordum. Ben hayatın öyle olduğuna karar vermiştim artık. Çünkü annem de babam da benim gibi, evlerinin tek çocuklarıydı. Amcam, teyzem, halam, dayım olmadığı için başka aileler nasıldır, hiçbir zaman bilemedim.
Benim kendi dünyam, annemin babamın ayrı ayrı kendi dünyaları vardı. Ancak en anlamadığım şey, annemin iki ayrı kişilik sergilemesiydi. Babamla savaş halinde iken, o sırada telefonu çalsa, arayan kişiyle gayet nazik, sıcak, samimi bir şekilde konuşabilirdi. Böyle davranması beni hem çok şaşırtır, hem de deli ederdi. O iyi yüzünü neden bize göstermiyordu, anlamıyordum.
2004 yılında annem, babam kendi aralarında boşanma kararı almışlardı. Bir gün beni aralarında oturtup ayrılma kararlarını birlikte açıkladılar. Hallerinden üzüleceğimi, yıkılacağımı sandıkları belliydi. Oysa, bu kararı duymak beni çok sevindirmişti. Artık birbirlerini kırıp dökmeyecekleri için mutluydum. Keşke böyle bir kararı çok önceden almış olsalardı.
Ayrılık sürecinde anladım ki, annem blöf yapmış. Bir geri dönüş de olamadı. Ayrıldıklarından iki yıl sonra 2006’da babam başka bir kadınla evlendi. Ayrılık ve sonrası durum annemi daha da asabileştirdi. Artık tüm öfkesini bana kusuyor; nefes almam bile sorun oluyordu. Kullandığı kötü ifadelerinin dozunun artması, çirkin sözlerinin daha da ağırlaşması beni giderek boğuyordu. Ruhum acıyor, gözüm kararıyordu onun yanında. Benim ağzıma alamayacağım ama olaydan sonra kısmen basında yer alan alçaltıcı sözleri, kişiliğimi yerle bir ediyordu; dayanamıyordum.
Sonra o kötü olay oldu…
Ne tuhaftır ki, ilk günler cezaevi bana cennet gibi geldi. Kendimi, hiç olmadığım kadar özgür hissettim. Rahatladığım, zincirlerimden kurtulduğum duygusunu yaşadım. Ben içimden geleni söylüyorum. Bunları anlamanızı beklemiyorum. Kimsenin anlayacağını da sanmıyorum.
Ben tek çocuktum ve her şeye tek başına katlanmak zorundaydım. Duygularımı, düşüncelerimi, zorluklarımı, acılarımı paylaşacak birileri olsaydı, belki o denli bunalmaz, zorlanmaz, boğulmazdım.
Bilmiyorum. Anlatamıyorum. Eğitim adına, ders adına, bilim adına bir yerlere ve birilerine yararı olacaksa, bütün bunları ve daha fazlasını yazmak, sizin çalışmalarınız yoluyla toplumla paylaşmak isterim.
Geri dönüp baktığımda şunu görüyorum; annem, babam, bana ihtiyacım olan sevgiyi hiçbir zaman vermediler. Ben de onları sevmedim. Onların beni sevdiklerine de hiçbir zaman inanmadım…
* * * * * *
Yazıyı okurken altını çizdiğim cümleleri kalın harflerle yazdım. Anne baba evi nasıl bir cehenneme çevirmişse, Başak AYDINTUĞ cezaevine girince, “Cezaevi bana cennet gibi geldi!” diyor.
Bu acı olaydan çıkartılacak çok ders var. Anne babasının yanında mutlu olamayan çocuklar, ya kendilerini mutsuz edenlerden intikam alıyor, ya da mutlu olabileceklerini düşündükleri mekana gidiyor. Gitmek zorunda kalıyor.
Sizin eviniz, çocuklarınız için cennetten bir bahçe mi, cehennem çukuru mu?
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Perşembe, 03 Aralık 2009, 23:45 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....











Hocam bu yazı aslında sizin dediğiniz gibi herşeyin diploma olmadığını gösteriyor.İnsan ne kadar okumuş olursa olsun Allah korkusu olmayanın okuduğunun faydasını görmediğini anlıyoruz.Bir anne ki ona anne diyerek diğer anneleri lekelemekte istemiyorum nasıl küfür edip çoçuğunu bu kadar üzebilir.Nasıl iki yüzlü olabilir.Sizin sürekli söylediğiniz birşey var.Çoçuklar yalan söylemyi doğuştan ögrenmiyor.bunları bizler yani ebeveynler çevre öğretiyor.burdaki anne profilide aslında sizin ne anlatmak istedğinizi çok güzel anlatıyor.Bizim bazen cehennem gördüğümüz yerler kimilerine cennet gelebiliyormuşş..Yazık bu durumu düşürülen insanlara(!) bu duruma düşürten insanlara
bizde bir değim vardır ölenmi katil öldürenmi diye bence ölen katil. canı ciğeri evladına değer vermeyerek.sonra gençliği suçluyoruz saygısız zamane gençliği diye.gençlik aynı gençlik biz görevlerimizi unuttuk ebebeğin olarak.sevgi vermedik sevgi hatta saygı bekledik. Hz. peygamberimiz ne güzel demiş: çocugunu sevmeyen bizden değildir.
Hocam, bir söz vardırya ‘kork, Allah’tan korkmayandan’ diye. Allah korkusu olmayan bir insandan her şeyi bekleyebilirsiniz.
çok yazık olmuş allah yardımcısı olsun evet inancın doldurmadığı boşlukta şeytan hep var.Rabbim kimsenin annesini,babasını,çocuklarınıda şaşırmasın AMİN
Ayrıca çıkaracğımız ders çok olmuş olacağa örnektir hep
siz daha öncede başka bir yazınızda bir babayı anlatmıştınız.Evde başka, dışarıda başka olan
çok ikiyüzlü kişilikler malasef çocuklarının ve eşlerinin hayatlarını cehenneme çeviriyorlar.Sanırım
bu bozuk kişilikleri insanların nasıl yetiştirildiğini sorgulamak, insanlara oldukları gibi olmaları gerektiklerini yeniden, yeniden,yüzlerce kez öğretmek gerek.buda eğitimle olur.Çocuk ağlamak ister, anne baba” ağlama der, başkaları var” çocuk sevincini dile getirmek ister”anne baba, yapmak misafir var der” ve bu çocuklar böyle büyürken, yetişkin olduklarında olmaları gerektiği gibi olmalarının yanlış olduğu kanısına vararak, ikiyüzlü, iki kişilikli, olurlar, kendilerine rol kişilikte başka, evde ise
öz benlikleri ne ise öyle olurlar.sonuçlar ortada malesef:(
evet daha önce bu haberi gazetelerden okumuştum. tabiyki o zaman yorumum çok daha farklıydı bir evlat annesine nasıl böyle birşey yapabilir demiştim. şimdi ise aynanın diyer tarafındayım başak hn: için çok üzüldüm allah (cc) yardımcısı olsun dilerimki bundan sonrasında mutlu olur körkuyularda da olsa rabbinden umudu kesmesin insan
Sayın sait çamlıca bey sizi çok tebrikli yorum ve nihat hocamada teşşekür ederim bizi eğitip büyütü için ve sizi okulmuza bekliyoruz adres: alatin keykubat i.ö.ö bekliyoruz sağlıcakla kalın iyi günler hocam
ve ayrıca ceza evi bana ccet gibi geldi çok gzüel bir yazı paylaşım için teşerkür ederim bütün 5/A sınıfı olarak sağlıklıcakla kalın
Hocam ben bu yazıyı daha önce gazetede okumuştum ve o zaman kızı suçlu bulmuştum.
Fakat şimdi okuduğumda daha farklı düşünüyorum.Bu haberi bizimle paylaştığınız için teşekkürler.
Ayrıca bugün SAFRANBOLU İMAM – HATİP LİSESİ’NDE bir konferans verdiğiniz için ALLAH RAZI OLSUN umarım sizinle bir daha karşılaşmak nasip olur.
9\A sınıfı olarak tekrardan teşekkür ederim . Hayırlı akşamlar…
sizin yazılarnızı çok beyeniyoruz 5/A sınıfıolark
5/Asınıfı olarak sizi ilgiyle takip ediyoruz öğretmenimiz sizi yeni yazılarını bize okudukça sizin daha iyi bir yazar olduğunuzu öğreniyoruz sizi 5/a sınıfı olarak çok seviyoruz saygılarla
5/Asınıfı olarak sizi ilgiyle takip ediyoruz öğretmenimiz sizi yeni yazılarını bize okudukça sizin daha iyi bir yazar olduğunuzu öğreniyoruz sizi 5/a sınıfı olarak çok seviyoruz yeni yazılarınızı sevgiyle takip ediyoruz saygılarla
Saygi deger hocam,
medyada göruntulenen olaylarin arka planini cok güzel ortaya koydunuz Insanin ürkmemesi icten deyil Anne babalara duyurulur.
Saygilarimla
sizin yazılarınızı çok seviyoruz devamınıda mutlaka bekliyoruz
ALLAH ım ceza evini cehennem gibi görmeme vesile olan bir ailem olduğu için sana hamd-ü senalar olsun…
düşündürücü ve ibretlik bir yazı.çoğu zaman eylem ve söylemlerimizin nereye varacağını düşünmeden hareket ederiz.fakat onlar bizi bumerang gibi bulduğunda,kurban rolünü seçeriz,oysa biz ektiğimizi biçmişizdir.rüzgar eken fırtına biçmiştir.kurban cezaevindeki kızdır.tertemiz bir ruhu sevgisiz karanlık bir dünyaya mahkum ederek,canileşmesine sebep olanlar suçludur.sevgi ve saygı göstermezsek karşımızdaki aynı ifade biçimini kullanacaktır bize.söz karşısında nice alimler zalim,nice zalimler alim olmuştur.topu hızla duvara fırlatın göreceksiniz aynı şiddetle bize dönecektir.tıpkı davranışlarımız gibi.
gerçekten çok güzel şeyler yazıyorsunuz tebrik ederim
Anne baba profesör olunca bu onların çok iyi çok iyi çocuk yetiştireceği anlamına gelmiyor. El birliği ile çocuğu ne hale getirdikleri belli oluyor.Bunun herkese ders olmasını diliyorum…….!Çocuğu dünyaya getirmek önemli değildir, önemli olan topluma yararlı iyi bir insan yetiştirmektir.Bunun için de anne babalara çok büyük fedakarlıklar düşüyor.Herkes de buradan üzerine düşen sorumluluk payını çıkarmalı…!